Salı, Ekim 30, 2007

Benim Kitaplarım/ Sihirli Kent' in Firarisi



Reklâmlardaki gibi bir hayatım, üniversitede bir işim, dünyalar güzeli bir eşim, güzel bir evim ve arabam vardı. Tam on sene boyunca herkesin gıpta ettiği gibi ilişkiyi, evliliği sırtladık. Balerin ile kurşun askerdik. Sonra... Ayrılıverdik herkesi şaşkına çeviren bir kararla. Birbirimizi sevmediğiniz için değil, öyle olması gerektiği için. Hayat bizden büyük olduğu için. Sevmek dürüstlük demek olduğu için. Her şeyi bırakıp bütün sosyal çevremi sıfıra indirip kimseyi tanımadığım, kimsenin beni tanımadığı bu güzel şehre, Prag'a geldim. Kendime yepyeni bir hayat kurdum. Ve şimdi bu sihirli kentte bir firariyim ben. Eski hayatımdan, rollerimden, sorumluluklarımdan soyundum. Bütün firariler gibi aylak ve 'Yarına Allah Kerim'ci ilk günlerin ardından, her şey zamanla rayına oturdu. Sorumluluktan ya da hayatın kendisinden kaçmıyorum zaten, yeni rollerimi severek sırtlandım. Hala firarda olup olmadığımı sorarsanız, hayır. Ama aslında hala yoldayım. Çünkü firar edemeyeceğim tek yere gitmek için çıkmıştım bu yola ve biliyorum ki insanın 'kendi'ne varması bir ömür alır.


Bu günlerde yapmam gerekenlerin ötesinde yaşıyorum, o yüzden de deyim yerindeyse oyalanıyorum, hayat ın içine girmeden kıyısında yaşayarak üstelik bakalım daha ne kadar devam edecek bu hali vaziyetim… Ama şikayet de etmiyorum hani, mutlu mesut yaşıyorum şimdilik, her şey bekleyebilir, huzur kaçmasın aman diyerek…

Bu kitabı seviyor olmamın nedenlerinden bahsedeceğim elbet, hem de çok ciddiye alınması gereken nedenlerim var diyerekJ

Bir kere yazara hayranım, kendime boğulmuş bir haldeyken karşıma çıkıp beni kendime getirdiği için, kendime yabancılaşma sancıları çekerken duygularıma tercüman olduğu için, yalnız olmadığımı bana derinden hissettirdiği için… Cesareti için, samimiyeti için, yaşamına sahip çıkma gücü için, anlatımdaki büyüsü için, kendini çıplaklaştırma yürekliliği için, dürüstlüğü için-bir erkekten zor beklenen bir tarzda üstelik-
Bu kitaba rastladığımda Ağustos 2004’tü İstanbul’da Erhan Bey elime tutuşturmuş, “hocam bunu seveceksin” demişti, o günlerde herhangi bir şeyi sevebilecek durumda olmadığımdan –bu bir kitap bile olsa- alırken önemsemedim ama okuyunca ihtiyacım olan şeyin içinde saklı olduğunu gördüm. Bu yüzden ona teşekkür etmeden geçmemem gerek burada.
Kitabı bitirdiğimde, bu bir emanet kitap olarak kalamaz ben de diyip kendime okuduğumu saklayıp, Erhan beyin kitabını okuduğum için sahiplenip kendime sakladım ve içine şunları karaladım içine; Eğer bir gün ben de yazdıklarımı orada burada bırakmak yerine başkalarıyla paylaşmaya karar verirsem, bunun için üç ayrı teşekkürü borçlanacağımı şimdiden biliyorum. Birincisi; bana duygularımı sözcüklere dökebilme yeteneği verdiği için yaratana, ikincisi; yaşama bakışı benimkiyle aynı olan, okurken bunlar benim de duygularım dediğim, kimi yerde hüzünlenip kimi yerde hayran kaldığım, sakın vazgeçme diye heyecanlandığım, bazen cesaretini kıskandığım sözcükleriyle ve yaşamıyla beni büyüleyen, duygularıyla beni alıp çok uzaklara götüren bu kitabın yazarına, üçüncüsü; ……. Diye devam etmişim…

Şimdi aradan bunca zaman geçtikten sonra diyebilirim ki, yaşamına sahip çıkmak insanı çok özel kılıyor, çok saygı duyulası ve bunu yapan yani yaşamına sahip çıkan, onu korumak için tüm cesareti ile var olan kadın-erkek tüm insanların önünde saygıyla eğiliyorum! O kadar azlar ki:)
Belki de bu kitabı bu yüzden bu kadar çok sevdim, yazar kendi acıları, zaafları ve korkularıyla yüzleşirken yaşamını korumak adına verdiği cesaret dolu öyküsünü okurken ben de inanılmaz bir saygı uyandırdı. Ben ne olursa olsun, nerede olursa olsun yaşam öykülerinden çok etkileniyorum ama başkalarının yaşam öykülerini okumak beni bilgilendirdiği için değil elbet, o öykülerin içinde barınan sihirli bir öğreti daha var, saygı duyulası, sevilesi bir öğreti.. Vayy beee dedirten türden…. Evet, bu kitap okunası bir kitap! Hayata karşı motivasyon kaybınızın olduğunu düşünüyorsanız, sizi itecek bir güce ihtiyaç duyuyorsanız eğer tam zamanı diyorum. Üstelik yazar kendiyle alay edebilme cesaretiyle var oluyor, bu da kitaba ayrı bir keyif katıyor… okumak için kollarını sıvayanlara iyi yolculuklar diliyorum:))))

En sevdiğim satırlardan;

Yeni bir hayata başlamak o kadar kolay değil. Aslına bakarsanız hayatta hiçbir şey kolay değil. Yalnızlık zor, sevecek birini bulmak zor, sevgiyi ilişkiye taşımak zor, ayrılmak hepsinden zor. Ama galiba en zoru kendin olabilmek. Nereden gelip nereye gittiğini sorguladığın zaman, neden başkalarının dikte ettiği biçimde yaşamak zorunda olduğunun sorusuna verdiğin yanıt seni tatmin ediyorsa, sorun yok, ama etmiyorsa o zaman içinde bir isyanın tohumları büyümeye ve fırtınanın kopacağı anı beklemeye başlıyor. O günün geleceğini, o ipin bir gün kopacağını bilmek, bunu bekleyerek yaşamak büyük bir gerilim yaratıyor. Mutsuz, tatminsiz bir adam olup çıkıyorsun. Kendine ve çevrendekilere haksızlık ettiğini bile bile bunu sürdürmek hayata karşı duyduğun inancı zedelemeye başlıyor. Yaşama duyduğun inancı yitirdiğinde ise, her şey anlamını yitiriyor. Ya o anlamı yeniden bulmak zorunda hissediyorsun kendini, ya’ da… ya da ları geçelim. Hayat bütün acılara rağmen denemeye değer….

"Allah'ım gülümseyecek kadar güç ver gerisini ben hallederim söz" bu sözü öyle sık kullanır oldum ki, yazar benden yakında telif hakkı isteyebilir:))




6 yorum:

s. dedi ki...

başkalarının dikte ettiği şeyler, bizim de bir zaman sonra alışkanlıklarımız olduğunda başlıyor o insan.
Aslında ne kadar hasarlı olduğumuzu fark etmeden geçerken hayat, bir yerinde bir acıyla irkiliyoruz. Kireçlenmiş bir bedenle...okuduğum bir kitapta tam detaylı hatırlayamadığım ama neredeyse herkese aktardığım şu satırlar yer alıyordu : "alışkanlılarımız kireçlenmiş uzuvlara benzer, onlardan vageçmek acı verir"
işte "gülümsemek" o uzvu harekete geçiren en güzel fizyoterapi...

s. dedi ki...

bir düzeltme : "o insan" olmamalı "o isyan" olmalıydı :D

Geveze Kalem dedi ki...

Arkadaşım ne güzel kitap tavsiyelerinde bulunuyorsun, daha ilk satırlarda nutkum kilitleniyor.

Bazen limana çekilmek ister ruhumuz, açık denizlerdeki fırtınadan haberci kaptanlar gibiyizdir. Sen çekildiğin bu limanda dilediğince oyalan, kim bilir belki açılmak için hazır olduğunda denize, fırtına çoktan dinmiş olacaktır. Ya da zaten fırtına bir yanılsamadır;)

Adsız dedi ki...

ne zamandır akıp giden ömrüme tanıklık etmekteyim...hayatına sahip çıkan herkeze selam olsun...

Adsız dedi ki...

canımm;
mümkün oldugunca kendine zaman ayırıp iç seslerini dinlemek gerek..oysa ki çok az yapıyoruz bunu...belki de kendimizle yuzleşmek korkutuyor bizi..derine inip orada neyle karşılaşacamızı bilememek ve bu yuzleşmenin sonrasına katlanmak zor olan..xxx
berrin

Meltem Özyiğit dedi ki...

merhaba, benim blog sayfama yorum bırakmışsınız... çok hızlıda olsa bende sizin yazılarınızı okudum. Oldukça keyifli gözüküyor... Farkettim ki aslında Büyü Dükkanı'da ortak kitabımız, ayrıca yemek de öyle... Umarım bağı kaybetmeyiz. İçimden bir ses iyi anlaşabileceğimizi söylüyor... Segiyle kalın..