Pazar, Mart 21, 2021

 


Üreterek geçmiş bir pazar günü. Tam 6 ekmek yaptım. + tanesi hediye gidecek. Taşta ve aşkla piştiler. Bu ekşi maya aşk işiymiş gerçekten de 4. yılım dolmasına günler kala daha iyi anlıyorum. Bu gün yine şifalı yağlardan bir içerik hazırladım yüz bakım kremi yaptım. Tüm günü bunlarla yedim bitirdim. Biraz ders hazırlığı ve yarın gidecek kargoları paketleme,  biraz okuma yaptım. Hepsi bu. Songül'e gidip ızgarada tavuk da akşam sürprizi oldu. Tüm bunları yaparken düşündüm. Neye ihtiyacım var? Daha çok şükretmeye ve dua etmeye. 

Madem şiir günüymüş. Ben de bir şiir paylaşayım o zaman;

Ben seni ilk defa Mayıs başında sevdim
Takvimler 4 ü gösteriyordu.
Türküler söylendiği gece
Bütün yasaklara, bütün olmazlara rağmen
Yüreğime ince ince sızıyordun.
İsmini özgürce haykıramazdı dudaklarım
Küçük Prens olmalıydı adın
Beklenmedik bir anda rastladığım.
Gözlerinden yakamozlar fışkırıyordu.
İlkbahar kokuyordu saçların
Ben seni bu küçük şehirde
Ayaküstü sohbetlerde sevdim
Saçların rüzgârla sevişirdi
Ben seni kısacık bir gün içinde, bir uzak yolun sonunda,
yaz mevsiminin çiçeklerle karşılandığı bir masa başında, bir tabak köfteyi paylaştığımız saatlerde
Bir avuç dolusu gözyaşını birlikte içerken sevdim
Ben seni, yüreğini avuçlarıma verip
Gözlerini kapattığında sevdim
Alnımda cehennem çizgileri çoğalırken,
Sımsıcak varlığınla bedenimi saran ateşe inat
Heyecandan titreyen yüreğinle
Sen ellerimde yeniden çiçek açarken sevdim.
Ben seni, mesai arkadaşlığı içine sıkıştırılmış hastane ziyaretlerinde sevdim
Sen her şeye inat bana yaşam oluyordun
Ben seni hasretin beni yorduğu zamanlarda
Her karşılaşmamızda gözlerinle gözlerime yazdığın “seni seviyorum” cümleleriyle sevdim
Yanından uzaklaşırken geriye dönüp dönüp bakmalarımla sevdim
Sabahlarda sevdim seni,
Akşamlarda sevdim.
Uykularımı böldüğün gecelerde
yudumladığım çaylarda sevdim.
Şiirlerde sevdim seni,
Türkülerde sevdim, şarkılarda sevdim.
Hepsi seni anlatıyor “Gidersen” diyordu
Ve sanki hepsi
Senin o tadını bildiğim
Güzel dudaklarından dökülüyordu.
Şimdi yine uzaktasın.
Zaten ben seni yokluğunla sevdim,
Ve şimdi yokluğunla çaldığın gecelerimden bana uyku borcun var.
Uykusuzum…
Dudaklarında uyut beni… 21 Mart 2013

Cumartesi, Mart 20, 2021

 İnancım odur ki dünya iyilik üzerine kuruludur, İyilik, dokunaklıdır, dokunur.

