Pazar, Haziran 21, 2009

Danimarka-Kophenag

Uzun zamandan sonra yeniden merhaba, kısa kısa da olsa Avrupa seyehatinden bahsetmeye başlıyorum nihayet. ilk durağımız Kophenag, Atatürk hava alanında uçağı beklerken aklıma Şule'nin bir sözü geldi "bu akademisyenlik zor iş" başlıklı yazısından, gülümsedim onu anımsayarak, hava alanında 4 akademisyen İsveç Malmö'deki Human Rights and Citizenship Education, the Eleventh Annual CiCe Network Conference katılmak üzere bekliyorduk. uzun zamandır yazamadığımın farkındayım ama bu süreç de böyle bir şey demek ki, en azından yaşamayı ertelemediğime seviniyorum. Şimdi kısa kısa Kophenag.
Bu ülkede bisiklet parkları var adım başı, herkes her yere bisikletleri ile gidiyor. Ne kadar güzel bir görüntü oluyor toplu bisikletler bir arada olunca bilemezssiniz. Düzenli bir kent, herşey bir düzen içinde, kocaman ferah ferah caddleri var ama gene de trafik yok, araba yok denecek akdar az, trafik zaman zaman bisiklet yolunda sıkışıyor o da trafik ışıklarından dolayı. Herkesin bisikletinin önünde bir sepet var çantalarını sepete koyup işlerine gidiyorlar, hatta çocuklarınıda arkalarına bağladıklarını gördüm zaman zaman.
Şehirde böyle kalabalık görmek neredeyse bir mucize insanlar sokata değşller, dükkanlar saat 5 de kapanıyor bu insanlar nerede yaşıyor merak ediyorsunuz ancak gece 12 den sonra herkesi sokakta eğlence mekanlarında bulmak mümkün onun dışında işte bu kalabalık neymiş merak edip yaklaşıp sorduk, burada neler oluyor diye.

Burcu daha çok yaklaşınca ben de resimleri çekmeye başladım, hemen poz vermeye başladı onlarda, kim demiş Avrupalılar soğuk insanlar diye, acaip eglendikleri belli oluyordu, ne kadar süre burada bekleyeceklerini sorduk, hava kararınca herkes toplandığında barlara doğru gideceklerini ve şovlarını yapacaklarını söylediler, ellerınde boyalar vardı bir yandan sürekli boyalarını birbirlerine sürüp bir de un gibi bir maddeyi sıvıyorlardı kıyafetlerine-ama bu ülkede hava gece saat 11 den önce kararmıyor ne yazık ki:) bir de gün saat 4 olmadan aydınlanıveriyor:) biz bir hafta hergünü buna şaşırıp sevinerek geçirdik:)


Biz resim çektirmek için yanlarına yaklaştık ama üstlerine sürdükleri kırmızı boyalar bize de bulaştı:) hepsi son derece sevimliydiler ve bizim sorularımızı gülümseyerek cevaplandırdılar. Bu ülkede herkes kendi dilleri olan danca dışında mutlaka ingilizce biliyor.



Kophenaglı gençler yılda bir kez yanlış hatırlamıyorsam ismini "dead aut put" ölüler yeryüzüne fırladı gibi, bir eğlence yapıyorlamış yaptıkları makyaj gerçekten de ölüler dirilmiş gibiydi, yollarda içip toplanmaya başlıyorlardı biraz konusunca anladık birikip barlara gidiyorlar ve sabaha kadar eğleniyorlamış. Bunu yılda bir kez yapıyorlarmış ve bizde buna denk geldik işte bu iki günlük Kophenag ziyareti sırasında.




Deniz kızına giden yolda kanal boyu acaip eğlenceli bir mekan olduğuna karar verdiğimz yerlerden biriydi, genel olarak insanları sokata görmek çok zor araba çok az trafik çok az herkes bisiklet kullanıyor ve bisiklet için özel olalr var, ilk önce toplu halde bisikletle gidenleri görünce hep birlikte bir yere gidildiğini düşündük ama sonra baktık ki aynı arabalar gibi sadece bisiklet yolunda karşılaşmış bisikletliler bunlar:) ancak bu kanal boyu heryer cafe ve var tarzında insanlar biralarını elllerine almışlar yol kenarlarına orturmuşlar gülüşüp konuşuıyorlar, hatta herkes birbrine gülümsüyor öyle soğuk insanlar falan da değiller. Kanalda botlar var gezinti için ama bizim zamanımız olmadı onlara binecek.





Kraliyet sarayının bir başka yüzü, bir sürü yönü vardır inanın, askerler tatil olduğu için yoktu belki ama heykeller koruyordu büyük iştihamlı görüntüleriyle....






kophenag hava alanına inice otele giderken bindiğimz taksi şöförü Türk çıktı biz de ona sorduk buraya gelmişken nereleri görmeden gitmeyelim diye, bize mutlaka Tivoli ve deniz kızını görün dedi, biz de bir günümüzü buna ayrımaya karar verdik çünkü zaten orada 2 gün kalacak 3. gün Malmö'ye geçmiş olacaktık. Deniz kızına giderken bir kanal yolu var sanki vikinglerden kalma, masal kitaplarından fırlamış bir sayfa gibi....











Burası kraliyet sarayı, sarayı koruyan askerler böyle korunaklı yerlerde duruyorlar ama bızım orayı ziyaret ettiğimiz gün tek tatil olan günmüş:) şansımıza küsüp olanla yetindik elbette.



Biz bu sarayı rehbersiz, kendi başımıza gördük, çok ihtişamlı bir saray içini göremeden etrafında gezinirken bile büyülendik doğrusu. Kocaman devasa kapılar ve tarihini bilmediğim ama oldukça eski olduğunu düşündüğüm devasa yapıda ki taş bina, bence Danimarkalılar
iyi sahip çıkmış tarihi yapılarına.


Tivoli ve deniz kızı görüntülerini bir başka yazıda anlatacağım. Tabi isveç Mölmö'deki günlerimizde.
sabrınız için teşekkür ediyorum, yeniden yazmaya başlamak böyle birşey yeniden tadlanmaya başlar umarım herşey.
Sevgiler..

Perşembe, Haziran 11, 2009

Andersan masal ülkesi:)

Döndüm, bir sürü yol hikayeleri, bir sürü fotoğrafla döndüm ama zamansızlık yüzünden yazamıyorum. Danimarka süper bir ülke, İsveç ondan da güzeldi. Anlatacağım. Sanırım bu hafta sonu bunun için zamanım olacak.
Sevgiler.