Cumartesi, Nisan 23, 2022

 

Çocukluğumda bu bayramlar hep ama hep heyecan ve coşkuyla geçti. Öğretmenlik yaparken de bu coşkumu çocukların aracılığıyla yaşamış olduğumu sonradan anlamlandırdım. Oğlum küçükken de 23 Nisan hep çok coşkulu kutlanan bayramlar olarak hafızamda yer aldı. Üniversiteye geçtikten sonra uzun yıllar AÇEV aracılığıyla bayramları kutlamak için köylerde atölyeler, oyunlar, etkinlikler yaptık öğrencilerle. AÇEV'in "7 çok geç" diye bir sloganla yola çıktığı projesinde dağ tepe gezip çocuklara etkinlikler yaptık. Çok ama çok güzel oldu. Şimdi bunca zaman sonra pandemi mi artık başka şey mi bilemedim. Belki de ben yaşlanıyorumdur felan diye söyleniyordum bu gün:)

Oturdum bu ahval ile sabah albümleri döktüm. Hala yatağın üstü albüm dolu. Güya oğlumun çocukluk fotoğraflarına baktım ama kendimin de nasıl büyüdüğünü gördüm görüntülerle... Her şeyi nasıl da bir yerlere oturtmaya çabalıyor.  İnsan beyniyle alakalı Serkan Karaismailoğu'nu dinlerken yeni bir şey öğrendim. İnsan beyni biyolojik cinsiyette bağımsızmış meğer. Erkeklerde dişi beyinli oluyormuş -ki kendisi de öyleymiş- dişi beyin empatiyi daha çok yapıyor dedi. Peki nasıl anlayacağız beynimiz dişi mi erkek mi? Çok basit; işaret parmağınızla yüzük parmağınıza bakıyoruz, yüzük parmak işaret parmağından ne kadar uzunsa o kadar erkek beyinlisiniz, eşitse siz dişi beyinlisiniz. buradan izlemek isterseniz konuşma gayet espirili.TEDX Şimdi herkes ellerine bakmaya başlıyor demişti konferansta o gün. Ben de hemen baktım tabi dişi beyinli çıktım:) detaylarda boğulanlar, empati kuramayı başaranlar hep dişi beyinli:)




                                                    O zaman kutlu olsun çocukluğumuz. 


