Cuma, Ekim 19, 2007

Kelime Oyunu/ Fotoğraf

İnsanlar fotoğraflara neden bu kadar tutkundur dersiniz? Eski günleri anmak için mi? dostlarından, gittikleri mekânlardan, yaşadıkları an’lardan bu güne, yani geçmişten geleceğe bir parça taşımak için mi? Hayır! Deklanşöre basıldığı an duran zamanda yatar bunun sırrı… Ölümsüzlüğü yakalamak, bir an için kâğıt üzerinde de olsa zamanı ele geçirmek, kalıcı oldukları bir yer bulabilmek için… Zamanın içine kendilerinden bir şeyler karıştırabilmek, var olduklarını hissedebilmek için… Oysa kâğıtlara basılmış renkler elbet bir gün eskiyecektir, insan zihninde ki fotoğraf kareleri kadar hiçbir görüntü sonsuza dek renklerini koruyarak yaşayamaz! … Tarihleri, önemli önemsiz ayrıntıları, yüzleri mekânları yaşatan gerçek fotoğraflar insan beyninde saklı olanlardır. O bin hayat var ya hani hepimizi kuşatan, olanı biteni unutturuyor belki, ama tortusu bende yaşıyor! Kimse ayrılmıyor yani birbirinden, hiçbir şey unutulmuyor, o fotoğrafın kareleri tarihin bir yerinde sapasağlam duruyor. Eskimeden, eksilmeden. O bin hayat akıp geçerken, sanıyorlar ki ben duruyorum, yaşamıyorum, oysa karanlık çökmüyor mu yüreğime, her şey çekilmiyor mu sezsizce inine, ben kendi kalabalığımla, tam ortasında duruyorum hayatın. İçimde ince camlar kırılıp dökülüyor. Sonra o hayatın sesiz izleri bir fotoğrafın karesinde hayat buluyor. Her şey yerli yerinde, her şey nasıl yaşandıysa öyle. Sonra bir ses çıkageliyor tarihin bir köşesinden, ruhu aniden harekete geçiren bir ışık denizi, küçük bir işaret, bir koku! Seni alıp o yıllar öncesinin fotoğrafıyla buluşturuveriyor, dökülenleri toplarken buluyorsun birden kendini. Belki de farkında olmadan, içinde, saflık ve masumiyet duygusunu ele veren çocukluk özlemlerini de barındırıyor gördüklerin.
Yüzümü geçmişe çeviriyorum, ılık bir rüzgâr ruhumu okşuyor. Bu yalnız ağacı ölümsüzleştirirken hissettiğim, beni çocukluk sevinçlerimle buluşturan, annemin kokusunu bana taşıyan o tarif edilemez coşku, bir hüzün demeti halinde gelip beni sarıyor. Ne denir buna? Özlem mi? sevinç mi? mutluluk mu? Keder mi? Yoksa hayat mı?
Bildiğim, artık kendimi teselli etmeye kalkışmadığım… Bildiğim, o çocuksu coşkuları hissettiğim anları sonsuza dek durduramamanın verdiği bir iç sızı ile dağıldığım… Bildiğim, acı ve kahkahanın aromasıyla birleşen yaşamın, bir iç çekişle akmaya devam ettiği… Bildiğim, yalnız ağaçların hala içimi üşüttüğü… Bildiğim, görünmez duvarların ardında geçen zamanın, bir fotoğraf karesiyle durduğu… Bildiğim, herkesin kendi yazgısını yaşamaya mahkûm edildiği bir dünyada, hiçbir şey ol(a)madığım… Bildiğim, yarım kalmış hayatları aklıma sığdıramadığım… Bildiğim, tükenmişliğime rağmen, hayallerimden vazgeçmediğim… Bildiğim, yenile yenile yoluma devam ettiğim... Bildiğim her yalnız ağacı kucaklamak istediğim…

Sonra ne mi oluyor? Fotoğraflar zihnimin tavan arasından, saklandıkları o tozlu yerden çıkıp, yüreğime düşüyorlar, ve ben, hep üşüyerek, hep üzülerek, hep özleyerek, avaz avaz susuyorum… Avaz avaz…

7 yorum:

Geveze Kalem dedi ki...

Sevgili Butterfly,
Bundan birkaç ay önce, oğlumun doğum gününde, ona yazmaya çalıştığım satırlar böyle başlıyordu; 'Tanımlayamıyorum! Kelimelerim topak topak oldu. Zaten hepsi çapsız, değersiz, renksiz, ifadesiz, sönük, donuk, soğuk kalır bu hissi tanımlamamda...'

Bana tam olarak aynı hissi yaşatan bu yazın karşısında, yazacağım herhangi bir kelime, 'çapsız', 'değersiz', 'renksiz', 'ifadesiz', 'sönük', 'donuk' ve 'soğuk' kalacaktır.

Lütfen kendini yazmak için asla programlama. Vakti geldiğinde bırak kaleminden kendiliğinden damlasın kelimelerin. Çünkü böylesi 'tarifsiz' okunuyor.

Avaz avaz suskunlukların bir kalem boyu sarsıyor beni. Kısacık ama ömür kadar uzun yazın, kan oldu, can oldu, sızdı içime ruhum talan oldu, ne diyeyim!

Ayşegül Taştaban Erzincanoğlu/ Behçet dedi ki...

Ne diye bilirim ki, harika bir yazı olmuş, bizlere de söyleyecek bir şey bırakmamışsın...

Derin Sularda dedi ki...

Gerçekten bu satırların üstüne bende söyleyecek bir söz kalmadığını düşünüyorum, çünkü o kadar sarsıyorki derinleri, bir yerlerde bir şeyler çatırdıyor sanki yada onun gibi bir kırılma, dökülme, yerlere dağılma hissi ne diyeyim.
Sen yazmışsın, bize susmak düşer..

Kelime oyunlarının devamında görüşmek dileğiyle... hatta bir sonraki kelimemizi de eğer bizimle devam etmek istersen sen düşün;)
Sevgiler.
Dilek

Adsız dedi ki...

hep yalnızız aslında doğumla ölüm arasında ki yaşam dediğimiz şeyi ıssızlıktan kurtarmaktır bütün çaba...çünkü bu dünyaya yalnız gelip yalnız gidiyoruz ve bu bizim en büyük gerçeğimiz....

s. dedi ki...

Ve insanlar neden yazarlarmış bilirmisin; geleceğin yağmasından, geçmişi kurtarmak için...

PERİLİ KÖŞK dedi ki...

duygularıma tercüman olan bir yazı bu.....
tanıdık,geçmişte ,farklı yerlerde yaşanmış ama gene de bir yerlerden yakalanan, ortaklık hissettiğim duygular...
sevgiler..

s. dedi ki...

Kelime oyununuza ben de katıldım. Haber vereyim dedim. Geveze kalem'e de burdan sevgiler...