Perşembe, Mayıs 26, 2022

 Mayıs ayının hızından ürktüm resmen. Her şey o kadar hızlı ilerliyor ki. Bu aya o kadar çok şey sığdırdım ki. Hala dua ediyorum bu ay 36 gün çeksin lütfen diye. Fakat çok dağınık olan zihnime ayak uyduruyorum şu an ve bir sıra gözetmeksizin dağınık mağınık yazıvereceğim içimden geçenleri hemencik şuraya. Burayı bir günlük gibi kullandığımı fark ettim bir süredir. kendime, kendi kişisel tarihime notlar olsun diye.

Havalar bahar gelmeden yaza, yaz gelmeden tekrar kış mevsimine döndü ve çoğu günler yağmura, rüzagara, sebepsiz sıcaklıklara uyandık mesela. Böyle neredeyse bir 15 gün geçirdik. Hobi bahçeme fideler, tohumlar ektim. Mısırlar, fasulyeler, maydanozlar,soğanlar, sarımsaklar filizlendi. Doğa hızlandı sanki. Otlar kendini gösterdi. Benim zamanla savaşım bitmedi ama...

Uzun zaman önce buranın Milli Eğitim adına hizmet veren bir eğitim kanalı benden bir program istemişti. Ebeveyn-çocuk ile ilgili. Soru cevap şeklinde yaklaşık 2 saat sürecek bir programdı aslında. Bu hafta o programın çekimleri vardı. Söyleşi tarzında, çok da keyif aldığım bir söyleşi oldu. Moderator genç bir öğretmen, oğlumla yaşıt ama aynı zamanda bir anne, program 3 saat sürdü her bir soruyu montajlayarak tek bir video olarak yüklediler dün akşam kanala, böylece kimse sıkılmadan her bir sorunun cevabını tek tek ihtiyaca göre izlensin diye düşünmüşler. Benim için keyifli oldu. Umarım faydalı olur diye geçerken içimden, acaip güzel dönüşler aldım. mesela dün sosyal medya hesabımda şu yazıyordu; Hocam,arkadaşın paylaşımıyla tanıdım sizi. ilaç gibi geldi 10 dk.mizaç bu aralar evlatlarım adına unuttuğum bir kavram olmuş bunu hatırlamak sabrımı genişletti emeğinize sağlık. Tabi çok mutlu oldum. Görmek, izlemek isterseniz şuradan bakabilirsiniz Bir Soru Bir Cevap yakın arkadaşlarıma ünlü olmak için evden kaçacaktım ama bu yolu bir deneyeyim diye düşündüm dedim:)

Az önce bir seminer sunumundan çıktım, yarın hem yatılı 2 misafirim geliyor hem de sabah 11'de bir tez savunma jürisi var, hala tezi okumayı bitirememiş olmama hayıflanıyorum.Bu gece okuyacağım. Oğlum aradı bu gün bir törenden bahsetti. Çok şaşırdım hiç duymamıştım. . Bizim akademide doktora yeterlik sınavı önemli bir sınavdır, sınav sonrası bir kutlamayı hak eder deriz hep. Aynı onun gibi sanki. Dedi ki; Anne bu havacılığın önemli bir günü olarak kutlanıyor. Meğer farklı meslek gruplarının işleyişlerine dair hiç bir fikrim yokmuş benim. Oğlum bu gün ilk yalnız uçuşusunu gerçekleştirmiş. Onlarda bu önemli bir ritüelmiş ve hortumla ıslatılıyormuş ilk yalnız uçuştan sonra. Bana onun videosunu attı. Hocası, arkadaşı, görevliler herkes hortumla başındna aşağıya suluyor ve o herkese teşekkür ediyor sakince:))) Çok şaşırdım,çok güldüm,çok hüzünlendim. Hepsi bir arada.... Bu gün unutulmasın diye onu da buraya not düşmek istedim.

Bu ay bir de benim  alışkanlıklarıma bağlılığım bir sınavdan geçti ve teknoloji kazandı. Sesli kitap okuyamam ben diyordum yıllardır direniyorum ama 14 günlük deneme sürecinin ardından sesli kitap aboneliği aldım ve deliler gibi kitap dinliyorum. Kendime şaşarak. Bugün Ne zamandır elimde sürünen Buket Uzuner'in Su kitabını yine kendi sesinden bitirdim. Sabahları 5.30'da yürüyüşe çıkıyorum tam 1.5 saat. Bu sayede 1.700 gram yağdan vermişim. Diyetisyen kontrolünde çok şaşırdım resmen. Artık vermem gereken yalnızca 3 kilom kaldı. Bu yaza istediğim eski kıyafetlerimi giyerek giriyor olmanın hafifliğini de kendime hediye etmişken, kulağımda storytel kitapları biraz seyahat ederim belki...


         Kampüste bu manzaranın karşısına oturdum dün çay içtim. Arkamda nefis bir cami vardı...

Cumartesi, Mayıs 07, 2022

Mayıs

 

