Cumartesi günü hiç plansız bir şekilde sadece içinden gelen bir ses ile-sahi ne zaman bitecek bu içinden gelen seslere olan inancı kendisi de bilmiyor - üniversite sınav görevini son dakikada bina sınav yöneticisini arayıp iade ederek gece otobüsüyle Ankara’ya gitti bu kelebek. Ramazan’ın deyimi ile “Unusual Butterfly”- 7 saatlik bir otobüs yolculuğunun ardından sabah 7 gibi başladı Ankara macerası, Ramazan ile simit sarayında sabah sohbeti yaptı açık limonlu çaylar ve simit eşliğinde, üniversite sınavına gidenlerin heyecanlarını izledi oturduğu taburenin üzerinden. İnsanların telaşlarına tanıklık etti kendi heyecanını bastırmak için, pazar gazeteleri okudu, sürekli saatine baktı, kendiyle ve zamanla inatlaşmayacağına dair sözler verdi kendine, Kızılay sokaklarında, kitapçıda uzun uzun kitap kokuları ile sarhoş oldu, buram buram kitap kokusu yayılırken ruhuna, ve o çok özlediği kokuları içine çekerken, kalbi başkenti saran aydınlık güneş gibi parlıyordu...Ben Ankara’ya gittim; Ramazan’ı, Sema’yı, Suna’yı gördüm, Kızılay’da alışveriş yaptım, bol bol kitap aldım alamadığım tüm kitaplara dokundum, Leyla ile hasret giderdim, Leyla’nın bebeği Çağatay’ı ilk kez gördüm, neredeyse 1 yaşına girecek küçük bir sevimli mucize gibi çıktı karşıma şimdi bu Leyla’nın çocuğu mu dercesine baktım ona, Cahide anneye babannelik çok yakışmış fark ettim, kendimi alışverişe vurdum kendime kırmızı ayakkabılar aldım, mülkiyelerde oturup Akdeniz salatası ile pizza yedim, en son 1997 yazında gördüğüm eski bir arkadaşımı gördüm, hiç değişmemişsin iltifatlarını kabul ederken çocuklaşıp, utanıp mahcup oldum, gezdim, soluklandım hatta bu Leyla’ya yetmedi "kal" dedi, "bir gün daha kal" bana okulu arattı ben de pazartesi sabahı okulu arayıp bana bu gün izin verin yarın geleyim dedim, olur dediler gene gezdim, iki ayrı İngilizce kursuna gidip şartlarını öğrendik Leyla ile Leyla kafaya koydu bu yabancı dil sınavını geçecek bende aslında çok istiyorum geçmek çalışmaya başlasam artık diye hayıflandım, cesaretimi toplayamadım gene kendimden şüphe ediyorum dedim, öğrenme özürlü müyüm acaba diye, sonra ne mi yaptık? Fal baktırdık, falımda çıkan güzelliklere inanıp gülümsedik birlikte, Çok gezdik, çok güldük, çok kucaklaştık, çok mutlu olduk, çok fotoğraf çektik, çok alışveriş yaptık, çok dedikodu yaptık, çok hüzünlendik, biraz duygulandık, biraz ağladık, çok anılar canlandırdık, çok özlem giderdik, birbirimizden habersiz aynı renklerde giysiler giyinmiş olduğumuza çok şaşırdık, bu denkliğe çok güldük, güçlü hislerimiz ve iletişim yeteneğimiz için kendimizi çok tebrik ettik, çok ama çok eğlendik…
Ve döndü bu Unusual Butterfly yuvaya, 7 saat gidip 7 saat geri geldi, Ankara’da 2 gün geçirdi, döndüğünde “Yorgun, uykusuz ve hükümsüzdür” dedi kendisi için, "Dokunsam yakın, seslensem uzaktın"diye başlayan bir yazı yazdı küçük not defterine ama gene de"mutsuzum" yazmadı, evet hepsi bu kadar mı demeyin, bu anlattıklarının içinde 134 dakika eksik...Evet tam 134 dakika! Peki onu yazacak mı? Belki...
4 yorum:
sen sabır molekülleri yok olmuş kocaman sevgi dolu bir yürek taşıyorsun kelebek :)hep böyle kal ama kanatlarının renklerine dikkat et...
Kelebekçim ne guzel yapmissin, esk, mekanlar, eski dostlar ziyareti ile. yalniz su gizemli 134 dakikayi da anlat n'olur. meraklandim ben :)
sabır moleküllerim doğuştan yok benim sanırım:)
Şule'ciğim gizemli değil de sır gibi olmuş hakkaten yeniden okuyunca fark ettim, ama dedim ya belki;))
ankara sensiz çekilmiyor...
Yorum Gönder