İstanbul'u özleyecek kadar uzak kalmışım evet. Kuzenim için geldim bu kez. Babasını kaybetti. Benim için çok anlamlı yas sürecinde destek. Ölüm hep çok soğuk ve çok zor. Zorluğuna acısına yapacak bir şey yok ancak duygusal destek kolaylaştırabilir her şeyi. Buraya gelirken en çok toplu taşımalardan endişe ediyordum yalan yok. Fakat hiç de ihtiyaç duymadım neredeyse. Hava alanından bir arkadaşım aldı sağ olsun. Son dakikaya kadar geleceğini beyan etmemiş olsa da, gelişi beni sevindirdi. Çok makbule geçti. Pazartesi kuzenimle Süleymaniye Cami tarafına gittik. Arabayı otoparka koyup çift maskelerimizle önce Kanuni ve Hürrem sultan türbelerini ziyaret ettik. Cihan Padişahının Hürrem sultana olan aşkını okuduğum bir yerde Kanuni henüz yeni biten Süleymaniye Camisinde cuma namazı kıldırmak için hazırlıkları başlatır. Hürrem Sultan da gelir namaza. Padişah Hürrem'e "burası benim kalbim" der camiyi işaret ederek. Padişahın gözleri ışıldar Süleymaniyenin ihtişamı karşısında. Hürrem Sultan da şöyle der o vakit; "Madem burası senin kalbin o zaman beni ölünce senin kalbine gömsünler" camide bir müddet dua ettim. İyi ki Allah var dediğim saatlerden sonra bahçeden bir süre İstanbul'u izledim. Yürüyerek Eminönü'ne kadar indik neredeyse. Burnumda tüten deniz, iyot ve yosun kokuları eşliğinde. Yeniköy'e gidemedim bu kez annem Ankara'da olunca toplu taşımayı kullanmak da istemeyince kaldı. İç sesimle konuşarak, Yeniköy için yeniden gelmeyi dileyerek.
Bu hafta hep buradaydım fakat çevrimiçi derslerimin hepsini eksiksiz yaptım. Üstüne bir uzman görüşü raporu yazdım. Bir kitap bitirdim. Çok az dışarı çıktım biri pazartesi tüm gün diğerleri sadece 1 er saatlik kısa keşifler şeklindeydi, bir de bugün 2 saat alışveriş içindi. Haftaya yeniden gelesim var diyecek kadar gözüm doymadı ama yarın gidiyorum. Dün yıllar önce anasınıfı öğretmeni olarak görev yaparken öğrencim olan genç ve güzel bir anneyi kısa bir süreliğine ağırladım. Rüya gibi birkaç dakika bahşetti Allah bana. Bir gün durumumda arazide ineklerin yayıldığı bir resim paylaşmıştım üzerine de "İstanbul'da uyandığıma kim inanır" gibi bir şeyler yazmıştım. Bir mesaj aldım "Hocam Bahçeşehir'de olmalısınız size yakınım kapıdan da olsa sizi görmeyi çok isterim"dün akşam üzeri kendi gibi şeker olan kızını da almış gelmiş. Elinde bir demet kendi gibi rengarenk güzel çiçeklerle. Sitenin bahçesinde yarım saat kadar sohbet ettik. Ben onda kendi gençliğimi gördüm o bende muhtemelen çocukluğunun izlerini aradı. Bunca yıldır üniversitede gençlerle çalışıyorum ama asıl besin kaynağım çocuklar bunu anladım bir süredir. Ne zaman bunu anlasam neden hep daha fazla hüzünlendiğimi buldum. Çocuklarla olan ilişkimi ve çalışmalarımı daha da artırmam gerekiyor sanırım. Yarın dönüyorum. Ve fakat kalbimi burada bırakıyorum... Ömrüm yeterse eğer, bir gün kalbimle bedenimi aynı şehirde misafir edeceğim...
Şu güzelliğin 6 yaşında öğretmeni oldum. O benim gençliğimin ve en taze öğretmenliğimin bir hediyesi gibi çıktı geldi. Ben onun çocukluğunun izleri oldum kısa bir süreliğine... Bu fotoğrafta o güzel gözlerini yummuş. Fakat o çocukken de gülümserken gözleri küçülür, iltifat edildiğinde ayakları birbirine dolaşırdı...
4 yorum:
İstanbul'a dışarıdan gelip gezmek en güzeli. gerçi bu aralar içindeyken de gezemiyoruz ya... :(
Öğretmenlik ne değerli bir meslek, zaman geçtikçe kalpte değer kazanmak gibisi var mı? :)
Bir gün senin kalbin bedenin ve ben aynı şehirde olacağız :)
Sevgili Ekmekçikız, hala aynı müzik yükseliyor. İstanbul için dediklerine katılıyorum ben de gezemedim pek bu sefer. Var olduğunu bilip uzak olan değerli arkadaşlar gibi İstanbul. Öğretmenlik tam da dediğin gibi. Ahh ne değerli. Fakat onun değerli yapan çocuklar.
Şule bu olursa kutlamaya da gideriz o zaman o gün:)
Yorum Gönder