
Sevgili
yuxexeratonin beni sobelemiş, sobelediği konu ve benim bunu görme zamanlamam çok manidar oldugu için, yazmaya ara vemiş olsam bile bunu hemen yazıyorum.
Vazgeçemediklerim nelermiş diye kendime sorarım zaman zaman, bazı zamanlar bazı maddelerde kendimce değişiklik yapmak isterim ama demirbaşlara dokunmam nedense.
Aslında mutluluğun farkında olmayan bir çocuk olarak büyüdüm.
Mutsuzluğumu uzun yıllar fark etmediğim ilişkilerim oldu.
Aşk, evlilik, dosrluk…
Çocukken şiir yazdığımı fark etmeden şiirler yazarmışım meğer.
Ne kadar zamandır bilmiyorum çocukluğuma geri döndüm.
Ama mutluluk çağı bittiği için artık istesem de o kadar mutlu olamam, bunu biliyorum, olsam da o ancak eski mutlu anlara özlem olarak kalır diye üstünde durmuyorum bu duygumun….
Çocukluğumda vazgeçemediğim bir oyuncağım olmadı mesela, ama büyüyünce kullandığım eşyalarla aramda duygusal bir bağ geliştirmeyi öğrendim, hepsinin bir anlamı var hayatımda ve çok önemserim onlarla olan bu bağımı, gene de hepsinden vazgeçebilirim bir çırpıda…
Büyürken, yanlışların yerine doğruları koyduğumda vazgeçemem sandığım arkadaşlarım, dostlarım oldu, çok sevindiğim, çok üzüldüğüm, iyi, kötü zamanlarımı paylaştığım, birbirimizden asla vazgeçmeyiz sandığım, oysa hayat bizi savurduğunda herkes yolunu değiştirdiğinde vazgeçildi her şeyden, herkes gibi ben de böylece öğrendim vazgeçmeyi…
Gidenler ve kalanlar arasından sıyrılıp hayatımda kalanlar, yanıma kar kalanlar sevincimi çoğaltan, dünyanın yükünü hafifletenler, gözlerime bakarak ne hissettiğimi anlayanlar oldu yaşamımda, hala da var, iyi ki varlar, çok değerliler, asla kaybetmek istemem, kaybedersem çok üzülürüm ama vazgeçebilirim…
Bir dönem yalnızlığımdan vazgeçemem sanıyordum, aramızda ki bu patolojik bağdan korkuyordum bile ama bir çırpıda ondan da vazgeçebilirim…
Kapıyı çarpıp gittiklerim oldu, vazgeçtiğim için değil, anlaşılmadığım için, istenmediğimi düşündüğüm için, gururumdan gittiğim, her şeyi iyileştiren zamanın bile silemediği izlerle yaşadım bir süre ama sonradan kabuk bağlayınca yaralarım, vazgeçmeyi öyle çok da büyütmeden kabullendiklerim, hiç kimse vazgeçilmez değildir dediklerim, benden önce benden vazgeçenler, vazgeçmeyi en iyi öğretenler…
…
Ama;
Yaşamımın en kolay, en tasasız, en kısıtlı ama en özgür bölümü olan çocukluğumu hatırlamaktan vazgeçmedim,
çocuk gözüyle dünyaya bakmaktan vazgeçmedim,
çocuklardan vazgeçmedim,
anılarıma sahip çıkmaktan vazgeçmedim,
doğru bildiklerim uğruna hala inatla kaybetmekten vazgeçmedim,
babamı özlemekten vazgeçmedim,
annemin kokusunu sevmekten vazgeçmedim,
özlemlerimi söylemekten vazgeçmedim,
birinin bana ihtiyacı olduğunda her şeye rağmen yanında olmaktan vazgeçmedim,
umut etmekten, öğrenmekten, okumaktan, yazmaktan, gitmekten, sevmekten, her şeye rağmen sevmekten ve bunu söylemekten,
her şeye ve herkese üzülmekten, üzüldüğüm her zaman hiçkırarak ağlamaktan vazgeçmedim, doğru bildiklerim uğruna, bildiklerimi söylemek uğruna savaşmaktan vazgeçmedim..
Herkesi anlamaya çalışmaktan, her şeyi hoşgörü ve anlayışla karşılamaktan, her şeyi merak etmekten hiç vazgeçmedim,
Kendimden vazgeçtiğim zamanlarda bile dünyada ki güzelliklere inanmaktan ve yeniden yeniden başlamaktan hiç vazgeçmedim.
Yenilmeye doyamam, yenilmekten vazgeç(e)medim
Ama en çok oğlumdan, vazgeçmedim, vazgeçemem, vazgeçemediğim için de kendimden vazgeçtiğim uzun yıllar yaşadım onun için, şimdi yanımda, yanı başımda, o bir gün benden vazgeçse bile ben ondan vazgeçemem.
Bu gün onun doğum günü, 16 yaşına giriyor, onu doğurduğum gün, (16 Agustos 1993) yeni yepyeni başlamış bir yaşama günaydın demiş gibiydim, çok gençtim, yalnızlığımın ve anneliğimin farkında olmayacak kadar genç!
Doğum günü kutlu olsun, birbirimizden vazgeç(e)mediğimiz uzun yıllar bizimle olsun…
Sevgili
Şule tatilde olduğu için onu sobeleyemiyorum ama, belki de fırsat bulup yazar bir ara demeden de geçmiyorum, sevgili
SS i sobeliyorum, eğer yazarsa.