Ramazanın son haftası bizim vize haftasıydı. Ben de sınav sorularımı hazırlayıp asistanımıza bırakıp Malatya'ya gittim. Bir hafta boyunca orada çok sevdiğim bir arkadaşıma misafir oldum. Bir kadın doğumcu olarak sağlık sorunlarımı, hayatı, ramazanı, iyilikleri çoğaltmayı konuştum. Bana çok iyi geldi. Her gün kitap okudum, camileri gezdim, kendime, oğluma, anneme, ablama, arkadaşlarıma, aklıma gelen herkese bolca dualar ettim. Belki kadir gecesine bile denk gelmişizdir diye söylendik. Çok ama çok iyi hissettik kendimizi. Hafta sonu Ankara'dan ablam geleceği için döndüm. Bayram boyunca ablamla birlikte bu coğrafyanın unuttuğum yerlerini gezdik. Gökyüzü delinmiş gibi yağdı. Sanki Londra gibi dedim sürekli yağıyor. Ablamın burada danışanı vardı online gördüğü onunla yüz yüze seansı vardı onu da halletti gelmişken. Hastanun ayağına gelen psikiyatr oldum dedi :) birlikte Almus barajında gölü izledik. Ablam barajı İsviçre'ye benzetti. Bence de benziyor. Birlikte eski evlerin restore edildiği sokakları, Atatürk'ün kaldığı konağı, Mevlevihaneyi gezdik. Tokat yazmalarınıdan aldık, yedik içtik gezdik. Diyet gitti 1.5 kilo aldım:) 
Bayramda hava buz gibiydi ama evde bile olsak yalnız olmadığımı hissettirdi bana onun varlığı. Hastalarını da ayarlamış cuma gününe kadar kaldı. Onun storytel hesabından çok merak ettiğim Teoman'ın Fasafiso kitabını dinledim önce, kendi sesinden bu hikayeyi çok merak ediyordum. Teomanla epey bir süre -o Boğaziçinde okurken- aynı mahallede oturduk. O bizim bakaldan alışveriş yapardı, biz de onun uzun saçlı sırtında gitarıyla bakkala gelmesini beklerdik. Kitapta ne zaman Yeniköy adı geçse hemen o yılları düşünüp ablamla konuştuk. Ablam ben daha çok satış yaptım ona bira ve sigara alırdı dedi, ben de arabasından detaylar verdim:)  sonra da hemen bu uygulamaya abone olup 2 kitap daha bitirdim. Barış Bıçakçı ve Mahir Ünsal Eriş. İkisini de ilk kez okudum. O kadar beğendim ki. bence her ikisi de yeterince fark edilmemiş yetenekler. Cümleleri, kurguları çok hoşuma gitti. Kullandıkları dilin güzelliği zihnimde çok lezzetli bir tat bıraktı. Ama asıl bu ayın en önemli olayı bence benim sonunda sesli kitap uygulamasına evet demiş olmam:) 
Ablamı yolcu edince garip bir burukluk oldu. Sanki yalnız değildim de şimdi yalnız kaldım. Bunu oğlum gidince de hissediyorum. İnsanoğlunun unutmaya meyilli olmasının sonucu tüm bunlar. oğlum bayramda gelemeyeceğini uçuşlarının çok yoğun olduğunu söyledi. Eğitim uçuşları Aydın'da başladı. O kadar yoruluyorum ki anne dedi, uçuştan indiğimizde tüm tişörtümüz sırılsıklam... 
 İyi ki ablam geldi. Gelmese de yapacak bir şeyler bulurdum ama kendimi daha iyi hissettim böylece. Eski albümlerden fotoğraflarımıza baktık anılarımızı konuşup gülüp, duygulandık... 
Biraz önce kargo geldi. Oğlum anneler günü için bana telefon almış. Ben şimdi bütün teknoloji özürlü halimle bu telefonu kurcalayıp anlamaya çalışacağım.... 



                                                                     Almus barajı burası. 




Sulu sokak







Ablam Tokat kebabını görüntülemek için çok çaba harcadı. Bu efsane lezzeti Amerika'da okuyan çocuklarına yolladı










her kelimesini sindirerek dinlemek istedim. sanırım yeniden dinleyeceğim. Keşke daha önce okusaydım

Kitapta yalnızca "benim adım feridun" öyküsü bile olsa okumaya değerdi.
"yaşa, işe, güce, itibara en ufak hürmeti olmayan bu acıya aşk acısı diyorlar. kim olursan ol, seni saklandığın yerde er ya da geç buluyor, gelip göğüs kafesini ateşle sıvazlıyor ve sen içeride kapkara kurum tutuyorsun. ağzını açsan, alevler püskürüverecekmişsin gibi, ciğerlerine damla damla kurşun eritiyorlarmış gibi. kolay kolay geçmiyor, geçtiğinde de sen geçmiş olduğunu bile fark etmiyorsun. yağmurlu havalarda sızlayan eski bir kırık gibi sızlayıp duruyor, kendini hatırlatıyor."
2014 yılında da sait faik abasıyanık hikaye armağanı ödülünü kazanmış kitap

Cumartesi, Nisan 23, 2022

 

Çocukluğumda bu bayramlar hep ama hep heyecan ve coşkuyla geçti. Öğretmenlik yaparken de bu coşkumu çocukların aracılığıyla yaşamış olduğumu sonradan anlamlandırdım. Oğlum küçükken de 23 Nisan hep çok coşkulu kutlanan bayramlar olarak hafızamda yer aldı. Üniversiteye geçtikten sonra uzun yıllar AÇEV aracılığıyla bayramları kutlamak için köylerde atölyeler, oyunlar, etkinlikler yaptık öğrencilerle. AÇEV'in "7 çok geç" diye bir sloganla yola çıktığı projesinde dağ tepe gezip çocuklara etkinlikler yaptık. Çok ama çok güzel oldu. Şimdi bunca zaman sonra pandemi mi artık başka şey mi bilemedim. Belki de ben yaşlanıyorumdur felan diye söyleniyordum bu gün:)

Oturdum bu ahval ile sabah albümleri döktüm. Hala yatağın üstü albüm dolu. Güya oğlumun çocukluk fotoğraflarına baktım ama kendimin de nasıl büyüdüğünü gördüm görüntülerle... Her şeyi nasıl da bir yerlere oturtmaya çabalıyor.  İnsan beyniyle alakalı Serkan Karaismailoğu'nu dinlerken yeni bir şey öğrendim. İnsan beyni biyolojik cinsiyette bağımsızmış meğer. Erkeklerde dişi beyinli oluyormuş -ki kendisi de öyleymiş- dişi beyin empatiyi daha çok yapıyor dedi. Peki nasıl anlayacağız beynimiz dişi mi erkek mi? Çok basit; işaret parmağınızla yüzük parmağınıza bakıyoruz, yüzük parmak işaret parmağından ne kadar uzunsa o kadar erkek beyinlisiniz, eşitse siz dişi beyinlisiniz. buradan izlemek isterseniz konuşma gayet espirili.TEDX Şimdi herkes ellerine bakmaya başlıyor demişti konferansta o gün. Ben de hemen baktım tabi dişi beyinli çıktım:) detaylarda boğulanlar, empati kuramayı başaranlar hep dişi beyinli:)




                                                    O zaman kutlu olsun çocukluğumuz. 


Cumartesi, Nisan 16, 2022

Bahar ışıkları

 Bahar geldi ve zaten çok hızlı akan zaman daha da hızlandı. Ramazan bile yarılanmış ben fark edemeden. Oğlum gideli bile 3 hafta olmuş neredeyse. Peki ben bu arada neler yapmışım. Daha çok okuyup yazıyorum. Daha çok dualar ediyorum. Etrafıma daha dikkatle bakıyor, kimin neye ihtiyacı var anlamaya çabalıyorum. Uzundur ertelediğim akademik bir çalışmamı tamamladım bu ayın başında. Üstümde uzundur yük gibi duruyordu yarım kalmışlığı. Mayıs ayında Prag'da gerçekleşecek bir kongre hazırlığım vardı. pek de heves etmiştim ama üniversitem kongre desteklerini durdurmuş. Biraz kızgınlıkla söylendim, mırıldandım-hala da söyleniyorum-, paraları bitmiş! Sonra hemen neyse önümüzdeki işlere bakalım dedim. Birkaç makale hakemliği, birkaç araştırma sorusu için uzman görüşü raporları hazırladım, bir tez savunmasına jüri üyesi olarak katıldım. İyi ki online oluyor bu işler. Bence büyük konfor. Tıp fakültesinde öğretim üyesi olan yakın bir arkadaşımın bir araştırma planlamasını yakından tanık oluyorum bu günlerde. O kadar dikkatimi çekti ki, buraya not almam lazım. Tıp fakültesi öğrencilerinin gelecek planları üzerine nitel bir araştırma planı bu. Arkadaşım öğrencilerinin neredeyse tamamına yakınının mesleklerinin itibarının kalmadığını düşüncesiyle yurt dışında yaşamak ve çalışmak için fırsatlar ve imkanları araştırdığı mezun olur olmaz gitmek istediği bunun için yabancı dil çalışmaya başladıklarını anlattı. Bunu nitel bir araştırma deseni ile de raporlamak istediğini söyledi. Onun için bir planlama yaptık ve 3 tane tıp öğrenciyle pilot görüşmeler gerekleştirdi. Gerçekten de çocuklar çok umutsuz. Bu durum benim canımı yaktı diyebilirim. Dünyanın en zor mesleklerinden biri olan doktorluğu pek çok zorlukları aşarak okuyan bu gençlerin bu umutsuz duruşları çok hüzünlü geldi. çalışmada arkadaşıma destek verdiğimden yakından tanıklık ettim bu hüzünlü doktor adaylarının umutsuz serzenişlerine. Önümüzdeki günlerde bu çalışma bizi nereye götürecek göreceğiz. Onun dışında benim Eylül'ümden haberler vereyim. Bir süredir ona matematikten özel ders aldırıyordum. Derslerinde bariz yükselişler başlamıştı. En son yapılan deneme sınavında sınıf birincisi okul 60. sı oldu. Matematik korkulu bir rüyaydı. Anlamadığı için bence sevmiyorum diyordu. Şimdi anladığım problemleri seviyorum anlamadıklarımı sevmiyorum diyor:) bence önemli bir yol aldık sanki. Annesinin tansiyon sorunu ortaya çıktı bu hafta. Onu hastaneye götürdüm tansiyon holteri takıldı tansiyonu 20 lerde seyrediyor... Neye bu kadar stres yaptın bir şeye mi üzüldün diye sordum, ağlayıverdi. Her şeye üzülüyorum dedi.. Tam bir yıl oldu Mart başında eşini kaybedeli ve sürekli hüzünlü olan bu anne kız için elimden geleni yapsam da onların hüzünlü duruşları değişmiyor ne yazık ki... Annenin iki kalp kapakçığı değiştiği için sürekli ilaç kullanıyor ve korkuyor. ölmekten değil diyor, Eylül ne yapar diye korkuyorum. O kadar iyi anlıyorum ki onu. Teselli edecek cümlem yok maalesef. Hastanede sıra beklerken dedi ki, eşim ben hastayım diye üzerime titrerdi, pandemide ben hasta olmayayım iyileşemem diye sokağa bile çıkarmadı beni İstanbul'da ama o öldü. Anlamakta zorlanıyorum diyor. Gerçekten de zor. Bakıyorum 1982 doğumlu adam bir gün midem ağrıyor diye doktora gidiyor ve 40 gün sonra kanserin heryeri sarması sonucu ölüyor. Hayat bu kadar. Burada duruyor...

 Eylül okula gidiyor, kursa gidiyor, kitap okuyor, oynuyor gülüyor ama hep babasının eksikliğini kalbinde taşıyor. Geçen akşam onlara çaya gittim, elimde çayın yanında yiyelim diye bir şeyler vardı. "aaaa babamın bana getirdiği çukulatalar bunlar anne" dedi hemen. Bunu da sevinçle söyledi yani, hüzünle değil, ama ben hüzünlendim... Ne yapsam eksik biliyorum ama yine de o eksiği tamamlamak için çok dikkatli çabalarım var... Okuluna gittim geçen hafta öğretmenleriyle görüştüm tek tek. Durumunu öğrendim. Öğretmenleri hala alışamadı benim veli pozisyonuma ama olsun her seferinde ben açıklıyorum yine de:)

Geçenlerde sosyal medya üzerinde Milli eğitimde bir idarecinin çocukların açtığı bir sergide talihsiz bir basın açıklamasına denk geldim. Açıklama bir çocuk gelişimci olarak beni çok rahatsız etti ve sosyal medya üzerinden ben de bu açıklamaya bir sersenizşte bulundum. Sokaktan geçen herhangi biri gibi açıklama yapan bu eğitimci-idareci olan bir grup var ve ben bunları tölere edemiyorum ne yazık ki. Sosyal medyadan yazdıklarıma çok fazla özelden mesaj geldi. Burada o basın açıklamasını izleyenler hemen anlamışlar tabi ve neyse ki bir tek ben değilmişim rahatsız olan. En azından bu sevindiriciydi benim için. Sosyal medyada yazdıklarımı buraya da alayım istedim. 

