Perşembe, Eylül 18, 2008

Kız Kulesi keyfi...

İstanbul'da toplam 17 gün kaldık, ama daha gitmeden Alperene başladı "ben hiç kız kulesine gitmedim, ne zaman gideceğiz" diye, tamam dedik, ben 4. kez göreceğim belki ama sen iste yeter ki mutlaka bir gün de oraya gidelim, Gülşen ile Deniz'inde bizimle birlikte olduğu bir gün, sabah erkenden Ortaköy'e gittik, ayvalık tostu ile başlayan güzel bir sabah kahvaltısının ardından motorla kızkulesine geçtik, Alperen Deniz ile kanki modunda kızkulesinde dolaşırken gezerken bir ara dönüp, "anne bu Deniz'in yüzünden kızlar bana hiç bakmıyorlar, onu sevgilim sanıyorlar galiba" diyiverdi, güldük güldük güldük:) oğlumun yaz aşkı yaşarım belki diye başlayan tatilinin bu cümle ile "aşksız" devam edeceği sinyallerini hep birlikte almış olduk:)
Dönüşte dolmabahçe sarayınıda görsün çozuklar dedik ama haftanın tatil gününe denk geldiği için, Beşiktaş'a kadar eğlene eğlene yürümek zorunda kaldık...
Şimdi resimlere bakınca fark ediyorum da, bir sürü deniz gördüm, hemen hemen hepsiyle kucaklaştım ama bu marmara denizi gerçekten de içimi pare pare ediyor benim...

Pazartesi, Eylül 15, 2008

Liva'da Eylül Esintisi

Mehmet Liva'ya davet etti, arkadaşlarım bana süpriz yatılar, yemekler yendi, çaylar içildi, pastalar kesildi, ben Liva'nın o çok sevdiğim bahçesinde Eylül rüzgarı ile şalıma sarılırken 36 yaşından hayata baktığım o ilk gece herşey ama herşey ilk çocukluk günlerinde ki gibi umut dolu oldu.... Sarıldık, sarmalandık, kucaklaştık, fotoğraf kareleriyle anılaştırdık...
Teşekkür ederim; Mehmet, İlkay, Zehra, özlem ve Alperen'e....

Pazar, Eylül 14, 2008

Hüzünlü Eylül Çocuğu....

"Kaçıncı yaş günü olursa olsun, o hep etrafına ışık saçan küçük kız! Benim hassas kalplim, can yoldaşım, kadim dostum iyi ki doğmuşsun, varlığın benim ve etrafında ki herkes için şans ve doğum günün kutlu olsun bitanem. Nice mutlu seneler dilerim ayrıca sarılaraktan yanaklarından öper öperim" Leyla

Bu sabaha bu mesajla uyandım... Sonra sabah Arzu aradı, "bu yıl sesin geçen yıldan daha iyi geliyor" dedi, daha iyi olmam gerek elbette diyerek, geçen yılı anımsadım, zaman gerçekten de elimizden kayıp gidiyor, ve biz yalnızca ardından bakakalıyoruz şaşırarak...
Her doğum günümde olduğu gibi bunda da yaşamımı sorgularken buldum kendimi, 36 yı dolduruğum bu gün, geriye dönüp baktığımda yaşamımı kötü yönettiğim yıllarımın olduğunu fark etmeme rağmen, hala daha hayallerimin peşindne koşacak kadar güçlü ve kararlı olduğumu gördüm, kendimi sevmem için yeterince sebeblerim olduğunu da. Yaşamın dinamikliği ile önüme bakmam gerektiğini, ve değişimin kimse tarafından engellenemeyeceğini hatırlattım kendime...
Ve daha pek çok şeyi de hatırlatarak kendime, gülümsedim aynadaki aksime....

Evet, bu hüzünlü eylül çocuğu bu gün 36 yaşını doldurdu...

Perşembe, Eylül 11, 2008

"Kadınların birbirini iyileştirme gücü vardır"

Aslında İstanbul'u kronolojik sıraya göre anlatmaya başlamıştım ama az önce sevgili Nesrin'in bana sataşması ile birden sıralama değişti:))

İstanbul'un aylak aylak gezildiği o sıcak yaz günlerinden biriydi, ben kızkardeşime gitmek için Maltepe'ye geçtim, Şule ile görüşmek için daha gitmeden planlar yapmıştık zaten...

