Temmuz ayının bir başında bir de sonunda yazarak bu ayı uğurluyorum sanırım:)
Annemle bayramdan günler öncesi başlayan yolculuğumuz nihayet bitti ve ben geri döndüm. Bu süreci özetleyerek sadece gezip tozmadığımı aslında bir şeyler ürettiğimi de kendime ispatlamış olurum belki ben de.
6 Temmuz sabah 7 gibi yola koyulduk. Arabayı oğlumun deyimiyle "traktör gibi doldurup" köye gidecek eşyalar vardı zira. Ankara'ya doğru yola koyulduk. Çorum'da durup leblebi aldık, onun dışında hiç durmadan ablama vardık. Yolda 70 hız sınırı olduğu alanda 105 ile radara girip 652 tl ceza yediğimi gelen mail ile öğrenmiş olmanın dışında olumsuz bir şey olmadı:) planımıza göre salı günü Ankara'da dinlenip Çarşamba sabah köye doğru yol alacaktık. Ablam bize anahtarını bırakmış sabah komşuya onu alıp eve girdik. O da son hasta randevusunu iptal edip eve erken döneceğini söyledi ama o gelmeden ben evden çıkmıştım:) akşam üzeri 5 gibi benim çok sevdiğim Van'da görev yapan iki akademisyen arkadaşımla buluştum. Her an iletişim kursak bile uzun zamandır yüz yüz görememiştim onları. O kadar kıymetli ki ikisi de, her kararımda mutlaka fikirlerine başvurduğum, evliliğe olan inancımı taze tutan, en sevdiğim çift kendileri. Beni ablamdan alıp kaçırdılar beraber Atatürk Orman Çiftliğine kokoreç yemeğe gittik:) böylece ben tatil moduna iyice girmiş oldum. Çarşamba sabah ablamda kahvaltı yapıp yola koyulduk annemle. Annem yolda her şeyi bana beşinci kez anlattı:) anlatacak bir şey bulamayınca da yoldaki tabelaları okudu:) yıllardır aynı yoldan Konya'ya gidiyorum ama bu sefer yeni bir yol açılmış ve ben kendimi bu ücretli yolda buldum:) annem bile vayy be ne güzel yol diyor bakıyorum benden başka sadece 2 araç var yolda bomboş:) gişelere gelince anladım neden boş olduğunu:))
Köy bu kez çok sıcaktı. Gider gitmez annemi evine yerleştirdim ben de her yıl olduğu gibi çocukluk kahramanım olan Rahime ablamın yanına attım kendimi. Her yaz bu mevsimde birlikte kalıyoruz onunla. Doğuştan kalça çıkıklığı neticesinde bir ayağı sakat olan lakin kalbinin eşi benzeri olmayan marifetli 50 yıldır hayatını terzilik yaparak geçiren ömrümde gördüğüm en yetenekli kadın Rahime abla. Tek başına yaşıyor. Ben çocukken bildiğim herşeyi bana o öğretti. Geldiğim gün akşam üzeri kantaron çiçeği toplamaya çıktım hemen akşamında ise kantaron çiçeklerini zeytinyağı ile buluşturdum. Daha sonra bir gün de Altın otu toplamak için yaylalara gittim. Ama köyde bu yıl asıl yeni bir keşif yaptım. Bizim köye 60 km uzaklıkta Argıthanı diye bir kasabada soğuk sıkım yağ makinaları var oraya yağ yapmaya geliyor köylüler. Çekirdek, Haşhaş ve Aspir ekveen köylüler burada yiyeceği yağları yapıyorlar bu makinalarda. Buraya gittim tüm detaylarıyla öğrendim yediğimiz yağlar rafine edildiği için rafine sırasında ise başka yağlarla inceltilip seyreltiğinden yağın tamamen içeriği değişiyormuş aslında. Adam 3 kuşaktır bu işi yapıyormuş. Ayçiçek yağına bir baktım yoğunluğu ve rengi sızma z yağı gibi kokusu deli gibi çekirdek kokuyor. Gerçek olduğu ortada. Burada yağ yaptırdım aspir ve haşhaş. Cilt bakımında ve sabun yapımında kullanacağım onları. Bu yağ konusunu kafama çok taktım, adam bana anlattıkça anladım. Şöyle bir cümle kurdu "bu yağ çok yoğundur bunun 1 kilosundan 4 kilo rafine yağ olur siz bundan 1 kilo yağı 3 ay yerseniz rafine edilmişinin aynı miktarını 1 ay yersiniz" bence gayet iyi anlattı.
sadece bununla da kalmadım köyde kaldığım 19 gün boyunca annemin tarlasına ektiğimiz kara kılcık ve siyez buğday hasadını yaptık ama bu yıl kuraklık çok fazla olduğu için buğdaylar çok cılız oldu. Yine de ben ilaçsız tarımla elde ettiğim bu buğdayları geleneksel yöntemlerle yıkayıp kurutup taş değirmende un yaptırdım. Bu günlerce süren bir yolculuktu bir satırda yazdığıma bakmayın şimdi bir çuval karakılçık unum yarım çuval da siyez unum var sevdiklerime eki mayalı ekmek yapmak için. Bizim köyde sonsuza kadar çilek tarlaları var. Kadınlar erkekler her gün çilek bahçelerinde işcilik ederler bolca çilek yedik ama onlarda susuzluktan nasibini almışlar bu yıl. Bizim köyde su çoktu barajlar bile kurumuş. Dünyanın dengesini bozduğumuz için bazı yerlerde sel bazı yerlerde kuraklık baş gösterdi. Çileklerde boynu büküktü ama her yerde yenecek kadar vardı tabi. Bazı bahçelerin kendi kuyusu olduğundan sulama çözümü bulunmuştu. Ceviz ağaçları dikmiştim bundan 8 yıl önce köye.her yıl bakımlarını yaptırıyorum bir arkadaşım var ilgileniyor geçen yıl 3 çuval ceviz bile verdi. ama bu yıl çiçekleri üşümüş onlarında. Dünya 7 yıl sürecek bir yoksunluğun 3. yılında demişti bir arkadaşım geçenlerde...
Köy hayatı hep ama hep işlerle dopdolu. Bir gün bile oradaki insanlar bu gün acaba ne yapsak demiyorlar. Halamların her ikisi de bulgur yaptılar mesela ben de onların bulgurlarını değirmene döndürme-çektirme gibi işlerinde araç desteği verdim. Suyu bile kaynak suyundan gidip doldurmak gerekiyor. Tabi ben oradayken onlarca bidonla çeşme başında bekleyen oldum:)
Kuzenlerim geldiğinde ise son derece şenlikli geçti. Isparta'nın Şarkıkaraağaç diye bir ilçesi var bizim köye 30 km oraya gittik Kızıldağ Milli parkı varmış bir doğa harikası. Oraya gittik bir gün hep birlikte. Ormanın içinde kamp alanı. Hem çadırda kalabilme imkanı var hem de bungalov evler var. Ama her yer doluydu. Merak eden buradan bakabilir. Bir günde Beyşehir ilçesine gittik orada Unesco'nun koruma altına aldığı tarihi bir cami var Eşrefoğlu cami orayı gezdim. Her yeri ahşaptan yapılmış enfes bir yapı.
Köyde halamdan öğrendim ki yakınlarda bir gece kulübünde çalışan bir kadın yaklaşık 4 yıl kadar önce çocuğuna bakması için köyden birine teslim etmiş. Bir kaç ay geceleri bırakmış gündüzleri almış çocuğu. Sonra ise bırakıp gitmiş. Nadiren de olsa arıyormuş ilk zamanlar ama artık aramıyormuş. Bu ailenin bir üyesi olmuş bu güzel 7 yaşındaki kız çocuğu. Kuzenimle böyle çocukların peşinde olduğumuzdan hemen onu ziyarete gittik. Kuzenim gelirken kıyafet almıştı. Ona sordurduk ne istersin bizden diye? Kuran kursuna gidiyormuş Kuran öğrenmiş ama kuran kitabı yokmuş onu istedi. Kıyafetlerle birlikte onu da aldık. Civelek bir kız çocuğu karşıladı bizi bir akşam üstü. Anne dediği kadın odun ateşinde süt pişiriyordu. Öyle mutlu bir çocuk ki anlatamam. Okulu da çok iyiymiş. Onun okul masrafları için gönüllü olduğumuzu ifade ettik. 1 saate yakın oturduk bahçede sohbet ettik. Kendini oraya ait hissediyordu. Benimsemiş ve mutluydu. En azından sokakta değil diye sevinerek birazda annesine kızarak -doğrumak sorumluluk taşımasını gerektirmiyor bazı kadınlarda- diye geldik. Her sabah 6 da yürüyüşler yaptık köyde. Keşif gezileri gibiydi daha çok. Çilek bahçelerinden çilek çalıp sahibini görünce biz az önce buradan çilek yedik diyerek köyü turladık. Köyde herşey günlük güneşlik değildi elbette, annemi ve yengemi iki kez devlet hastanesi aciline götürdüm bir kez de annem ve ben aşılanmaya gittik. Hastane ziyaretimizde oldukça sıktı yani:) köyde kaldığım sürece iki toplantıya katılıp bir kez de proje için rapor hazırladım bunun dışında akademik bir şey yapmadım. Zaten İnternet o kadar az çekiyor ki telefon bile zor çekiyor köyde.
Dönüşte yolu yine ikiye bölüp bir gece Ankara'da konaklayıp evime kavuştum. Birazdan yüksek lisans tez öğrencimin tez savunma jürisine katılacağım ve böylece çalışma hayatına yoğun bir şekilde başlamış olacağım. Köyden bazı fotoğraflar koyayım şuraya madem:)
Köyümün vazgeçilmez yemeği kabak çiçeği dolması. Yemelere doyamadık bu yazda yine
sonsuza kadar çilek tarlaları

bu ay çiçek yağının rengi ve yoğunluğu bence anlaşılıyor
Un değirmeniyle haşırneşir olmuşken
Sabah yürüyüşlerimizden
Bu da benim çocukluk kahramanım Rahime abla. Ondan hala öğrenmeye devam ediyorum