"Sosyal medyada, çocuklara "Bunlar küçük adamlar" diye başlayan bir basın açıklamasına denk geldim. Bu tür açıklamalarda çocuğun minyatür bir erişkin değil, kendine özgü bir birey olduğu gerçeğinin göz ardı edildiğini düşünüyorum. Çocuklar, doğal süreçlerini yaşayamadan her şeyi bildikleri veya bildiklerini zannettikleri, yetişkinlerin sahip olduğu veya sahip olabilecekleri sırları da öğrendikleri ya da öğrendiklerini sandıkları zaman artık yetişkin olmanın bir anlamı kalmamıştır. Postman’a göre, günlük yaşam üzerinde televizyonun, bunun ile bağlantılı bilgisayarın şekillendirici etkisinin artmasıyla kültürel değişim de giderek hızlanmıştır. Postman’ın “kültürel çöküş” olarak nitelendirdiği bu durum, çocukluğu da derinden etkilemiş, çocuklara ait duyguların, tavır ve davranışların kaybolmasına neden olmuştur. Çocuk ile yetişkinlik arasındaki mesafe azalırken, “çocukluk kavramı” dünyamızdan biraz daha uzaklaşmaktadır. Postman, günümüz modern dünyasında, çocukların yetişkin, yetişkinlerin de çocuklar gibi davranmaya başladığı tespitlerini yapmaktadır. Çocukların giydiği kendilerine has olan kıyafetler yerini küçültülmüş yetişkin giysilerine bırakmıştır. Günümüzde ebeveynler çocuklarına kendi giysilerinin küçültülmüş örneklerini giydirmektedir. Nereye bakılsa, yetişkinlerin ve çocukların davranış, dil, tutum ve arzularının hatta fiziksel görünümlerinin, giderek artan bir biçimde birbirinden ayırt edilemediği görülmektedir. Oysa hayata dair bir incelik ve naiflikten söz edildiği yerde; çocuğa, çocukluğa ilişkin mutlaka bir ize, bir işarete, bir sembole mutlaka denk gelinir. Çocukluk, esas anlamıyla tüm yetişkinlerin imrendiği ve geri dönerek yeniden yaşamayı arzu ettikleri bir süreçtir. Bilinmelidir ki, bu süreci değerli kılan etken, insanlığın çocukluk çağlarında evren içerisinde işgal ettiği tertemiz noktadır. Bu yüzden de çocukluk yetişkinliğe giden yolda ilk ulaşılan durak, çıkılan ilk limandır. Heywood'ın dediği gibi “Çocukluk çağı, teorik seviyede çocuk olmanın anlamını çözebilme aşamasıdır” Onlardan "küçük adamlar" olarak söz etmek onların duygularını, hayallerini, gerçek ya da gerçek üstü kavramlarla örtmek veya görmezden gelmeye çalışmaktır."


Her şey güllük değil tabi ki, bu hafta benim de belim tutuldu. Bir yakı yapıştırdı dr arkadaşım bir kaç gün dinlendim hafifledi. Ama hala pc başında çok oturunca ağrıyor. Mutfakta biraz fazla üretim yapınca da ağrım artınca biraz mola vermem gerek bu mutfak merakıma dedim. Ama duramadım oğlumun en çok sevdiği kurabiyeler ve krakerlerden yaparak dün ona bir ramazan paketi yolladım. Orada otelde kalıyorlar belki geceleri atıştırmalık isterler diye düşünüp.

Bir de salı geceleri bir dizim var artık. Üç Kız Kardeş. Bu yaz kitabını okumuştum ve çok beğenmiştim. Şimdi kitabın dışına çıkan senaryolara şaşıra şaşıra izliyorum. Ama keyifli bir şey haftada bir gece benim dizim var diyorum kendime gülerek. Yürüyüşlere yeniden başladım diyetisyenim en son kilo vermem durduğu için hareket koymalıyız dediğinden. İftardan sonra 1 saat yürümeye gayret ediyorum ama çoğunlukla iftara misafirim oluyor ancak 3 gün yapabildim bu hafta. Ramazanda kalabalık iftar masaları seviyorum ama ne kadar az yemek o kadar mutluyum bu masalarda. Çorba, ana yemek ve salata. Pilavsız, ekmeksiz, tatlısız sofralar en sevdiğim. Benim şekersiz atıştırmalıkları tatlı niyetine çay yanı ikramı yapıveriyorum:) herkes de sanırım alıştı buna...

Hobi bahçemin açılışını yaptım bu hafta. Gübre geldi köyden, hayvan gübresi onu da serdirip ekim dikim için son hazırlıkları yapacağım. Evde yumurta kabuklarına bal kabağı, kızartmalık kabak, domates ve biber tohumları diktim. Sanırım 1 aya toprakla buluşmak üzere bahçeye giderler... 

Bu hafta sonu online ders yapacağım ve ara sınavlar için soru hazırlayacağım. 

Güneş ve bahar. İkisinin ışığı da bana da değer umarım...


                                           Yumurta kabukları ve tohumlarım.... Buna bakıp baharı uzun tutma niyetindeyim...

Çarşamba, Mart 30, 2022

 Pandemi başladığında oğlum yurt dışındaydı annem yanımda. Önce ne olduğunu anlayamadığımız bir 3 hafta geçirdik evde kalarak. Sonra uzaktan eğitime geçildi hemen. Uzaktan eğitimin alt yapısı olmadığından bizim okulun sisteminde çok zor günler geçirdik. Nisan ortasına geldiğimizde oğlum çalıştığı şirketin onları ülkeye geri getirmek için talimat verdiğini yazdı. Acilen dönüyoruz bu gün bizi almak için bir uçak geldi dedi... Önce çok sevindim, gözümün önünde olsun pandemi süreci ne olur ne olmaz dedim. Ancak pandeminin her şeyi alt üst etmeye başladığını o an göremedim. Şirket önce eğitim için götürdüğü bu öğrencileri ülkede eğitim vereceğini duyurdu, ardından 3 ay beklemeye aldık sizi dedi, ardından bitmeyen güncellemeler devam etti. Uzaktan eğitim başlatacağız dedi, -başlatmadı-İstanbul'a dönüyorsunuz dedi-iptal etti-,sizi geri götürüyoruz dedi-olmadı dedi- Şimdi isim vermiyorum ama bu son derece kurumsal hatta profesyonel olan büyük bir şirket haa, öyle herhangi bir şirket de değil. Ardından tüm öğrencileri topladı ve sözleşmeleri yeniledi. İsteyen tazminatsız ayrılabilir dedi. Zor günlerdi. Sonra uzaktan eğitime aldı biraz sonra yine kesti ve dedi ki size söz verdiğim gibi 2 yılda değil 4 yılda bitireceksiniz bu eğitimi.... hayatta kalmak için çok çabaladı, spora sardı erken kalkıp spor salonuna gitti başka aktiviteler üretmeye çalıştı. Nihayet tarih verildi eğitim için. Dün   Aydın'a yolladım. 4 ay orada eğitimin ardından İstanbul'a dönecek ve oradan eğitimine devam edecek. Onu yolcu edince bir tuhaf oldum. Oysa bu son 2 yılı saymazsak zaten 6 yıldır yanımda değildi. İstanbul'a üniversite için gitmiş ve mezun olunca da işe başlamış orada bir düzen kurmuştu. Yani alışkındım yokluğuna, yılda neredeyse 2 kez gelmelerine. Fakat insanoğlu her şeye hemen alışıyormuş. Varlığına da kısa sürede alışmışım. Ona göre yemek planlamak, evde iş planlamak vs. Odasına hala girmedim. oysa  temizleyip,  nevresimlerini vs yıkamaya alacaktım. Kalsın dedim biraz daha. Allah'tan bugün aylar öncesinden söz verdiğim bir söyleşi vardı ve sabah 2 saat dersimi yapar yapmaz okuldan çıktım, öğleden sonra liseli gençlerle buluştum. Bana o kadar iyi geldi ki. Onlara da sanırım... Mili Eğitim'in ilham Veren Buluşmalar projesi kapsamında 2 saate yakın bir söyleşi yaptım gençlerle.  Çok soru sordular, çok ilgiliydiler. Okul müdürü bile geldi söyleşiye. Oysa protokol sevmezdim. Fakat salonda çıt çıkmadı sonuna kadar... Heyecanları, soruları, merakları kalbime dokundu gençlerin. Böylece biraz olsun hafifledi üzüntüm... Öyle sanıyorum ki insanın şifası başka kalplere dokunmak, fayda veren işlerde yer almak. ya da benim kalbimin şifası bu. İnsan da ruhuna iyi gelen şeyleri zamanla mutlaka öğreniyor. 

Bu günde konuştuk yerine ulaşmış otele yerleşmiş ve yarın oryantasyondan sonra başlıyorlarmış... Herhalde alışırım kısa süre içinde...

Bir süredir devam eden bir dizim oldu Üç Kız Kardeş. Bu yaz kitabını okuduğum için onu izlemek istedim. Senaryo kitaptan bağımsız hareket etmeye başlıyor sanki ama yine de izlemek iyi geldi bu gün... 


            Söyleşi ardından sosyal medyada paylaşmış okul bir kaç fotoğraf, oradan arakladım:)

Pazar, Mart 13, 2022

 Perşembe söyleşisini yazmalıyım ama ne zaman derken ancak fırsat buldum. Bu hafta sonu evden hiç çıkmadım ve bir makale bitirdim. Kendimi tebrik ediyorum ve blog yazmaya zaman ayırıyorum:)

Geçen hafta pazartesi itibarıyla trafik başladı. Kalma yerleri, davetiyeler dağıtılacak, afişler matbaadan alınacak. Neyse ki asistanım çoğu şeyi kolaylaştırdı. Davetiyeleri almaya gittim matbaaya bize basım için gelmedi dediler haydaaa hemen basına gittim nasıl gelmedi mail attık dediler, geldi-gelmedi derken bekledim hemen bastılar. Aldım hemen rektörlüğe bıraktım çıktım, afişleri asistanıma verdim sen as bunları astır gerekli yerlere dedim. Hediye işlerine koşturuyordum ki telefonuma bir mesaj düştü, İzmir'den gelecek hoca Antalya'da Tübitak matematik kampındaydı. Şahane bir matematik programı hazırlıyorlar zira- Antalya'dan İstanbul'a gelebiliyorum ama İstanbul Sivas uçağım kar nedeniyle iptal oldu dedi. Hemen çarşamba akşamına aldı bileti, ben konuk evini aradım hoca çarşamba gece girecek dedim yeni rezarvasyon yaptırdım. Şöförü aradım akşam Sivas'a gidip iki hocaya alacaksın dedim. Çarşamba gece uçuş geç saat dedim ya kardan iptal olursa ne yaparız? Derken indik yazdılar ve rahatladım. Perşembe sabah 9 da önce hocalardan birini aldım konuk evinden sonra şehrin diğer ucunda kalan hocamızı alıp onları tarihi Osman Paşa konağına kahvaltıya götürdüm. Konak henüz 2 ay oldu açılalı ve arkadaşlarım ilgileniyor rezerve yaptırmıştım ama eksikler var bildiğimden evden mor ekmek-katmer-sos- zahter-peynir çeşidi gibi kahvaltılıklar ilave etmek istedim hazırlıklar yapmıştım. Önce kahvaltı oradan çalışabilecekleri bir mekana götürdüm iki hocayı üçüncü hoca yoldaydı sürekli onunla iletişim halinde kaldık Ankara-Tokat arası karlı değilmiş araçla geldiler onlarda. O kadar güzel bir söyleşi oldu ki anlatamam kelimelerle. Herkes yerlerde oturdu zira yer kalmadı. Salondan da çıkmadılar. 13.30'da başladı 16.00'da mola verdik 20 dakika geri geldi herkes. rektör yardımcısı sonuna kadar kaldı. Bana eğildi ve dedi ki "ben bu salonu hiç bu kadar dolu görmedim" Gerçekten de o kadar lezzetli bir söyleşiydi ki. Kitap imza zamanı çok uzadı saat 18'e geliyordu zorla boşalttım salonu. Öğretmenlik yapacak bu gençlere umut aşıladılar. Halktan da gelen çok oldu, diğer fakültelerde yoğun ilgi gösterdi. Bir ara baktım Tıp Fakültesinin hocaları gelmiş. Söyleşiden sonra özel bir yemek rezervasyonu yaptırmıştım yöresel yemekler sipariş etmiştim hep birlikte oraya gittik yemekte hocanın ertesi sabah olan dönüş uçağı da iptal oldu epey bir ne yapacağız çözümü düşündük ama hocalar o kadar pozitif ki anlatamam gülerek çözüm arıyoruz hiç gerilmiyorlar benim Antalya'ya dönmem lazım diyor çünkü kahvaştıda Tübitak başkanı aradı hocayı sen neredesin diyor:) ben 1 günlüğüne geldim geri döneceğim diyor ona, sonra Ankara'dan gelen araçlı ekibe diğer hocayı da ekledik Ankara'dan otobüsle Antalya'ya gitti sabah mesaj atmış Antalya'dan sevgiler diye. Zorlukları iptalleri dert bile etmediler. Akşam şahane bir keşkek yedik hep birlikte yemekten sonra onları minik hediye paketleriyle uğurladım. Öğrenciler mutlu biz de mutluyuz. Fakat bir daha yapmayacağım dedim bu sefer. 