Cumartesi, Nisan 16, 2022

Bahar ışıkları

 Bahar geldi ve zaten çok hızlı akan zaman daha da hızlandı. Ramazan bile yarılanmış ben fark edemeden. Oğlum gideli bile 3 hafta olmuş neredeyse. Peki ben bu arada neler yapmışım. Daha çok okuyup yazıyorum. Daha çok dualar ediyorum. Etrafıma daha dikkatle bakıyor, kimin neye ihtiyacı var anlamaya çabalıyorum. Uzundur ertelediğim akademik bir çalışmamı tamamladım bu ayın başında. Üstümde uzundur yük gibi duruyordu yarım kalmışlığı. Mayıs ayında Prag'da gerçekleşecek bir kongre hazırlığım vardı. pek de heves etmiştim ama üniversitem kongre desteklerini durdurmuş. Biraz kızgınlıkla söylendim, mırıldandım-hala da söyleniyorum-, paraları bitmiş! Sonra hemen neyse önümüzdeki işlere bakalım dedim. Birkaç makale hakemliği, birkaç araştırma sorusu için uzman görüşü raporları hazırladım, bir tez savunmasına jüri üyesi olarak katıldım. İyi ki online oluyor bu işler. Bence büyük konfor. Tıp fakültesinde öğretim üyesi olan yakın bir arkadaşımın bir araştırma planlamasını yakından tanık oluyorum bu günlerde. O kadar dikkatimi çekti ki, buraya not almam lazım. Tıp fakültesi öğrencilerinin gelecek planları üzerine nitel bir araştırma planı bu. Arkadaşım öğrencilerinin neredeyse tamamına yakınının mesleklerinin itibarının kalmadığını düşüncesiyle yurt dışında yaşamak ve çalışmak için fırsatlar ve imkanları araştırdığı mezun olur olmaz gitmek istediği bunun için yabancı dil çalışmaya başladıklarını anlattı. Bunu nitel bir araştırma deseni ile de raporlamak istediğini söyledi. Onun için bir planlama yaptık ve 3 tane tıp öğrenciyle pilot görüşmeler gerekleştirdi. Gerçekten de çocuklar çok umutsuz. Bu durum benim canımı yaktı diyebilirim. Dünyanın en zor mesleklerinden biri olan doktorluğu pek çok zorlukları aşarak okuyan bu gençlerin bu umutsuz duruşları çok hüzünlü geldi. çalışmada arkadaşıma destek verdiğimden yakından tanıklık ettim bu hüzünlü doktor adaylarının umutsuz serzenişlerine. Önümüzdeki günlerde bu çalışma bizi nereye götürecek göreceğiz. Onun dışında benim Eylül'ümden haberler vereyim. Bir süredir ona matematikten özel ders aldırıyordum. Derslerinde bariz yükselişler başlamıştı. En son yapılan deneme sınavında sınıf birincisi okul 60. sı oldu. Matematik korkulu bir rüyaydı. Anlamadığı için bence sevmiyorum diyordu. Şimdi anladığım problemleri seviyorum anlamadıklarımı sevmiyorum diyor:) bence önemli bir yol aldık sanki. Annesinin tansiyon sorunu ortaya çıktı bu hafta. Onu hastaneye götürdüm tansiyon holteri takıldı tansiyonu 20 lerde seyrediyor... Neye bu kadar stres yaptın bir şeye mi üzüldün diye sordum, ağlayıverdi. Her şeye üzülüyorum dedi.. Tam bir yıl oldu Mart başında eşini kaybedeli ve sürekli hüzünlü olan bu anne kız için elimden geleni yapsam da onların hüzünlü duruşları değişmiyor ne yazık ki... Annenin iki kalp kapakçığı değiştiği için sürekli ilaç kullanıyor ve korkuyor. ölmekten değil diyor, Eylül ne yapar diye korkuyorum. O kadar iyi anlıyorum ki onu. Teselli edecek cümlem yok maalesef. Hastanede sıra beklerken dedi ki, eşim ben hastayım diye üzerime titrerdi, pandemide ben hasta olmayayım iyileşemem diye sokağa bile çıkarmadı beni İstanbul'da ama o öldü. Anlamakta zorlanıyorum diyor. Gerçekten de zor. Bakıyorum 1982 doğumlu adam bir gün midem ağrıyor diye doktora gidiyor ve 40 gün sonra kanserin heryeri sarması sonucu ölüyor. Hayat bu kadar. Burada duruyor...

 Eylül okula gidiyor, kursa gidiyor, kitap okuyor, oynuyor gülüyor ama hep babasının eksikliğini kalbinde taşıyor. Geçen akşam onlara çaya gittim, elimde çayın yanında yiyelim diye bir şeyler vardı. "aaaa babamın bana getirdiği çukulatalar bunlar anne" dedi hemen. Bunu da sevinçle söyledi yani, hüzünle değil, ama ben hüzünlendim... Ne yapsam eksik biliyorum ama yine de o eksiği tamamlamak için çok dikkatli çabalarım var... Okuluna gittim geçen hafta öğretmenleriyle görüştüm tek tek. Durumunu öğrendim. Öğretmenleri hala alışamadı benim veli pozisyonuma ama olsun her seferinde ben açıklıyorum yine de:)

Geçenlerde sosyal medya üzerinde Milli eğitimde bir idarecinin çocukların açtığı bir sergide talihsiz bir basın açıklamasına denk geldim. Açıklama bir çocuk gelişimci olarak beni çok rahatsız etti ve sosyal medya üzerinden ben de bu açıklamaya bir sersenizşte bulundum. Sokaktan geçen herhangi biri gibi açıklama yapan bu eğitimci-idareci olan bir grup var ve ben bunları tölere edemiyorum ne yazık ki. Sosyal medyadan yazdıklarıma çok fazla özelden mesaj geldi. Burada o basın açıklamasını izleyenler hemen anlamışlar tabi ve neyse ki bir tek ben değilmişim rahatsız olan. En azından bu sevindiriciydi benim için. Sosyal medyada yazdıklarımı buraya da alayım istedim. 

"Sosyal medyada, çocuklara "Bunlar küçük adamlar" diye başlayan bir basın açıklamasına denk geldim. Bu tür açıklamalarda çocuğun minyatür bir erişkin değil, kendine özgü bir birey olduğu gerçeğinin göz ardı edildiğini düşünüyorum. Çocuklar, doğal süreçlerini yaşayamadan her şeyi bildikleri veya bildiklerini zannettikleri, yetişkinlerin sahip olduğu veya sahip olabilecekleri sırları da öğrendikleri ya da öğrendiklerini sandıkları zaman artık yetişkin olmanın bir anlamı kalmamıştır. Postman’a göre, günlük yaşam üzerinde televizyonun, bunun ile bağlantılı bilgisayarın şekillendirici etkisinin artmasıyla kültürel değişim de giderek hızlanmıştır. Postman’ın “kültürel çöküş” olarak nitelendirdiği bu durum, çocukluğu da derinden etkilemiş, çocuklara ait duyguların, tavır ve davranışların kaybolmasına neden olmuştur. Çocuk ile yetişkinlik arasındaki mesafe azalırken, “çocukluk kavramı” dünyamızdan biraz daha uzaklaşmaktadır. Postman, günümüz modern dünyasında, çocukların yetişkin, yetişkinlerin de çocuklar gibi davranmaya başladığı tespitlerini yapmaktadır. Çocukların giydiği kendilerine has olan kıyafetler yerini küçültülmüş yetişkin giysilerine bırakmıştır. Günümüzde ebeveynler çocuklarına kendi giysilerinin küçültülmüş örneklerini giydirmektedir. Nereye bakılsa, yetişkinlerin ve çocukların davranış, dil, tutum ve arzularının hatta fiziksel görünümlerinin, giderek artan bir biçimde birbirinden ayırt edilemediği görülmektedir. Oysa hayata dair bir incelik ve naiflikten söz edildiği yerde; çocuğa, çocukluğa ilişkin mutlaka bir ize, bir işarete, bir sembole mutlaka denk gelinir. Çocukluk, esas anlamıyla tüm yetişkinlerin imrendiği ve geri dönerek yeniden yaşamayı arzu ettikleri bir süreçtir. Bilinmelidir ki, bu süreci değerli kılan etken, insanlığın çocukluk çağlarında evren içerisinde işgal ettiği tertemiz noktadır. Bu yüzden de çocukluk yetişkinliğe giden yolda ilk ulaşılan durak, çıkılan ilk limandır. Heywood'ın dediği gibi “Çocukluk çağı, teorik seviyede çocuk olmanın anlamını çözebilme aşamasıdır” Onlardan "küçük adamlar" olarak söz etmek onların duygularını, hayallerini, gerçek ya da gerçek üstü kavramlarla örtmek veya görmezden gelmeye çalışmaktır."


Her şey güllük değil tabi ki, bu hafta benim de belim tutuldu. Bir yakı yapıştırdı dr arkadaşım bir kaç gün dinlendim hafifledi. Ama hala pc başında çok oturunca ağrıyor. Mutfakta biraz fazla üretim yapınca da ağrım artınca biraz mola vermem gerek bu mutfak merakıma dedim. Ama duramadım oğlumun en çok sevdiği kurabiyeler ve krakerlerden yaparak dün ona bir ramazan paketi yolladım. Orada otelde kalıyorlar belki geceleri atıştırmalık isterler diye düşünüp.

Bir de salı geceleri bir dizim var artık. Üç Kız Kardeş. Bu yaz kitabını okumuştum ve çok beğenmiştim. Şimdi kitabın dışına çıkan senaryolara şaşıra şaşıra izliyorum. Ama keyifli bir şey haftada bir gece benim dizim var diyorum kendime gülerek. Yürüyüşlere yeniden başladım diyetisyenim en son kilo vermem durduğu için hareket koymalıyız dediğinden. İftardan sonra 1 saat yürümeye gayret ediyorum ama çoğunlukla iftara misafirim oluyor ancak 3 gün yapabildim bu hafta. Ramazanda kalabalık iftar masaları seviyorum ama ne kadar az yemek o kadar mutluyum bu masalarda. Çorba, ana yemek ve salata. Pilavsız, ekmeksiz, tatlısız sofralar en sevdiğim. Benim şekersiz atıştırmalıkları tatlı niyetine çay yanı ikramı yapıveriyorum:) herkes de sanırım alıştı buna...

Hobi bahçemin açılışını yaptım bu hafta. Gübre geldi köyden, hayvan gübresi onu da serdirip ekim dikim için son hazırlıkları yapacağım. Evde yumurta kabuklarına bal kabağı, kızartmalık kabak, domates ve biber tohumları diktim. Sanırım 1 aya toprakla buluşmak üzere bahçeye giderler... 

Bu hafta sonu online ders yapacağım ve ara sınavlar için soru hazırlayacağım. 

Güneş ve bahar. İkisinin ışığı da bana da değer umarım...


                                           Yumurta kabukları ve tohumlarım.... Buna bakıp baharı uzun tutma niyetindeyim...