Bu hafta İstanbul'dan bir misafirim vardı. Evde bir misafir olması, benim için bitmeyen bir şenlik oluyor. Yalnızlığımı anında unutuverdiğim yeni bir yaşama anında adapte oluyorum. Bu hafta işte tam da böyle oldu. Çok mutluydum. Dersler, sınavlar, kağıtlar, bahçenin otları, sebzeleri, salatalıkları, gezilecek yerler derken hafta bitmiş... Şimdi kağıtlarla boğuşuyorum ama çok acayip bir şekilde zaman bana yetiyor. Buna ben bile şaşıyorum.
Bu ay Nermin Yıldırım'ın tam 4 kitabını okudum bitirdim. İçimde bir N. Y. doğdu. Cümlelerime, düşüncelerime işledi. Geç farkettiğim güzel insan Nermin Yıldırım. Romanları beni benden aldı. Duygularını kelimelerine dökme gücü de... Bir de ilk kitabını okuyup bitirince neye benziyor bu yazar diye bir baktım, tıpkı kelimeleri gibi yüzü de çok çok güzel olan yazar.. Şu anda ise Rüyalar Anlatılmaz'a başladım. Kalemi o kadar kuvvetli ki, bazen durum aynı sayfayı defalarca sindirmeye çalışıyorum. İyi ki edebiyat var. Yoksa ruhum çok fazla öksüz kalacakmış bu dünyada....
"Değil hakikati, hayallerini, rüyalarını bile anlatmaya korkuyorsun. çünkü sustuğun, kilitler altında saklanıp görünmez olduğun sürece güvendesin sanıyorsun. oysa ancak anlatarak ve yasını tutarak kurtulabilirsin içinde yıllanmış acıdan. başka türlü ıslah olmaz kalbinde harelenmiş o uğursuz gam. bırak, bir bir dökülsün gizlice kendini izlediğin aynaların sırları. bırak, kendi sırrında parçalansın cam, tarumar olsun dünün bütün doğruları. aksın zehir, temizlensin kan, bulsun yolunu zaman. bu demde sadece gerçeğin yolcususun. hem gücün de yok sanma bu tekinsiz yolu adımlamaya. unutma, sen sustuğun için böyle yorgunsun. Şimdi akrebi ve yelkovanı, kalbini kırdıkları yerde uyut, evvelce verilmiş insafsız sözleri unut ve öyle bir çığlık at ki, bütün sessizlik yeminleri o an bozulsun. bırak, artık her şey konuşulsun..." RÜYALAR ANLATILMAZ