Hafta sonu simitçisi oldum. 24 saat sürdü şu gördüğünüz simitlerin bu hale gelmesi. Ekşi maya işi sabır işi. Sabır ise benim son bir kaç yıldır öğrenmeye çalıştığım fakat eskiden sabırsızlıklarım yüzünden hayattan çok gol yediğim bir konu. Hala öğreniyorum. Yolda olmak da ayrı bir güzel tabi. Simitler şahane oldu. Hemen soğumadan arkadaşlarla paylaşıldı. Bu hafta yeni bir arkadaş edindim kendime, bahsetmiştim babasını yeni kaybetmiş bir kız çocuğu. Ona gittim dertleştik. Bana dedi ki; babam için bir anı kutusu yaptım sana göstereyim mi? Göster dedim. Bir de mektup yazdım ona okuyayım mı? Boğazım düğüm düğüm oldu. Bir ayakkabı kutusunu almış babası GS li olduğu için sarı kırmızıya boyamış. İçine babasının saati, çakmağı, tespihi, anahtarlığını kimliklerini koymuş. yazdığı mektubu okumamı istedi. Okudum. Ağlamamayı diledim. Ağlamadım. Duygularını yazabilmesi, bunu paylaşabilmesi ne güzel. Acısını anlatarak azaltma çabasını gördüm. Ona aldığım kitaplardan birini bitirmiş diğerine başlamış. Kitap hakkında konuştuk. Onunla sohbet etmenin bana ne kadar iyi geldiğini düşünüyordum o anlatıyordu birden sustu ve dedi ki "benimle ilgilendiğin için teşekkür ederim. Sizinle konuşmak bana çok iyi geliyor yine gelin" o an zor tuttum kendimi. Çünkü asıl bana iyi geliyordu onunla konuşmak. fakat bunu ona anlatamazdım. Sen de bana çok iyi geliyorsun, arkadaşlığımı kabul ettiğin ve benimle kendini paylaştığın için teşekkür ederim dedim. Kara hüzünlü gözlerinden öpemeden ayrıldım. Yine geleceğim dedim. Ona ellerinde çıkmış olan egzamalar için kantaronlu krem bıraktım. Ellerine sürdüm nasıl kullanacağını anlattım.Yemesi için 2 simit, İzlemesi için bir film okuması için bir kitap bırakıp  çıktım. Sonra yürüdüm. Yürüyerek kendi çocukluğumda gezindim.... 


Cuma, Mart 19, 2021

 

Haftanın Son Günü
Bu hafta ikinci kek. Hep çocuklara yaptığım ziyaretlere kek götürüyorum bu sıralar. Bu limonlu kek de bir çocuk için yapıldı fakat asıl amaç yeni alınan kek kalıbını denemek:) 4 farklı kalıp aldım önümüzdeki haftalarda kek etkinliğim devam edecek :)

Haftanın son gününü büyük bir koşturmayla kapadım. Mutfakta ekşi mayalı hamurlar var. Simit yapılacak hafta sonuna. Ekşi mayalı simit. Burayı günlük kendimle laflamak olarak kullanmaya karar verdim. Eylül'e gittim fakat evde yoktu. Yarın yine gideceğim. Bu gün burnuma çiçek kokuları geldi hep. Güllerin arasından geçiyormuşum gibi hep. Öldüm de çiçek bahçelerinden mi geçiyorum acaba dedim... 




Perşembe, Mart 18, 2021

 




Bir süredir beni heyecanlandıran bir kaç şey var bunlardan biri bu kremler. Bu kremleri bir süredir yapıyorum ve o kadar güzel sonuçlar aldım ki. kullananlar çok memnun oldukça benim de bu şifalı yağlardan oluşan temiz içerikli kremlerle ilgili öğrenme merakım artıyor. Bir de ekşi mayalı ekmek serüvenim var ama onu başka bir gün anlatacağım. Bu kremlerden biri kantaron yağı ile yapılıyor. Doğanın en şifalı çiçeği kantaron ve zeytinyağı ile buluşunca şifası katlanıyor. Bunu keşfedeli 3 yıl oldu. Her yaz haziran-Temmuz aylarında çıkan bu çiçeği toplayıp zeytinyağı ile buluşturuyorum. 40 gün güneşin ışınlarına maruz bırakıp şifasını taçlandırıp sonra o yağdan şifalı tertemiz  kremler yapıyorum. Bu hafta bu güzel 2 çeşit olarak ürettiğim kreme bir üçüncü çeşidini ekledim. üretmenin lezzetini aldıktan sonra tekrar eskisi gibi olamıyor insan. İnsan ürettikçe üretesim geliyor. Bu gün iki güzel kız çocuğu için bu şifalı yağları çantama koydum. Birinin ellerindeki yaralara, diğerinin ameliyat yaraları için ayaklarına şifa olsun diye...