Söyleşi fotolarını buraya da koymak istedim:) 




                                     araya şu kahvaltı masamızın fotosunu koymasam olmazdı:)))






Cumartesi, Mart 05, 2022

 Blog yazmaya yıllarca ara verdikten sonra bir hevesle tekrar başlayalı tam 1 yıl olmuş. Zaman gerçekten ürkütücü. Şule'nin dediği gibi 2022'den 3 ay gitmiş ne ara Mart geldi? Okuyup yazmak dışında zamanla yarışmalar düzenliyorum bu aralar. 2 gün önce annem çok rahatsızım faranjit oldum ben dedi. Hemen doktora git dedik bekleme test de ver. Derken o gün ağırlaştı eve geldi yattı ama kötüyüm ben dedi. Test sonucu salı akşam üzeri 5 gibi çıktı. Pozitif. Çarşamba sabah 6 uçağında yer buldum hemen gittim İstanbul'a. 2 gün kaldım ve dün öğlen uçağıyla da döndüm. Benden bile hafif geçiriyor diyebilirim neredeyse. öksürüğü zorluyor tabi. Bitkisel kürler götürdüm ona kekikli zencefil çayları yaptım 2 gün. Baktım iyi televizyon izleyip eline aldığı kağıt kalemle tarif yazıyor çıktım her sokağı denize çıkan mahallemde dolaştım biraz, ada çayı içtim deniz kenarında, Amerika'daki kız kardeşimi görüntülü sokağımızı dolaştırdım, ona da moral oldu, iyi geldi.  öyle eve geldim. Şimdi diğer kardeşim gitti yanına. Fakat pozitif çıkınca hemen telefonda beni köye gömseniz burada kimse başıma gelmez bana dua okumaz dedi. Biraz canım sıkıldı ama belli etmedim. Şimdi de diyorum anne yırttın hadi.. Sorma diyor ben ne zaman sokağa çıkabilcem:)

Bu hafta önemli 3 eğitimciyi konuk ediyoruz. Bizim etkinliğimiz. Çok büyük emek ve hevesle planladım ama bir daha yemin ettim okul adına etkinlik yapmayacağım bu son olsun. Bu 3 eğitimci hiç para almadan gelecekler, uçak biletlerini ve konaklamalarını karşılıyor rektörlük. Asistanımı arayıp dekan hocaya çıkıp okul adına bir hediye düşünüp düşünmediklerini sormasını rica etmiştim İstanbul'dayken. Dekanlığın cevabı; hocalarınız kendi aralarında halletsin. Hocalarınız dediği 2 kişiyiz:) çok ayıp dedim en şık haliyle. Ben elbet hediyelerimi almak için onlara sormayacağım zira kişisel ilişkilerimle konuk ediyoruz zaten ama dekanlık adına almayacağım elbette hediyemi. Akademiden her gün biraz daha hayal kırıklığı ile soğuyorum. Sınıftan çıkıp kimseyi görmeden eve gelmek istiyorum böyle anlarda...

Daha güzel şeyler konuşalım; Bu gün oğlum hamburger istiyordu ben de ona ekşi mayalı mor renkli hamburger ekmeği yaptım. üstüne de badem sütlü salep. Ekmek çok başarılı oldu, hiç ummadığım şekilde. Oysa ilk kez hamburger ekmeği denedim. Şu son çalıştayın raporlarını düzeltiyorum bir yandan da İstanbul yorgunluğumu atıyorum. 2 gün içinde hızlıca gidip gelmek zor oldu ama Sivas'a oğlum götürdü beni sabaha karşı 4 gibi yola çıktık, yolda kar vardı. Önümüzdeki hafta önemli konuklarımız var ve onların afişlerini paylaşmak istiyorum. Öyle heyecanla bekliyoruz ki ben ve öğrencilerim. 




