Cuma, Mart 21, 2008

Çocuk İstismarını Durdurun

(kampanya şartları: 'çocuk istismarını durdurun' sloganına ve -forumdan edinilebilecek- ilgili banner'a blogumuzda yer verip, çocukluğumuzdan hatırladığınız bir şarkı ve şu anda dinlediğimizde hissettirdiklerinden bahsetmek...)


Sevgili Peri'nin bloğunu okuyordum tam, baktım bu istismar konusu ne çok gündemde bu aralar dedim, ben de geçenlerde bir konferansa katıldım, daha doğrusu biz planladık desem daha doğru olur, belediye kent konseyi olarak kadın ve çocuk istismarları üzerine, ama bizimkisi daha çok duygusal istismarların kadın ve çocukların zihninde yarattığı o tamir edilemez trawma üzerineydi, tam bu konu açılmışken içimden de plan yaptım, vizeler biter bitmez öğrencilere bununla ilgili bir ilave ders yapayıım nasılsa öğretmen olduklarında karşılarına çıkacak-keşke hiç çıkmasa ama, bazı eğitimcilerin bile psikolojik olarak istismarı kullandığını ne yazık ki biliyoruz- yazının sonuna gelince baktım adım geçiyo:) hemen sevindim peri beni sobelemiş, ben daha kelime oyunundaki "vurgun ve sürgün" kelimeleri için yazacaktım aslında ama bunu hemen yazayım dedim, ama ben de onun gibi hatırlamıyorum ki çocukken hangi müziği dinlediğimizi, gençlik yıllarımı sorsa ya da ilk ergenlik dönemlerini hemen sıralarım şuracıkta bir sürü parça... Sonra içeri doğru sesledim,-kız kardeşim Salı günü bana geldi kızıyla birlikte-"Fatma biz çocukken hangi şarkıları dinliyorduk?" bagırdı bana "valaa abla ben MFÖ, Sezen Aksu dinliyordum ama seni bilemem" ben de "ülen onlar ilk gençlik yıllarımızda değilmiydi", tabi benim ilk gençlik yıllarım onun çocukluğuna denk geliyor, aramızda 4 yaş varda;)
Şimdi hafızamı yokluyorum, bizim evde çalan müzikleri düşünüyorum, evet kardeşim haklı, Sezen Aksu eksik olmazdı, ablamın bir sepeti vardı kasetlerini koyduğu ona dokunmak yasaktı bize, ablam elletmezdi hiç bir eşyasını, dokundurtmazdı, hele hele kaseti o almışsa -ki hep o alırdı- izinle dinlerdik, ya da o dinlerken teybe yakın bir yerde pusuya yatar dinlerdik. Ama kendi başımıza istediğimiz kaseti takıp ondan habersiz asla dinleyemezdik... Bir çalışma odamız vardı ortak, ahşap devasa bir şey, ayakları oymadan koca bir ahşap masa,masayı bir çizgiyle ikiye ayırmıştı ablam herkes kendi tarafında çalışmalıydı, çizginin diğer tarafına benim silgi kırıntılarım bile geçerse ceza alıyordum ben:)
Ne zaman o eve gitsem şimdilerde yatak odası olan odada hep bir kagıt kalem kokusu alırım ve hep derim ki, "Burası benim müzem, ergenlik şeytanlarımla hep bu evde savaştım, bu evde yalnız benim görebildiğim izler var, hengi izin ne anlama geldiğini ezbere biliyorum, çünkü o izler benim..."

Şimdi buraya MFÖ'den ya da Sezen'den bir şarkı eklemeye çalıştım ama beceremedim işte, teknoloji fakiriyim ben daha öncekileride sağolsun sevgili Sema eklemişti benim için ama hala beceremiyorum, belki bana sabırlı bir öğretici yardım elini uzatır hani ilerleyen günlerde;)
Birilerini sobelemeden önce, herkesin bu gün gelen bahar bayramını kutlamak istiyorum, gece ile gündüzün eşitlendiği bu baharın müjdecisi bayram herkese kutlu olsun, hüzünlerin yerini umut ve özlem alsın diyorum ve şimdi ben de yazmak isteyen herkesi sobeliyorum ama sevgili Geveze kalem ile Yıldız Yağmurları'nı başa yazayım, hele onlar bi yazsınlar bakıyım:)))

6 yorum:

ozgurruya dedi ki...

Yazıyı okuyunca uzun uzun "kaset"leri düşündüm. Çok sevdiğim albümleri başkalarına kolay kolay vermezdim. Çünkü kasedin içindeki bant teypteki tuşlara yarım basıldığında zarar görür ve bir saniyeliğine bozuk bir ses çıkarırdı şarkıda. Bu yüzdendir ki sevdiğim albümleri korumak diye bir misyonum vardı o zamanlar. Ve teyp otomatik değilse eğer kasedin bir yüzü bittiğinde müziğin edasıyla sarhoş olunan duruma bir mola verip uzanılan kanepeden kalkıp kasedin diğer yüzünü çevirip teypte çalmaya başlanırdı o zamanlar. Günümüz penceresinden bakınca pek teknolojik ve güzel bir alet gibi durmuyor ama güzel anılar arasında küçük bir role sahip olsa da o günlerin güzelliğini bizlere aktarmak ve yüzümüzü gülümsetmek gibi bir yararlarıda var.

Derin Sularda dedi ki...

Merhaba Butterfly,
Gerçekten önemli bir konu bu şüphesiz, ayrıca bir eğitimci olarak duyarlılığın daha da önemli bence, bu konuda yaptıkların ve yapacakların ihtimalki çok şeyleri değiştirecek. Ne yazık ki istismar var hemde her anlamda, düşünmek bile üzüyor beni, bu konuda yapabileceklerimin sadece kendi kısıtlı çevremle sınırlı kalması ise ayrı bir üzüntü ama ne yapalım çok küçük bile olsa katkı katkıdır. Ayrıca hemen sobene iştirak etmek için ayrılıyorum ama daha İstanbul notlarını bitirmedim, önce onu bitirip sonra ayrılıyorum;)
Kendine iyi bak.
Sevgiler.

kedi dedi ki...

Bende sobelendim ve zaten yazacaktım bu konuda.

endiseliperi dedi ki...

butterfly, o teypten bizde de vardı. solcu olan ablamlar 12 eylül sonrasında tuhaf bir değişim geçirmişler, orhan gencebay filan dinlemeye başlamışlardı o teypte. eh, artık parkaları, kotları filan çıkmış, saçlarını salmaya, makyaj yapmaya da başlamışlardı. bütün bunlar çocuk gözümde çok hüzün vericiydi. ideolojik bir şeyden bahsetmiyorum. eski hallerinde daha inançlı, sahici, çekici bir tarafları vardı. sonra bir anda büyüdüler, kadın olduklarını anladılar, aşık oldular ve evet orhan gencebay dinlemeye başladılar.

sezen aksu'nun git... git... git-me dur ne olursun, şarkısını yatılı okulda tv'den dinlediğimiz hatırlıyorum. pazar akşamıydı, televizyon odasında evci çıkıp gelenlerin, neşeli kargaşası ne kederli yapıyordu her şeyi. bir kedim bile yok, anlıyor musun?... şarkısıyla hayattaki ilk tekila mı içtim.

yazı için teşekkürler.

sevgiler.

Adsız dedi ki...

Mail adresinizi bulamadım bu nedenle yorum sayfasından size ulaşmak mecburiyetinde kaldım.Birçok kişinin, abuklama hürriyetini kullanmak amacıyla gönderdiği yorumların tümünü bir kenara koyup sadece sizin yazdıklarıza yer verdim.Yalnız anti-depresanların kullanım gerekliliği konusunda aynı fikirde değiliz.
Mevcut kimyasalların, beyin hücrelerinin yenilenmesi ve faaliyetlerini düzene koyması hususunda sağladığı faydalar klinik deneylerle test edilmiştir.Bu konuda psikiyatr olan yakınınızdan daha fazla faydalanmanızı öneririm:)
selamlar.

Butterfly dedi ki...

Sevgili özgurruya, eskiden kasetler vardı evet, bizim evdeki teyp ise otomatik çevirmiyordu ablama o çocukluk aklımla gücenirdim vermez diye şimdi ise anlamak adına daha yakın durduğumu söyleyebilirim tabi.

Yıldız yağmurları, istismarı8n hepsi kötü elbet ancak cinsel istismarlar ortaya çıkarsa eğer daha çok tedavi ve yardım süreci görebiliyor oysa duygusal istismarı bazen gözümüzün önündeyken bile fark edemiyoruz, ben bir çocuğun anı kutusunda yaralı yer almanın ciddiyetini ve hasarını çok önemsiyorum, bu yüzden cidden içim kanıyor.

Biyocum sen yaz biz keyifleniyoruz senin yazılarına.

Endişeli peri, Sezen bizim evde de öyle git- git- gitme derken hep pencereden karşı evlerin ışıklarını izler hayal kurardım, o evlerde yaşananları düşünürdüm, hepsi de güzel hayallerdi çocukluk aklımla, ama büyüyünce o güzelliklerin hepsine tanıklık edemedim elbet, bu yüzden hala devam ediyorum hayal kurmaya:)

Şahane serseri, söylediklerinize teşekkür ediyorum biraz mahcubiyetle birlikte…

Hepinize kucak dolusu sevgiler...