Şimdi bir süredir devam eden online derslerime dönüyorum. Hiç sevmemiş olsam da bu uzaktan eğitim modelini en iyisini yapabileceğim şekle nasıl dönüştürebilirimin derdindeyim.

Salı, Mart 16, 2021

 



Dün sabah yaptığım elmalı, cevizli tarçınlı keki akşamına babasını kaybedeli henüz bir hafta olmuş bir çocuğa götürdüm. Onunla tanıştım. Acısını dinlerken ağladım. Onu teselli edecek sözlerim yoktu fakat onu anladığımı, ona duygudaşlık yapmak istediğimi anlatacak çok şeyim vardı. pandemi yüzünden ona sarılamadım. Ona sımsıkı sarılıp acını birlikte hafifletelim diyemedim ama ona kitap aldım bu kitapları okuyunca seninle konuşmayı çok isterim dedim. Yine geleceğim yine görmek isterim seni dedim. O da bana ben de çok isterim dedi. Hayatın onun küçücük omuzlarına yüklediği bu ağır yükü birlikte hafifletebilir daha taşınabilir kılarız belki diye düşünerek ayrıldım yanından... 

Pazartesi, Mart 15, 2021

                                                                            Yeni Bir Hafta


 Güzel bir müzikle başlasın hafta. Çünkü hayat hepimiz için zorluklar taşıyor. Mutfakta elmalı tarçınlı kek kokusu yayılmaya başladı. Bu gün o keki henüz babasını kaybedeli 1 hafta olmuş bir çocuğa götüreceğim. babasının acısını unutturamaz elbette ama belki elmalı bir kek, ekşi mayalı bir ekmek ve bir kitapla  acısını paylaşabileceğim bir kaç saat verebilir umuduyla. Bu güzel müziği hissedin...


Cumartesi, Mart 13, 2021

 Bir Yaşamın Ardından bakmak

Bugün bir arkadaşımın ölen annesini evine gidip ondan geriye kalan eşyaları bir spotçuya verdik. Geride yaşanmış koskoca 75 yıllık bir ömrün izlerini taşıyan evin içinde neredeyse bir yarım gün geçirdim. Kendi yaşamımı düşündüm. Bu gün ölsem dedim geriye benden kalacak eşyaların yarım günlük bir hikayesi olacak. Benim yakınlarım ve spotçu arasında geçen en fazla 15 dakika süren bir pazarlık ardından anılarım bir kamyonetin kasasına doldurulacak. Geriye kalan o eşyalar artık bir ruh taşımayacağı için, beni hiç tanımayan insanların kullanımına sunulacak. Çok hüzünlü geldi bu bana.  Bu fotoğrafı o evin penceresinden çektim. 

 Geri dönmek istiyorum  postu :))

Bu gece burada anılara koştum. Şule'nin yazısının yüzünden oldu her şey. Onu kıskanıp buralara geri gelmeye karar verdim. O yüzden de bu yola koyulmuş fotoğrafımı koydum:) Zaman hakkını mutlaka alıyor bizden. 

Salı, Mart 08, 2016

Özlemek

Uzun bir aradan sonra yeniden yazmak isteği ve fakat bir telaş. Ne yazmalı, nereden başlamalı bu zamansızlık içinde. Bir bahar gününde, 9 yıl olmuş burayı kuralı. Bu emeği de göz ardı etmeden bakmalı. Yazmayı mı okumayı mı daha çok özlediğime karar verip yeniden geldim.

