Salı, Mart 11, 2008

İstanbul Gezi Notları-1

Hafta sonu İstanbul gezisini 3 bölümde anlatacağım, tadını çıkarmak için, birinci bölüm aslında sadece giriş olacak, Cuma saat 14.30’dan sonrayı kapsayan küçük bir giriş, asıl gezi hikâyesi, gezinin resimleri 2. ve 3. bölümde gelecek;) Müthiş deniz kokuları eşliğinde...

Gülşen ile birlikte İstanbul’a gitmeye karar verdiğimizde, elimizde aslında orada yapmayı planladığımız hiç bir şey yoktu, sadece "Gitsek iyi olacak” diyorduk, aslında Gülşen çok istiyordu, ben ise, olur, bakarız diyordum ama, çok da ciddi bakmıyordum, oysa daha uçak biletlerini almadan, benim iş görüşmesi yapacağım, ertesi günü Enka okullarında yapılacak olan ilkbahar öğretmenler toplantısına katılacağım belli olmuştu bile, yola çıkmak isteyişimizin asıl nedeni ikimizin de biraz hava değişimine ihtiyacımız olmasıydı ancak kesinleşen tarih ile birlikte iki önemli görüşme de beraberinde gelince ben iyice heyecanlandım, Cuma sabah erkenden kuaföre gidip saçlarıma fön çektirdim, sabah özel okulda ki derslerimi bir gün öncesinden yaptığım için zaman problemim olmayacaktı, Gülşen’de okuldan izin aldı, hazırlıklarımızı bitirip, sırt çantalarımızı alıp havaalanına doğru yola koyulduk, gökyüzünde ışıldayan bir güneş vardı, anlaşılan dedik hafta sonu bahar gelecek, kimbilir belki de şanslıyız, havaalanında uçağın kalkmasını beklerken acaba nasıl bir hafta sonu bizi bekliyor diyerek birbirimize gülerek bakıyorduk, uçakta ise ajandama, “Aşağıda el sallayacağımız, ya da keşke olsa da el sallasak diyeceğimiz hiç kimse yok” diye yazmıştım…





Arzu benim 20 yıllık arkadaşım, hem lisans hem de yüksek lisans maceramızı birlikte paylaştık, Ankara'da o zorlu ve maceralı yolcuklarımızda büyük zorlukları yaşarken "Ama biz acaip mutluyuz, acaip keyif alıyoruz bunu yapmaktan"diyerek birbirimizi bazen konuşarak bazen de susarak anladık, o zamanlar birlikte çok güldük, çok ağladık, şimdi ise daha çok şeyi paylaşıyoruz ama aramızda biraz uzaklık var, o İstanbul'da şahane bir okulun müdürlüğünü yapıyor, çok çalışkan çok başarılı ama uzak, neyseki aramızda duyguların koyduğu mesafe yok, diğer mesafeleri aşmak o kadar zor gelmiyor artık bana... Uçağa binince 1 saat sonra istediğin yerdesin, ama duyguların koyduğu bir mesafe olsaydı, 500 metre arayla otursan ne yazar, uzak her daim yanıbaşından bakar sana, öyle acıta acıta....



Arzu'nun okuluna iş görüşmesi yapıp geldik, benim sinirler zıplamış olduğu için kendime gelmem uzun sürdü:) kadının bana karşı saldıraya geçmiş şekilde konuşmasına anlam vermeye çalışıurken bir an için sözünü kesip hemen oradan çıkmak istemiştim ama bu davranışı da şık bulmadığım için biraz dayandım, ama aslında gereksiz yere uzamış, gereksiz yere kulaklarımı kirletmişim.
Okula gelip, yemek yiyip kendimize geldikten sonra Browni keklerimiz eşliğinde kahve içtik, Ümit benim eski okuldan birlikte çalıştığım öğretmen arkadaşım, eşi benim öğrencimdi, şimdi eşi bu güzel okulda öğretmen, artık onlar 2 yıldır İstanbul’da yaşıyorlar, geldiğimi duyunca okula geldi hem beni görmek hem de eşini okuldan almak için… Yanımda ki Gülşen, diğer yanımdaki Arzu...

Ben biraz sakinleşinde, bir süredir orada yaşayan doktor arkdaşım Cumhur'u aradık o da hemen iş çıkışı geliverdi okula. Birlikte sohbet esnasında planlar yapıldı. Akşam okuldan hep birlikte Bakırköy’e gitmeye karar verildiğinde saat aslında epey geç olmuştu, ee kalabalık olunca her kafadan çıkan bir ses sayesinde nihayet kendimizi sokaklarda bulmuştuk ama bu seferde gideceğimiz İstasyon cafeyi bulana kadar ben kendimi her ayakkabı mağazasının vitrinine atlayıp “Ben siyah çizme istiyorum” diye bağırdım durdum ama İstasyon cafeye gidene kadar siyah olmasa bile gül kurusu deri ve kahve rengi süet çizme aldım:) poşetlerimi de arkadaşım Cumhur taşıdı sağ olsun var olsun:) çizmelerin resimlerini de eksemiydim ki:) Ümit’te beni Gülşen’i ve Arzu’yu eve bıraktı gece yarısını geçerken…
Cafede oturuken acaip eğlendik aslında, Cumhur bir ara başka bir Dr arkdaşı olan Tarkan'dan fazlaca bahsedince Gülşen ise tüm çabalarına ragmen konuyu kapattıramayınca dayanamayıp, masayı toplamaya gelen garsona "Garson bey giderken Tarkan'ı da alırmısınız lütfen" diyerek gecenin espirisini yapmış oldu, ama işe yaramadı zira Cumhur hala Tarkan demeye devam ediyordu:)
Devam edecek;)


4 yorum:

Adsız dedi ki...

İnce davranışın için çok teşekkür ederim. Çok keyifli, renkli, sıcacık bir blog. Sevgiler...

sarı laleler dedi ki...

canım hoşgeldin....hadi devamını bekliyom :)

kedi dedi ki...

İstanbula gitmiş kadar oldum diyemeyeceğim.

Hani boğazda balık,köprüden atlama çabaları,sultanahmet,dolmabahçe,akm sergileri:?
Seni gezdirmediler mi?Bi browniye ,iki çizmeye fit olmuşsun anacım.

KıskançBiyoBideMikrop

Unknown dedi ki...

Ne zamandır gelmemişim ben böyle bu bloğa İst.a gelmiş kaşfetmiş de keşfetmişsin de haberim yok ((:
Ben İst. da yaşıyorum ama sen iki günde benden fazla gezmişsin ((:
Bu arada bu postun en üstteki resminde çok tatlı çıkmış aynen calimeroya benzemişsin ((: