Perşembe, Haziran 19, 2008

Anahtar...

"Herkesin seviyormuş gibi yaptığı, ancak sevginin ne olduğunu pek az kimsenin bildiği bir zamanda yaşıyoruz. Belki de bütün zamanlar böyleydi. İmam şafi’ye:
O kadar insanla dostluk kurdum ki
Ellerim dolu sanıyordum
Başıma bir bela geldiğinde
Kimseye acımayan zamandan şiddetliydi
dostlarımın ihaneti”
dedirten hangi duygularsa ondan yüzyıllar önce yaşayan Hesiedos’a :
Sevme beni sözlerle, şuurlu ol
Hem de duy içinden
Seversen beni eğer, samimi olmalı duygun
Ya sev ta içten
Ya tamamen bırak
” dedirten de aynı duygulardır.

Sevginin sözden fiile geçmesi midir yoksa dostluk?

Gerçek sevgi, insanın “Ben” sınırlarını aşıp, bir başka insanın hayatında da sorumlu olduğunu düşünmesi midir?
“Birbirini sevenler, birbirlerine duydukları sevgi nispetinde diğerinin iyiliğini isterler” diyen Aristo dan, “ sevmek, sevilen kişinin en iyi taraflarını desteklemek, keşfetmek ve teşvik etmek demektir.” Diyen Alain’e kadar birçok filozofun sevgiyi, sevilenin gelişiminden duyulan “haz” olarak algılaması bize yardımcı olabilir mi?

Bu gelişimin faydacılıktan çok feragatle mümkün olacağını düşünmek bir anahtar verebilir mi elimize?
Anahtar varsa, kapının arkasında ya da önünde olmanın ne önemi var!

2 yorum:

Bir Anne dedi ki...

Zaten sir da anahtarda gizli olsa gerek. Ondan gerisi elbette onemli degil.
Dost olabilmek guzel meziyet bence ve maalesef her insana bahsedilmis bir hediye de degil...

Blogunuza davetle gelmistim bir kac ay once, bugun yine ugradim, yazilarinizi soyle hizlica bir okudum, dondurmayi afiyetle yemissinizdir. Gecen gun bizde de vardi, ayni boyle paketle Marastan geleninden, cok lezzetli gercekten.
Sevgilerle,

Butterfly dedi ki...

Tekrar hoşgeldiniz, hatırladım elbet, Tokat ın meşhur yiyeceklerini sayfanızda görünce yolda arkadaşıma rastlamış gibi olmuştum:)
sevgiler