"Kendimi bazen şaşkınlıkla
izliyorum, neden hayata uyum sağlama becerim bu kadar eksik, bu kadar aksak
diye, ya da neden herkes gibi değil diye hayıflanıyorum. Aslında herkesi derinlemesine izlerken kendimi
köşe bucak tanımak için çok fazla çabalıyorum, her gün her saniye kendimde bir
eksik kusur bulup kendime kızmak için sebepler üretmede fazlasıyla yetenekli
olduğumu düşünüyorum. Kim olduğunu bilme yolculuğu o kadar da kolay değildir bu
hayatta. Mesela daha geçen gün kendime bir davranışımdan ötürü teşekkür ederken
aynı anda daha sevecen, daha yumuşak, daha vurdumduymaz, daha politik
davranabilen, daha yürekli biri olmak isterdim aslında derken yakaladım
kendimi. . Öyle olmayı hiçbir zaman beceremeyen biri oluşuma hayıflandım, bazı
zamanlar bir şeyi neden sevdiğimi kendime açıklayamıyorum, böyle zamanlarda
eksik bir şey var mutlaka ve ben bu eksiği tamamladığımda açıklanması gereken
bütün duygular açıklanacaktır acele etme diyorum ama kendime kızmayı da ihmal
etmiyorum. Oysa, bir şeyi
neden sevdiğimizi açıklayacak yan yana gelmiş bir sürü süslü cümleyi
birleştirebilecek kadar çok sözcük bildiğimi sanıyorum ama bu durum içimde eğer
gerçek yerini tam olarak bulmamışsa, bir eksiklik, bir huzursuzluk silsilesi
halinde hücüm ederek beni o kapıda durduruyor, susturuyor, dahası acımasızca
atılmış bir ok gibi kilitliyor.
Bir zamanlar beni meşgul
eden soru; neden bazı insanları daha farklı severiz sorusuydu. Hayatını
geçmişin evlerine göre ayıran benim için çok ama çok sorgulamaların içinden
geçirdiğim bu soru bir dönem ayrı
ayrı satırlarda can buldu. Aslına bakarsanız cevap basitti; Bazı insanları
sevmemizin nedeni, onunla olduğumuz zamanlardaki kendimizi sevmemizdir.
Bazılarını çok özlememizin nedeni, onunla beraberken yapıp ettiklerimizin bizi
iyi hissettirmesi.. Sevdiğimiz o değil, onun yanında ki kendimizdi..