Çarşamba, Kasım 26, 2014

42 oldum

14 Eylül 2014


Eylül, yağmur, rüzgar... Hüzünlü müyüm? Bilmem. Karamsar değilim. Bir amaca bağlanmayan ruh gibiyim. Hep düşünceliyim, dalgınım, yorgunum, çay içiyorum, kitap okuyorum, Şükriye ile yüzmeye gidiyorum, çokça dua ediyorum, bir miktar kendi kendime konuşuyorum, kendime karşı daha merhametli olmak istiyorum bazı günler Serhat’ı yakalayıp onun beynine veriyorum. Geceleri geç vakte kadar Liva’da ders çalışıyorum, makale yazmaya çalışıyorum. Bazen de Mehmet ile bir çizgi film karakteri üzerine ikimizin de bir türlü değişmeyen fikri üzerinden beyin fırtınası yapıyorum.
Kafam kartpostal gibi bakıyorum bakıyorum, kıpırdayamıyorum. Zaman bedenimin şeklini alan eski bir eşya gibi, gidip yerleşiyorum içine usulca. Aynı şeyleri yapmak zamanı hızlandırıyor. Oysa ben zaman hiç geçmiyor sanıyorum. Hep aynı fotoğrafı çıkarıp gösteriyorum kendime. Ben şöyleyim, böyleyim derken ne kadarı doğru bunların kestiremiyorum. Bir acımasızlık rüzgarı esiyor kendime doğru böyle anlarda. Geçen yıl doğum günümde bazı kararlar almışım;“ Uzuner kadar güzel yazılar yazabilmeyi, kendi merkezime doğru yol almaktan korkmamayı daha cesur olmayı hatalarımı ve başarısızlıklarımı kabul edebilmeyi her şeye gücüm yetmeyeceğini öğrenmeyi, annemi daha çok aramayı, çocuklara yönelik işlere daha fazla zaman ayırmayı diliyorum.Demişim. Uzuner kadar güzel yazılar yazabilmek için hala çalışıyorum elbette, ancak - biri baskıda- 3 farklı deneme ve öykü yazım yayınlandığı için pek bir mutlu olduğumu söyleyebilirim. Kendi merkezime doğru yol alabildim mi, daha cesur olabildim mi işte onlardan hiç emin değilim. ve fakat neden hayata uyum sağlama becerim bu kadar eksik, bu kadar aksak, ya da neden herkes gibi değil diye hayıflandığım doğru. Evet, Annemi daha çok aradım. Çocuklara yönelik işlere daha fazla zaman ayırdım. Hatalarımı ve başarısızlıklarımı büyük bir olgunlukla kabul ettim. Her şeye gücümün yetmeyeceğini de öğrendim, kendi merkezime yol almaktan korkmadan hemde. Yalnızlığımın kıymetini de öğrendim bu arada ancak yine de adını koyamadığım bir şey var. İçimde, en derinimde küçük bir kaya büyüklüğünde, damarlarımda ağır ağır, sinsi sinsi ilerliyor, yaşamama engel oluyor, hatta bazen beni nefessiz bırakıyor bunu görebiliyorum. Bu durumu hak edip etmediğimi hala sorguluyorum. Bu kayanın çevresindeki daracık, bereketsiz toprakta kendim olmakta hala ısrar ediyorum. Anlayacağınız bu yeni yaşımın başlangıcında hayata karşı bir eylem planım yok maalesef. Yalnızlıktan filan değil bu inanın. Bu kadar basit olmadığını biliyorum, hayır sadece bilmiyor, eminim de. Bir anlamsızlık, boşunalık duygusu sis gibi kaplıyor zihnimi. Belki de bir aldanmışlık hissi bu. Bu dünyanın anlamına sürekli inanç duymaya çalışmak ne kadar yorucu değil mi? Belki de dünya bana uzansın, tatlı tatlı, güzellikle, sürprizlerle ve sevecenlikle gelsin, omzumdaki bazı yükleri alsın, içimde sinsice dolaşan şu kayayı kaldırsın, ruhuma derin bir aydınlık bağışlasın istiyorum. Sanırım birinin beni sırtımdan hayatın içine doğru ittirmesi lazım. Ancak öyle öğreneceğim tekrar yaşamayı.
Hoş geldin yeni yaşım. .