                        Şu afişin güzelliği kaybolmasın tabi. Derdimizi konuşalım bu hafta



Bence başarılı mor hamburger ekmeklerim de burada dursun 



Pazartesi, Şubat 21, 2022



Kanatlarımı takıp 10 gün önce gittiğim Ankara'dan gece döndüm. Kanatlarımı da bir süreliğine arka odaya kaldırdım:)

Şubat bitmeden anlatayım istedim aklımdakileri. Mevsimlik Tarım İşçisi Çocukların Eğitim İhtiyaçlarını belirlemek için davet edildim Ankara'ya ama erken giderek ve geç gelerek, yani önceki 3 günü ve sonraki 3 günü ekleyerek kendime tatil çıkardım. Hafta sonu ablamla, halamla şahane kahvaltılar, yemekler ve sohbetler yaptım. Pazartesi günü Kızılcahamam'da olacak çalıştay için otele girişler yapılabiliyordu ama salı sabahı başlayacağı için çalıştay ben salı erkenden gitmeyi tercih ettiğim için pazartesiyi bürokraside çalışan arkadaşlarımı ziyarete ayırdım. Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımı gördüm. Salı sabah 7'de bir servis beni aldı. Çalıştayın en sevmediğim kısmı açılış-kapanış kısımları-nedense hep gereksiz bir zaman kaybı gibi gelir çünkü-sabah otele iner inmez odaya çıkıp valizimi bırakım kahvaltıya indim ve ardından gereksiz uzayan açılışı izledim. Açılışta alanımdan bir akademisyenin sunumu vardı, sunumdan hemen önce sahnede kendini anlatan bir slayt ile başladı. önce inanamadım ama doğruydu. Bildiğiniz ben kimim diye, post doc sürecini bile detaylandırdığı, kendini anlatan bir sunum hazırlamıştı. Ben etrafıma bi bakındım bir tek bana mı garip geldi bu diye ama sonra ki günler anladım ki pek çok kişiye garip gelmişti. Çalıştay masalarında Urfa, Adana, Mersin illerinden gelen öğretmenlerle 3 gün boyunca keyifle içerik ürettik. Kendini sahnede 40 dakika anlatan akademisyen arkadaşımız ilk bir kaç saat dışında masasına hiç gelmediği hep piar çalışmaları yaptığı için benim masayı onlarla da işbirliği yapabilelim diye!onun ekibine yakın koydular ertesi gün:) içerik üretmek keyifli ama akademik olmayan akademisyenleri tanımak çok keyifsiz oldu. Bir termal oteldi ama hiç o sıcak suyu görmedi tenim:) Gazi'den hocalarıma rastladım çok mutlu oldum. Zira 3 ayrı çalıştay yapıldı aynı anda. Erken Çocukluk çalıştayında hocalarım vardı ve kahvaltı öğle yemeği akşam yemeklerinde hep birlikteydik. Bu tür çalışmaların en büyük katkısı bu bence. Taa Van'dan en yakın iki akademisyen arkadaşımla akşamları hasret giderdik. Ankara'ya dönünce yüksek lisans tez danışmanımı aradı onunla kahve içmek üzere buluştuk. Onunla birkaç saat çok iyi geldi bana. Hafta sonu yine Ankara'da görmediğim arkadaşlarımla buluşmalar ve tabi alışveriş yaparak geçti. Çalıştaydan ayrılınca çekilen fotoların altına öğretmenlerden biri çok güzel şeyler yazmıştı.

İbn-i Haldun (1332-1406), “coğrafya kaderdir” der. Doğup büyüdüğünüz ve hamuruyla yorulduğunuz yer, sizin yaşam dünyanızı şekillendirir ve geleceğinizin patikalarına yön verir.

Gezici olma, ağır çalışma ve kötü barınma koşulları, mevsimlik gezici tarımda çalışan ailelerin çocukları hali hazırda 'en kırılgan' topluluklardan biri. Eğitim öğretim yılı akademik takvimiyle örtüşmeyen bu mevsimlik tarım göçü sebebiyle, çocukların eğitimi büyük oranda aksadığı açıkça görülüyor. Hedefimiz çocuklar için kalıcı sonuçlara ulaşmak. Uzun soluklu bir proje. Faydalı olabilmek için yer aldım. Umarım istediğim kadar fayda verebilirim.

Cumartesi deliler gibi kitap alışverişi yaptım. Nasıl özlemişim Ankara Dost kitap evini. Öğlen bir arkadaşımla, pazar sabah kahvaltıya da doktora tez danışmanım ve doktoradan sınıf arkadaşımla buluşup akşamına da otobüsüme binip geldim. Burada beni bekleyen gençlerin ders kayıtlarına yetiştim:) Bu 10 günde bir özet bildiri hazırlayıp 28 Mayıs'da Prag'da olacak kongre için yolladım:) 

Tüm diyetimi askıya aldığım bu 10 günde yalnızca 1 kilomu geri aldığıma sevinip, (hem öğlen hem akşam otelde kabak tatlısından cevizli baklavaya, browniye ne varsa yediğim halde) hemen onu vermek üzere kolları sıvadım. Sık sık yazmak bana göre değil, ama sık sık okuma bana göre, o zaman madem arada bir yazayım.



                            Çalıştay masamızdan bir kesit koyalım o zaman

Pazartesi, Şubat 07, 2022

 Hafta sonu büyük bir keyifle çalışıyordum. Nitel bir analiz yaptım iki gün boyunca. Yalnızca yemek-içmek uyumak dışında kalkmadım neredeyse. Lakin pazar günü okuldan sevdiğim bir arkadaşımın babasının kalp krizi geçirdiğini ve yoğun bakıma alındığını öğrendim. Çok geçmeden de vefat haberi geldi. Emekli öğretmen, 63 yaşındaydı... Bu sabah erkenden cenaze için Kayser'ye gittik oğlumla. Oğluma araba kullanmak istemediğimi söyledim, beni kırmadı götürdü getirdi... O kadar hüzünlü anlar ki... Bir ara nasıl dayanılır ki bu acıya nasıl öğrenilir dedi bana. Söylenecek söz yok... Babamı hatırladım. 51 yaşındaydı öldüğünde...Ben cenazesine bile yetişemedim. O kadar uzaktaydım... Babam öldükten 1 hafta sonra bana mektubu geldi. meğer öldüğü akşamın gündüzü bana mektup yazmış atmış postaneden... O mektubu ezberledim...

