Çarşamba, Ekim 17, 2007

Bayramın Işıklı Misafiri...

Bilgisayarıma virüs bulaştığından resimleri aktaramamış ve bayramda çektiğim fotoğraflarıma bakma fırsatım olmamıştı, ancak az önce sağ olsun Hadi hocam resimlerimi yükleyebileceğimi söyledi ve ben de hemen bayramın kahvaltı konuklarından başlamak istedim, aslında hiç yazmasam da sadece bu güzel yüzlü bebeğin resimlerini koysam bile yeter diye düşünüyorum ama gene çenem durmaz biraz anlatayım istiyorum; Michael Turgut Neary o tam bir Süpermen, gözlerindeki ışık sevgiyle büyüdüğünü, ürkekliği ise ona büyük bir özenle davranıldığını hemen hissettiriyor. Annesi onun ağlamamsı için neredeyse yemek bile yemeyecek, kucaktan inince dudaklarını büzüştürüp hemen ağlamaya başlayan, kucakta gezerken de gülücükler saçan bu küçük beyimiz rahatına ve lüksüne çok düşkün, etrafında onu sevgiyle saran o kadar çok kucak var ki… Çocuk ne yapsın bu kadar çok insana nasıl yetişsin diyorum bazen. Michael’in babası Jim şu anda Canada’da, o annesiyle birlikte burada büyümeye çalışıyor ama ben biliyorum ki sevgi için uzaklıkların bir anlamı yoktur, eğer gerçekten de arada bir bağ varsa, bu bağın ipleri sevgi ile dokunmuşsa uzaklıklar aşılabilir, yeter ki arada o görünmez mesafeler olmasın… Ve keşke o mesafeler hiçbirimizin arasında olmasaydı, ama artık ne mümkün biliyorum…
Ben bu bayram en çocukların demiştim ya, bu yüzden bu bayram Michael’ın bayramı olsun istedim, ne zamandır özlediğim bebek kokusunu bana taşıdığı için, bayramdaki o derin hüznümü alıp dağıttığı için, içime yaşam ışığı, kucağıma bebek kokusu doldurup, hala en çok sevilesi şeyin yeni bir dünya olduğunu bana hatırlattığı için… Yalnızlığıma çok düşkün olduğumu sanarken, aslında bu günlerde baş edemediğim bir yalnızlıkla boğuştuğumu fark ettiğimde hissettiğim korkuyu, bir anda ortaya bir mucize gibi çıkarak, (sahi başka mucizeler de oluyormu ki hayatta?) yenmemi ve kendime kapanma hallerime bir ara vermemi sağlayarak, kafamı dışarı çıkarıp bakmama,hayat devam ediyormuş dememe yardım ettiği için, bu küçük ama güçlü ışığa, sağladığı bu büyük ama etkili mucizevî yardımı için sonsuz teşekkürler, büyürken, hiç haksızlığa uğramamasını, ailesinin onu çok sevmesini, hep mutlu an’lar biriktirmesini, sevgi ve şefkatle büyümesini, hep böyle taze yaşam kokmasını ve hayatın bir koşu olmadığını, önemli olanın zamandan tasarruf olmadığını çabuk öğrenmesini diliyorum…






Anne kucağından, Yeşim'in kucağına, keyifle dolaşırken koltuğa bırakıldığını fark edince dudaklarını büzüp içli içli ağlaması da görülmeye değerdi hani... Gerçi onu hiç ağlatırmıyız biz? :)
"Bir çocuğu düşündüğümde aklıma iki şey gelir; hali için şefkat, istikbali için hürmet"

Eflatun






2 yorum:

Ayşegül Taştaban Erzincanoğlu/ Behçet dedi ki...

Pek şekermiş bu misafir...

s. dedi ki...

ayy bu bebek çok şeker. yerim ben onu :D Allah analı, babalı büyütsün! (bu sözün alışıla gelmiş söylenişinin dışında gerçekten ne anlama geldiğini erken yaşta öğrendim. bebek değildim ama...)Babası uzakta olsa da, varlığının gerçekliği ve dediğiniz gibi, aradaki o duygusal ve tamamlayan bağın hakimiyeti belki yanında olmak kadar olmasa da, yetecek!