Eylül geldi. En sevdiğim ay ve ben bu en ayların en güzelini yine en sevdiğim şehirde karşıladım. İstanbul'u bu yaz doyasıya gezdim. Tam 20 gün kaldım. Neredeyse 2 yıldır gidemediğim bu şahane şehirde sırt çantamla her sabah yollara düşerek ay burası da değişmiş, yok burası yanı kalmış, hala heryer aynımıymış, şehir kalabalıklaşmış, havalar ısınmış- soğumuş diye diye yürüdüm. Alışverişler yaptım, martılarla konuştum, Eminönünü'nün o deli kalabalığına karışıp yürüdüm, sakin yerlerde şehri ve insanları gözlemledim. Tam anlamıyla aylaklık ederek sokak aralarında dolaştım diyebilirim. İstanbul'a doyulmaz elbet ama evimi de özlemişim. Dün bir hızla buradaki işlere adapte oldum. Sabah bahçeye gittim otların içinden kocaman bir sepet domates, patlıcan koca bir kova fasulye, biber topladım evde mutfakta bakışıyoruz hala) onları işleyecek de zaman lazım tabi:)
Diyetisyenimin İstanbul'da kilo vermesen bile almadan gel bize yeter dediği sözü unutmasam da korkarak tartıya çıktım. Evet +500 ile dönmüşüm ama çok değil bu, hemen dün detoksa başladım. sabah yulaflı tost yedim, kabak çorbası yaptım akşam da onu içtim çok hafif güzel bir çorba ve sabah uyandığımda -650gr. İstanbul'da yok Yeniköy tarihi börekçisi, yok kireçburnu fırını, istanbul simidi, peyniri, yok Hacı Bozan lokumu derken onca yol yürümeme rağmen yine de +500 olmuşum randevumu da haftaya aldım. Bu hafta biraz vicdanımı rahatlatayım en azından:)
Bu hafta sonu bir arkadaşımın nikahı var dün gece onun nikahı için minik kavanozlara kremler yaptım kavanozları kapadık etiketledik tam 110 tane yapabildim kalan 40 taneyi de bu gün yapacağım.
İstanbul'da çoğunlukla vapura binmeyi tercih ettim. Hiç planım olmasa bile vapura binip kanlıcaya gidip yoğurt yiyip gelmek gibi:) Fakat bu yıl fark ettim ki bu şehir gittikçe zor bir şehir olmaya başlamış. Kalabalık, trafik ve her şeyin aşırı pahalı olması. Burada hala yaşamak istiyor muyum diye sordum kendime defalarca. Sanırım biraz vazgeçtim burada yaşama ve yaşlanma fikrimden... Daha sahil küçük bir yerde daha mutlu huzurlu olurmuşum gibi gelmeye başladı. Bu düşünceyi zihnimde biraz çevirince de burukluk geldi yerleşti. Ne seninle ne de sensiz gibi yani...
Sanki artık yaşlanıyor gibiyim. Bu gün tam dolu dolu 49 oldum. Bir baktım eski yaşlarımı karşılarken neler hissetmişim diye.
"Artık 41 yaşındayım. On yaşına kadar, çevremi, özellikle çevremdeki insanları, doğayı, gürültüyü, sessizliği ve yalnızlığı kavramaya, köye, toprak eve, geceye, korkuya, çocukluğun içindeki çocukluğa, derinimde bir anlam vermeye çalıştım.
Ama 40’ından sonra insan yaşla ve hayatla olan resmiyeti biraz çözmeli diyorum. Sağduyulu bir akıl ile Eylül'ü, sonbaharı, ayrılığı, kavuşmayı, kazanmayı, kaybetmeyi, mucizevi karşılaşmaları, aşkı, kısaca yaşamı, içine hüzün katmadan anlamaya çalışmalı. Bir ruh gibi masum olmalı. Gerçi 40 lı yaşların soğuk görüntüsü buna izin vermiyor pek. Ama 40’ından sonra hayat öyle donuk, unutkan, gri felan olmuyor. 20’sinde ve 30’ unda ki renklerin neyse biraz daha canlanmış olarak giriyor yaşamınıza. Eskiden sevmediğiniz yağmuru seviyor, sevdiğiniz şiirlere yenilerini ekliyor, ölüm ve ayrılık hikayelerine aynı şekilde ağlıyor, hayalleriniz için bedeller ödüyor, arkadaşlıklarınıza daha bir kıymet veriyor, koşulsuz sevmeye, iyiliğe, merhamete sığınıyor, gençlere ve çocuklara, hali için şefkat istikbali için daha bir hürmetle bakıyorsunuz. 14 Eylül 2013
Eylül, yağmur, rüzgar... Hüzünlü müyüm? Bilmem. Karamsar değilim. Bir amaca bağlanmayan ruh gibiyim. Hep düşünceliyim, dalgınım, yorgunum, çay içiyorum, kitap okuyorum, Şükriye ile yüzmeye gidiyorum, çokça dua ediyorum, bir miktar kendi kendime konuşuyorum, kendime karşı daha merhametli olmak istiyorum bazı günler Serhat’ı yakalayıp onun beynine veriyorum. Geceleri geç vakte kadar Liva’da ders çalışıyorum, makale yazmaya çalışıyorum. Bazen de Mehmet ile bir çizgi film karakteri üzerine ikimizin de bir türlü değişmeyen fikri üzerinden beyin fırtınası yapıyorum. Bu dünyanın anlamına sürekli inanç duymaya çalışmak ne kadar yorucu değil mi? Belki de dünya bana uzansın, tatlı tatlı, güzellikle, sürprizlerle ve sevecenlikle gelsin, omzumdaki bazı yükleri alsın, içimde sinsice dolaşan şu kayayı kaldırsın, ruhuma derin bir aydınlık bağışlasın istiyorum. Sanırım birinin beni sırtımdan hayatın içine doğru ittirmesi lazım. Ancak öyle öğreneceğim tekrar yaşamayı.
Hoş geldin yeni yaşım. 14 Eylül 2014
Eski ben'i çok fazla romantik buldum. Bence gerek yok bu kadar romantizme. Zira bu hayat bu kadarını kaldıramaz:) romantizmden daha önemli ne var derseniz bence şefkat var. Bu dünyanın ihtiyacı olan şey şefkat.Ötekinin acısına duyulan bir nebze şefkat. En çok o iyileştirir çünkü. Hepimiz geçmişin yüküyle bu dünyada yürümeye çalışıyoruz, bazıları bu yükü daha ağır hissediyorlar, bu bazılarının yükünü hafifletmek, onlara bir kapı aralamak, faydalı olabileceğim alanlar bulabilmek istiyorum. Yani hayata karşı bir eylem planım var. Eskiden hayat omzumdaki yükleri biraz alsın diye düşünürdüm şimdi artık kimin omzundaki yükü hafifletebilirim onun peşindeyim sanırım. Çocuklar da bunun en başında geliyor. 41 yaşımdan beklentimi okudum mesela az önce gayet makul geldi şimdi de:)
"41 yaşımdan beklentilerim var;
Affetmem gerektiğini düşünmeden affedebilmeyi, görülenin dışındaki anlama saygı duymayı, aklımı ve egomu hiç farkına varmadan devreden çıkartabilmeyi, kendi merkezime doğru yol almaktan korkmamayı, kalbimden uzak olanları hayatımdan da uzaklaştırmaya cesaret etmeyi, vazgeçilmiş zamanlar için daha fazla mızmızlanmayacak kadar olgunlaşmayı, sevdiklerime sahip çıkmayı, daha cesur olmayı, mükemmeliyetçi olmamayı, hatalarımı ve başarısızlıklarımı kabul edebilmeyi, Uzuner kadar güzel yazılar yazabilmeyi, "aşk" , “hayat” ve "anlam" üzerine daha çok okumayı, yeryüzündeki çirkinlik ve kötülükten koruması için Allah'a her gece dua etmeyi unutmamayı, daha fazla yolculuk yapmayı, her şeye gücüm yetmeyeceğini öğrenmeyi, annemi daha çok aramayı, çocuklara yönelik işlere daha fazla zaman ayırmayı diliyorum..
bu yıl dualarıma başka şeyleri de ekleyerek tamamlıyorum bu yaşımı. Zamanı durdurmak madem mümkün değil, bu dünyada süre verilmişlerden biri olarak Allah bana, oğluma, sevdiklerime, sevmediklerime, yakınımda ve ya uzağımda olan bu dünyadan geçerken karşılaştığımız herkese ilimli imanlı irfanlı bir ömür versin ve bu ömrü de faydalı ve bereketli kılsın inşallah. Her gün şükredecek ne çok şeyim olduğunu unutmadan yaşamak...
İstanbul'da baskılar sonucu saçımı boyattığım gün kuaförde çektiğim herkesin merakla beklediği fotoyu koymak istedim yeni yaşımın ilk gününe:)))