14 Eylül 2014
Eylül, yağmur, rüzgar... Hüzünlü müyüm? Bilmem. Karamsar değilim. Bir amaca bağlanmayan ruh gibiyim. Hep düşünceliyim, dalgınım, yorgunum, çay içiyorum, kitap okuyorum, Şükriye ile yüzmeye gidiyorum, çokça dua ediyorum, bir miktar kendi kendime konuşuyorum, kendime karşı daha merhametli olmak istiyorum bazı günler Serhat’ı yakalayıp onun beynine veriyorum. Geceleri geç vakte kadar Liva’da ders çalışıyorum, makale yazmaya çalışıyorum. Bazen de Mehmet ile bir çizgi film karakteri üzerine ikimizin de bir türlü değişmeyen fikri üzerinden beyin fırtınası yapıyorum.
Kafam kartpostal gibi bakıyorum bakıyorum, kıpırdayamıyorum. Zaman bedenimin şeklini alan eski bir eşya gibi, gidip yerleşiyorum içine usulca. Aynı şeyleri yapmak zamanı hızlandırıyor. Oysa ben zaman hiç geçmiyor sanıyorum. Hep aynı fotoğrafı çıkarıp gösteriyorum kendime. Ben şöyleyim, böyleyim derken ne kadarı doğru bunların kestiremiyorum. Bir acımasızlık rüzgarı esiyor kendime doğru böyle anlarda. Geçen yıl doğum günümde bazı kararlar almışım;“ Uzuner kadar güzel yazılar yazabilmeyi, kendi merkezime doğru yol almaktan korkmamayı daha cesur olmayı hatalarımı ve başarısızlıklarımı kabul edebilmeyi her şeye gücüm yetmeyeceğini öğrenmeyi, annemi daha çok aramayı, çocuklara yönelik işlere daha fazla zaman ayırmayı diliyorum.Demişim. Uzuner kadar güzel yazılar yazabilmek için hala çalışıyorum elbette, ancak - biri baskıda- 3 farklı deneme ve öykü yazım yayınlandığı için pek bir mutlu olduğumu söyleyebilirim. Kendi merkezime doğru yol alabildim mi, daha cesur olabildim mi işte onlardan hiç emin değilim. ve fakat neden hayata uyum sağlama becerim bu kadar eksik, bu kadar aksak, ya da neden herkes gibi değil diye hayıflandığım doğru. Evet, Annemi daha çok aradım. Çocuklara yönelik işlere daha fazla zaman ayırdım. Hatalarımı ve başarısızlıklarımı büyük bir olgunlukla kabul ettim. Her şeye gücümün yetmeyeceğini de öğrendim, kendi merkezime yol almaktan korkmadan hemde. Yalnızlığımın kıymetini de öğrendim bu arada ancak yine de adını koyamadığım bir şey var. İçimde, en derinimde küçük bir kaya büyüklüğünde, damarlarımda ağır ağır, sinsi sinsi ilerliyor, yaşamama engel oluyor, hatta bazen beni nefessiz bırakıyor bunu görebiliyorum. Bu durumu hak edip etmediğimi hala sorguluyorum. Bu kayanın çevresindeki daracık, bereketsiz toprakta kendim olmakta hala ısrar ediyorum. Anlayacağınız bu yeni yaşımın başlangıcında hayata karşı bir eylem planım yok maalesef. Yalnızlıktan filan değil bu inanın. Bu kadar basit olmadığını biliyorum, hayır sadece bilmiyor, eminim de. Bir anlamsızlık, boşunalık duygusu sis gibi kaplıyor zihnimi. Belki de bir aldanmışlık hissi bu. Bu dünyanın anlamına sürekli inanç duymaya çalışmak ne kadar yorucu değil mi? Belki de dünya bana uzansın, tatlı tatlı, güzellikle, sürprizlerle ve sevecenlikle gelsin, omzumdaki bazı yükleri alsın, içimde sinsice dolaşan şu kayayı kaldırsın, ruhuma derin bir aydınlık bağışlasın istiyorum. Sanırım birinin beni sırtımdan hayatın içine doğru ittirmesi lazım. Ancak öyle öğreneceğim tekrar yaşamayı.
Hoş geldin yeni yaşım. .

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder