Salı, Temmuz 31, 2012

ELLERİN
 
Bir düşün içinde görüyorum ellerini,
Sevecen ve kederli,
Ellerin bağlamanın telleriyle dans ediyor.
bir dünyayı yeniden kuruyor.
Ellerin bir dokunuşuyla mavi bir aydınlık inşaa ediyor.
Ellerin unutulmuş bir kitabın önsözü gibi mağrur duruyor.
Ellerin ellerime uzak!
Ellerin ellerime yasak!
Ellerini getir bana,
koy kucağıma.
... Sevilmediği kadar seveyim!
Ellerini çıkar koy önüme geçmiş zamanlardan.
Ellerini mekansız göreyim.
Ellerini zamansız seveyim!
Bak, izleri silinip gidecek bütün yalnızlığımın!
Ellerini kaçırma benden, ver ellerini, koyulaşmış yalnızlığıma süreyim.
Ver ellerini üşümüş ellerime katık edeyim.
Ver ellerini dünyayı gezeyim.
Ver ellerini şaşkın yüreğime öz edeyim.
Ver ellerini öpeyim öpeyim…
Nuran
29 Temmuz 2012

Perşembe, Temmuz 19, 2012

Anlamak

"Anlarsınız birbirinizi sözcükler olmada da aslında ve çözülmenin, o girdaplara fırdönerek akmanın hiçbir hayrı yoktur kimseye, belki biraz sükunet ve yalnızlık iyi gelir diye düşünebilirsiniz, ama yanılırsınız, çünkü varlığınız onun varlığına öylesine bağlıdır ki ağlarken bile yalnız ona sarılmak istersiniz. Ama o yoktur. Kahretsin ki, suçluluk ve hüzün dolu olmanızı engellemez haklı olmanız. Yüzleşmek, incitmek demektir. Bunu soğukkanlılıkla göze alamayacaksanız, o kapıyı sıkıca kapatmakta fayda vardır..."

Çarşamba, Temmuz 18, 2012

Sözün Varlığı

Hayatı söze dönüştürme telaşıyla yaşamak ürkütücü geliyor bana. Ama sözün varlığı hep sevinç vermiştir. Yol illaki bir sözler vadisine çıksın diye değil yazı yolculuğum. Kelimelerin sihirli dünyasında gezinirken kendime yeniden yeniden rastlamanın şaşkınlığı beni büyülediği için. Canımda duyduğum ne varsa onlar yazdıklarım. Aşk, acı, suçluluk, cesaret. Bu benim dünyayı kendi dilime çevirme biçimi...m. Yaşamanın başka bir yolunu biliyor olsaydım onu yapardım inanın. Varoluşumu anlamlandıran, hatta karşılayan da bir süreç olduğundan bu farkındalık fazladan bir yük bindirmiyor omuzlarıma. Yalnızca herkes kadar canım yanıyor benim de belki. Birhan Keskin’i anımsayarak söyleyeyim: ‘insan olan yerlerinizin ağrımaması’ mümkün mü…

Çarşamba, Temmuz 04, 2012

O Gün

Buluşmalarımızın her anını
bir mucize gibi coşkuyla kutlardık.
Yeryüzünde yalnız biz vardık.
Sen bir kuş kanadından daha hafif ve inceydin
Bir hayal gibi, merdivenleri uçarak,
yağmurlarla ıslanmış
leylakların arasından geçirip,
aynanın ötesindeki ülkene götürürdün beni...24 Haziran 2012

"Duygusal kramp"


"Ve sonra, balkona çıkıp derin derin nefes alamayarak, soranlara akşamdan kalmayım diyerek tamamladım bitmeyecek gibi ayaklarıma dolanan saatleri. Yatağa yattığımda hala uykum yoktu, fiziksel olarak bir sıkıntım da yoktu. Üstadın dediği gibi: "organlarımda bir sorun yok, bu sadece duygusal kramp!" dedim kendime. Sabah uyandığımda gördüm ki elim kalbimin üzerinde bayılmışım, sanki biri gelip onu benden alacakmış gibi!



Salı, Temmuz 03, 2012

Özlem

Özlemek çok fazla yaşadığım bir duygu, keşke daha ender yaşadığım bir şey olsaydı. Özlediğim şehir tek, ama asıl şehirlerde özlediğim kendim var, çokça. İnsanları ender olarak ama çok yoğun özlerim. Bu özlem beni yakar, neredeyse acıdan inlerim.


Acıyı azaltmanın bir yolu, onunla aramızı soğutacak şeyler düşünüp, yapıp etmektir. Soğuk telefon görüşmeleri, hayatın başka alakasız bölümlerinin anlatılıp gülündüğü konuşmalar, onunla aramda olan özlemi bozacak iletişim biçimleri-yazılar, mesajlar, mektuplar-... Böylece özlemekten doğan acıya katlanabiliyorum. Bu yazılar ve mektuplar özür duygusuyla utanmış, sakin bir özleme kavuşurken acı da vermez oluyor özlemek. Sonrası, çok şükür duası eşiğinde beliren bir sessizlik ve buğulu bir hüzün oluyor…

Pazar, Temmuz 01, 2012

2012 yaz

 
Yolculukların, ayrılıkların, beklemelerin, özlemelerin, sabretmelerin, acı çekmelerin ve mucizevi buluşmaların gani gani üzerime yağdığı bir yaz mevsimine girdim. İçimde bitmemiş onlarca cümleyle... En değerli şey "zaman" diye yırtınan ben, beş dakika gecikmelere çenemi sıkarak susabilen ben, epeyce sakinleştim, eğitildim. Kendime şaşırıyorum ve fakat daha da çok yolum var biliyorum.
Canımın yanma...dığını söyleyemem, her konuyu halledip rafa kaldırdığımı da. Ama daha sakin, daha kabul ediciyim sanki. Çaresizliğime de, çareler üretebilen parçama da eşit uzaklıktayım. Her şeye gücümün yetmeyeceğini, bazen durmam gerektiğini, seviyorsam "koşulsuz" sevmem gerektiğini ve daha pek çok şeyi anlamak yolunda adımlar attım. Sezgilerimi yeniden dinlemeye, rüyalarımdan cevaplar çıkartmaya başladım. Ve hatta gönülden bağışlamaya açtım kapılarımı. Elimi kalbimin üzerine koyup anlamayı öğrendim. Çok anlayıp az anlatmam gerektiğine inandım. Karanlığımdan sıyrılmaya karar verdim. Saklanmamayı deneyimledim. Teslim olmaya talip oldum. Bu yaz kendimden beklentilerim var: Affetmem gerektiğini düşünmeden affedebilmeyi, görülenin dışındaki anlama saygı duymayı, aklımı ve egomu hiç farkına varmadan devreden çıkartabilmeyi, kendi merkezime doğru yol almaktan korkmamayı, kalbimden uzak olanları hayatımdan da uzaklaştırmaya cesaret etmeyi, vazgeçilmiş zamanlar için daha fazla mızmızlanmayacak kadar olgunlaşmayı, mükemmelliyetçi olmamayı, Uzuner kadar güzel yazılar yazabilmeyi, "aşk" ve "anlam" üzerine daha çok okumayı, yeryüzündeki çirkinlik ve kötülükten koruması için Tanrı'ya her gece dua etmeyi unutmamayı, çocuklara yönelik işlere daha fazla zaman ayırmayı diliyorum...