Şule beni maltepe'den alıp adaların küçük küçük göründüğü, güzel bir deniz kenarına götürdü, Ozan'ın en sevdiği yer diye de eklemeyi unutmadı, onu özlemenin sesindeki yansımasıyla,kimi zaman konuşmanın ortasında adalara doğru o nefis manzaraya kayan gözlerim bulutlandı, ama orada, o sanki yıllardır tanışıyormuşuz izlenimini veren sohbetin içinde gerçekten de Şule'nin "kadınların birbirini iyileştirme gücü vardır" sözüne inandım, bir de babalar için kızlarının gerçekten de ne kadar önemli olduğuna. Şule'nin sözcükleri dünyanın yükünü hafifletip, omuzlarımı biraz daha dikleştirmeme yardımcı oldu, hüznümü parçalara böldü, anlamanın, anlayarak bakabilmenin o özel coğrafyasında bulunmanın hazzını yeniden hatırlattı...
O gün o kısa zaman diliminde, denizden iyot ve yosun kokuları yükselirken, hala neden yeterince büyüyemediğime hayıflanırken, zamanın silemediklerini birbirimize çıtlatırken, ada manzarası ile gözlerimiz buğulanırken, hep ağlayacak bir sebebim olduğuna hüzünlenirken, kabuk bağlamış yara izlerimizi severken, sözcükler havada uçuşurken, zamanı tutmak isterken,hala umut etmek için sebeblerimizden söz ederken, yaşamımımda "iyi ki" diyebildiğim bir karşılaşmaya daha tanıklık ederken, Şule'yi yıllardır tanıdığıma neredeyse yemin edecekken, ne de güzeldi o dondurma ile gözlerimden akan birkaç damla yaşın tadı...

Pazar, Eylül 07, 2008

Garipçe köyü

İstanbul'da olduğumuz bir hafta sonu Arzu aradı bizi balık yemeğe gidelim diye, Sarıyer taraflarında bir köy bu Garipçe köyü, yıllarca bu semti bilmeme rağmen ve çocukluğum Yeniköy'de geçmiş olmasına rağmen hiç duymamışım adını, o hafta sonu atlayıp gittik, gerçekten de garip kalmış bir köy havasında bir sahil kasabası gibi daha çok karadenizi anımsatan bir havası vardı, Rumeli kavağına çok yakın bir yer, balıkları güzeldi ama hizmet bakımında bizden kötü not aldı bu Garipçe köyünün restorantları, ancak gerçekten de şirin sevimli bir yer, biraz esintili karadeniz havasında, Alperen ve Deniz epey değişik buldu, biz de Arzu Gülşen ve ben yöresel pazardaki kadınlarla konuşurken çok keyif aldık, balık ve salatayı beğendik, garsonlarla hafif atışıp, denizin uçcuz bucaksız güzelliği ile resimler çekip döndük, avrupa yakasında oturanlar için kolay ulaşım hatta anadolu yakasındna bile gelinebilir, sanki İstanbul dışında bir yere gidilmiş havası veriyor ilk başlarda ancak gidip görünce niye hiç şimdiye kadar adını bile duymamışım bu benim oturduğum semte yakın olan garip köyü dedim, az önce bilgisayarımda resimleri düzenlerken burayı da atlamayayım istedim. Birlikte güzel bir güne tanıklık eden bu garip köyü ve o hafta sonu kahkahalarını anımsarken şimdi gülümseyerek yazıyorum bu yazıyı.

Cuma, Eylül 05, 2008

Sözler Zamansızdır.

Hazır buluşmalardan, gezilen yeni mekanlardan konuyu açmışken devam edesim var....
Bazen bir şey olur, olan şeyin "o" olduğunu anlamak için ellerine bakarsın, şöyle değil de böyle duruyordur...
Bir İstanbul buluşması, içinde merak, heyecan, özlem barındıran bir akşam üstü sefası ile başlayan, gülümseme, buğulu gözlerden fışkıran hüzün, birbirini anlamanın verdiği huzur ile devam eden, ardından samimiyetle kucaklaşmalara tanıklık ederek gecenin koynuna bırakılıveren bir hoşcakal sözcüğü...
Kadıköy iskelesi, moda'nın ilk gençlik yıllarımdan kalma esintisi ve kokusu, tadını unutamayacağım bir Ali Usta dondurması, ışığını hep hissettiğim bir çift gözün sıcak bir gülümsemeye karışarak denizin esintisiyle gelen yosun kokusunu şenlendirmesiyle aynı hızda burnumun direğini sızlatan bu iyor ve yosun kokusunun içimde bir yerlere dokunuvermesi, yenilen yemekler, içilen kahveler, çaylar, bitmeyen yenilgilerimi dinlerken, aynı anda resim çekme telaşımı takip etmekte zorlanan gözler... Arkadaşlıgın özel coğrafyasından hayata umutla bakmanın huzuru, kendimi özel hissetmem için mevcut olan herşeyin bir arada toplandığı an'lar... Ve şimdi o anlara duyulan buruk bir özlem... Geçmişten bugüne sarkarak gelen ve heryeri saran bir vanilya kokusu... Kim demişti "hayranlık vanilya kokar" diye?
Sanırım gerçekten de sözler zamansızdır...

İstinye Park

İstanbul diyince aklıma nedense hep Yeniköy gelir, çocukluğumun mahallesi olduğu için mi bilmiyorum ama Yeniköy'ü heryerlerden başka tutarım. Bu sefer Yeniköy'e hemen gidemedik düğünden sonra bastık o topraklara:)

daha varır varmaz Sevin abla kaptı bizi İstinye Park'a götürdü, Sevin abla zaten bambaşka bir yüreğin insanıdır, herşeyiyle özel ve özenli, genç bir süper anneanne olmasının yanında her daim anlayan bakışlarla yanıbaşımda bulmuşumdur onu çokca...

Sabah deniz kenarı yürüyüşlerimizde aynı konuyu yüzlerce kez anlatarak kafasını şişirdiğimi anlatmayacağım ama o gün İstinye Parkta keyifle yediğimiz o güzel salata eşliğinde ki sohbeti burada resimlerle özetleyeceğim.
İstinye Park cidden çok hoş bir alışveriş merkezi olmanın dışında hem şık hem de rahat ve gezilesi bir ye rolmuş, annemin evine olan yakınlığındna dolayı da ayrıca tercih edilesi hoş bir mekan diyebilirim.

Ancak Sevin ablayı, her daim özlenilesi bir gülümsemeyle anımsayacağımı da belirterek, başka bir yazıyla ondan bahsetmeye devam edeceğimi bildirip kısa kesiyorum şimdilik:)

İkea ziyareti



Sonra bir gün Emine beni arıyor İstanbul'da İKEA ya gittin mi sen hiç diye, hemen gelip beni alıyorlar, ilk kez görüyorum bu ikea yı, acaip hoşuma gidiyor tasarımları ve en çok da 35 metre karelik ev, ben bu evi istiyorum, herşeyi ile bana göre olmuş diyorum, gülüyoruz, espiriler yapıyoruz ama en çok da benim şu bitmeyen hayallerimi bir kez daha masaya yatırıp acaba ne zaman Bu şehirde hem ait hem de dahil olarak yaşamaya başlayacağım fikrine hüzünlenip ikea köftelerindne yiyip, çaylarımızı içip, öyle özlem gideriyoruz....

İstanbul Temmuz-1

Amcamın oğlunun düğün telaşı ile başlamıştı İstanbul macerası, ben de bu sırayı bozmadan ondan başlamak istedim anlatmaya, kısa kısa İstanbul hatırları canlansın hem de...

Uzun zaman olmuş halalarım, amcalarım, kuzenlerimi bir arada görmeyeli bu düğün herkesi buluşturdu İstanbul'da, halamın organik sebze ve meyveleri, benim çocukluk tadlarım, büyük halamın felsefik konuşmalarına karışınca kendimi kah çocuk kah da çocukluğumun izlerini sürerken buldum, amcamın sevinci gülümsemesine yansıdı, kuzenler hep birarada "ahh zaman nasılda geçmiş" telaşından bakakaldık, halaların kaşık oyununu zevke izleyip, tam bir görümce kıyafeti seçtiği için haticeyi tebrik edip, Mustafa ile Yasemin'e mutlulukların en uzunundan diledik....

Salı, Eylül 02, 2008

Eylül Mührü


Kuş tüyünde uyuyanların düşlerinin,
toprak üzerinde uyuyanlarınkinden daha güzel olmadığı gerçeğinde,
yaşamın adaletine olan inancımı yitirmem mümkün mü?
Garip bir Eylül hüznü kapladı heryerimi, hatta yaşadığım ve dokunduğum heryeri, ne yazabiliyorum ne de yaşayabiliyorum gibi, çabuk geçmesini umut ediyor, sonbahar benim mevsimim, Eylül benim ayım dediğim günlerdeki enerjime ve neşeme kavuşacağım zamanları iple çekiyorum. Bu bloğu oluşturalı tam bir yıl olmuş, geçmiş bir yılın muhasebesini yapıp, yeni yıllarımın hedeflerini oturtup, üzerimde ki Eylül hüznünü coşku ve sevince dönüştürüp geri dönmeyi, İstanbul'u, Marmaris'i, Kuşadası'nı, Konya'yı yazmayı, yaşadıklarımı unutmamak için biriktirdiklerimi cebimden çıkarmayı istiyorum, istiyorum ama bu gücü kendimde ne zaman bulacağımı henüz bilmiyorum...