Pazar, Eylül 30, 2007

Ramazanın üçüncü misafirleri...

Bu sefer masamız özel arkadaşlarımız için hazırlandı, ancak bu hazırlığın nasıl bir koçturmaca içinde yapıldığını kısaca özetleyeyim, sabah 10.00 da dersim vardı, dersten hemen sonra ise toplantım, toplantım bitip eve geldiğimde ise saat 16.00’ı gösteriyordu, bende hatırlamıyorum gerisini desem gülmeyinJ) İnsan yeter ki istemeye görsün mü demiştim bir zamanlar?
Bu akşam varlıklarıyla bizi mutlu edenler, Arzu, eşi Olcay ve Olcay’ın annesi… Arzu gülerken yalnızca yüzünün değil aynı zamanda kalbinin de güldüğü ve bunu gösterebilen ender insanlardan biridir, hayatımda Arzu isminden çok olduğundan onun adı, tarafımdan “sanatçı Arzu” olarak değiştirilmiştir. Masada Alperen öyle keyifliydi ki, çanakkale gezisini anlattı sürekli, olcay'ın annesi Çanakkale'de yaşadığı için onlarla konuşmak, gezi izlenimlerini büyük bir heyecanla anlatan Alperen için iyi oldu. Susuz İstanbul, formüla yarışları, 2006 yaz anıları yeniden konuşuldu...

Alperen Olcay abisiyle telefonun özelliklerini tartışırken, biz de bu güzel frambuazlı pastayı yemek için sabırsızlanıyorduk, gerçi pastayı bitiremediğimiz için hayıflanırken, gecenin ilerleyen saatlerinde, bu güzel pasta, başka arkadaşlara da nasip oldu....



Ve doğum günü hediyem, aslında bitip gideli çok oldu, doğum günümde kimseyi görmek istemediğimden, hiçbir kutlamayı kabul etmemiştim. Ruhumun söyleyeceği birşey varsa, onu dinlemem gerekir. Ve ne zaman içime baksam, ürkerim. 35. yaşımı karşılarken içine giremediğim bir hayat yaşadığımı fark etmenin büyük hayal kırıklığı ve şaşkınlığı ile yalnızca kendimle kalmak istemiş, ürkmüştüm. Arzuladığım ne varsa her şeyin karşılıksız kaldığını görmeye başlamıştım bu hayatta. Yaşadığım dünya sanki var olmak için değil de, kaybolmak için bulunduğum bir yer olarak görünmeye başlamıştı gözüme. Arzu beni anlar, o sessizliğimin ve incinmiş hislerimin sebepleri ile tanıştırmama gerek kalmadan anlar, onun karşısında, yüzüm ki, kalbini hiç saklayamaz.. Aramızdaki her şey bir bardak su kadar sadedir, o anlar, o daima anlar… Bu dünyada ruhunuzun dilinden anlayabilen çok insan var mı?" Yazarın dediği gibi, Bizi anlayanlar, bizim içimizdeki bir şeylere de hükmederler"Evet, İçimdeki masumiyeti, kanayan benliğimi ondan hiç saklayamam, saklayamadım… Aramızda her iki tarafın da yüreğinde sakladığı sessiz bir sözleşme vardır. O hiçbir şeyi sorgulamadığım, sıradan ve küçük bir hayat yaşamanın bana göre olmadığını bilir.
Gene de hediyemi almış, bekletmiş, illaki vermek istemişti…

4 yorum:

sarı laleler dedi ki...

canım arkadaşım...o kadar güzel bir iftardı ki bizim için.kelebek ve rodeo içimizi aydınlattınız...
şu şahane bir sofra görüntüsü,nefis yemekler ve en önemlisi,içimizde taaaaa derinlerde hissedebildiğimiz,huzur ve mutluluk.evet sizden ayrıldıktan sonra üçümüzünde aynı anda bu fikirlere sahip olması beni çok mutlu etti doğrusu...
ve rodeo nun gözlerindeki sevinci sanırım uzun zaman aklımdan çıkaramıycam.
hediyeni beğenmene sevindim.evet onu sana kesinlikle vermeliydim.seni ve kanatlarındaki renkleri bir kere daha kucaklıyorum
sıkıca :)

Adsız dedi ki...

Sultan dediki;
kendini tamamen kendin olarak ortaya koyamayışın ve her defasında içine dönüp baktığında herşeyin yerli yerinde durmasıdır hissettiğin ürküntü...Ahhhh kendilerine giydirilen rollerle bütün bir hayatı idare etmeye çalışanların dünyası bu dünya...Sen hep kendisi olmaya çalışan cesur kadın hep böyle kal.....

Adsız dedi ki...

o nasıl bir pastadir oyle...ve o ne mutlu tablodur...ben de olmak isterdim...canım benim...opuyorum seni...

Butterfly dedi ki...

Belki bir gün seni de ağırlarım, biraz hüzün, biraz kahkaha eşliğinde, neden olmasın değil mi? Bu ay evleneceksin biliyorum! Çok mutlu ol lütfen olur mu? Zira acı nerde olsa gelip bizi buluyor zaten! Sen hep sen ol! Teşekkürler.