Kayseri yolu karla kaplıydı, gözümü aldı uçsuz bucaksız beyazlık. Mezarlık tam Erciyes dağını görüyordu. Gerisi rutin cenaze merasimi... Arkadaşımla aynı anabilim dalındayız. Çalışkan, düşünceli, babasına düşkündü... Bir arkadaşım demişti ki, en sevdiğimiz insan ölüyor ama onun cesedinden bile hemen kurtulmak ister gibi 2 gün içinde gömüyoruz. Başka bir seçeneğimiz yok, beklerse bozulacak vücut çünkü... Ne kadar hüzünlü... Cenazede bir jandarma geldi annesinin yanına "benim öğretmenimdi" dedi annesi yeniden ağladı, öğretmeninizi uğurlamaya mı geldiniz... 

Akşam eve döndük, yol yordu, cenazenin ağırlığı yordu. O yüzden de bir hevesle başladığım analizlerle şimdi bakışıyoruz. Yapmak istemedim... 

Eski bir fotoğrafıma rastladım az önce de, ilkokuldan. Nasıl da kendimi önemli hissediyorum... Oysa yeryüzündeki binlerce zerreden biriyim...

Hafta sonu Ankara'da olacağım tarım işçisi ailelerin çocuklarına eğitim içeriği hazırlama çalıştayı için. İçimde ki tek umut çocuklar için faydalı bir şeyler yapmak... Onun dışında her şey yokluk sanki...




Çocukluğumun masum bayramları. Şu şiiri okurken hissettiklerim hala capcanlı.

Pazartesi, Ocak 31, 2022



Uzun zamandan sonra rahat, huzurlu, hafta sonu gibi bir hafta sonu geçirdim. Kitap okudum, çukulata yaptım, arkadaşlarımla buluştum, film izledim. Unutmak üzere olduğum her şeyi yaptım. Fakat bir sürü öğrenci mailine maruz kaldım yine de. Okul geçen hafta pazar gecesi saat 21 sularında sosyal medya hesaplarından aniden bir karar yayınlamıştı " hava şartları nedeniyle geri kalan final sınavları ile bütünleme sınavları uzaktan yapılacaktır" önce bir şok oldum ben, pat diye senato nasıl toplanmış pazar gecesi dedim. Biraz söylendim, uzaktan sınavlar hiç sağlıklı olmuyor bizde. Başka üniversiteler nasıl yapıyor güvenlik önemlerini onu da bilmiyorum gerçi. Lakin son bir final sınavım kalmıştı seçmeli derste onu da uzaktan yaptım, söylene söylene:)) aynı şekilde bu hafta sonu yeni bir karar daha çıktı "bütünleme sınavları yüz yüze olacaktır karar iptal" bütün gençler memleketine gitti, olacak iş değil. Çok düşüncesiz buldum bu kararı da. Ben elbette yüz yüze olsun isterim ama bu kararlarda öğrencileri de düşünmek gerek elbette. Şimdi bana mal yağıyor

işte biri;

Hayırlı akşamlar hocam. Ben okul öncesi bölümünden 2. Sınıftayım. Fen dersinin finalde kaldım ve bütünleme sınavları yüz yüze olursa gelemeyeceğim. Benim gibi şehir dışındaki arkadaşlarımın da kar sebebiyle ve maddi imkanlardan dolayı gelememe durumu var ve sadece fen dersinden bütünlemeye kaldılar. Bütünlemeleri online veya ödev şeklinde yapabilme imkanımız olur mu?

Ancak en ilginç mail finallerden sonra gelen yabancı uyruklu bir öğrencimden;

"Hocam merhabalar. Ben öğrenciniz ........ Hocam ben 4. Sınıf öğrencisiyim. Bu okulda 5. yılım. Maddi yetersizlikler, çalışma durumum, benim ve ailemin sağlık engelleri, dil sorunum gibi nedenlerle okuyamadım. Bütün derslerim alttan kaldı. Fakülte bana iki yıl süre tanıdı bu bölümü bitirebilmem için. Bu yüzden çok fazla ders alıyorum. Hiç ders bırakmamam gerekiyor fakülteyi iki yılda bitirebilmem için. Bu dönem 14 ders alıyorum. Bütün derslerime çalışıyorum. Hepsinden geçtim. Sizin fen dersinizin vizesinden de 100 aldım. Fakat finalinizden 45 aldım ve 5 puan ile kaldım. Sizden özür dileyerek bana yardım etmenizi dileniyorum. Bana yardımcı olabilir misiniz? Ben sizin dediğinizi yapıyorum. "Hayat beni elemeden, ben kendimi elemiyorum". Şuan çok utanıyorum sizden not isterken. Lütfen beni bağışlayın. Teşekkür ederim. İyi çalışmalar hocam 🙏."

derste bir gün demiştim ki, hayatta bir şeye başlayınca ondan vazgeçmeyin, hayat sizi elemeden siz kendiniz elemeyin. Uçağı kaçıracağınız kesin bile olsa uçağın kapısına kadar gidin oradaki görevli desin ki, kapılar kapandı, öyle geri dönün. Zaten kapanmıştır demeyin:) öğrenci bu sözümü unutmamış, yeri gelince kullanmış demek ki:) çok güldüm maile ama hoşuma da gitti. 5 puan vermedim, ama bütünlemeye gir önce sen sonra bakarız dedim:) 



Bu sabah karlı bir sabaha uyandım.  Dün gece bir şey yoktu ama demek ki yağmış. Bu sabah ilkyardım eğitim kursum vardı sabah mesaj geldi iptal oldu hava şartlarından diye. Benim de Milli Eğitim'den birine verilmiş bir randevum vardı saat 14.00'de onu çarşambaya aldım. O zaman evde çalışmak, kitap okuma düştü benim payıma bu gün.

                                              Sabah penceremden bu manzarayla karşılaştım:)


                                                    Bu şahane çikolataları da ben yaptım :) restoranı olan bir arkadaşım dedi sana bir mini dükkan açalım artık bu ekşi mayalı ekmekler büyüyor:)))