Cumartesi, Eylül 08, 2007

Kongre Haftası


Bu haftayı uzunca özetleyeceğim:) -özetin uzunu nasıl olacak acaba- Kendimi bildim bileli Eylül bana hüzün getirdi, Eylül doğumluyum diye suçladım bu ayı ama, sonbahar hep benim mevsimim diye de sahip çıktım bir yandan. Ama Ulusal Eğitim Bilimleri kongresi bu yıl bizim Üniversitemizdeydi, hüzünlenmek yerine heyecanlanmak gerekiyordu. İstanbul’dan arkadaşım Arzu bu bahaneyle yaşadığım yere ilk kez geldi. Arzu benim 16 yıllık arkadaşım. İstanbul’da yaşıyor. Gerçi koşturma ve telaştan kızcağızla fazla ilgilenemedim. Hem kongre yoğunluğuna,(daha bildirinin sunusu bile hazır değildi çünkü) hem de benim kendi ıssızımda biraz hüzünlü olduğum günlerdi, ama onun gelişi kendi ilaçlarımı bir kenara bırakıp, yanımda, yanı başımda bana ihtiyacı olan insanların olduğunu, yazılacak yazılar, okunacak kitapların hala beklediğini ve yapmam gereken çok şey olduğunu hatırlattı, bir de ölene dek yanımda taşımak zorunda olduğum bu huzursuz ruhumun aldığı yaraları sarmak için kendi tecrübelerimden çok, hala daha zamana muhtaç olduğumu! Bir de dünyanın sadece benim etrafımda dönmediğini! – Sahi ben hep öyle mi sanıyordum yoksa-Yaşam hepimizin bedenleriyle ruhlarına hangi ilaçların iyi geleceğini bize öğretmek konusunda hep çok mu acımasız dır? Gerçi Dory bana “Sunulacak bir çalışma yapmış olmak bile ne kadar güzel” diyerek çalışmama yoğunlaşmama ve yaşamımda kendimi sevecek bir şeylerin hala var olduğunu, belki de hala daha yaşadığımı hatırlatıp, silkelenip kendime gelmeme bayağı yardımcı olmuştu…
Dönüyorum arkadaşıma, Arzu yanında yiyeni Burak’ı da getirmişti, iyi ki de getirmiş yoksa oğlum bu hafta onunla ilgilenemediğim için çok sıkılacaktı, biz Arzu ile koştururken onlarda ikisi programlarını yapıp kendi başlarının çaresine baktı, (basketbol seansları, internet, kendilerince Tokat turları) Bu süreç içinde bir şeyi fark ettim ki oğlum artık kendi arkadaşlarını seçtiği gibi, etrafıyla da ilgilenmeye başlamış, kongre süresince ilgisini çeken bayağı bir yeni yüz olmuş ki bunları anlatırken artık onda ergenlik belirtilerini görmeye başladım!
Arzu’yu fazla gezdiremedim dedim ama benim yapamadıklarımı arkadaşlarım ve kongre organizasyonu tamamladı. Şükriye bir akşam bizi Tokat kebabı yemeğe götürdü, işte bu resim meşhur kebabımız, gerçi Arzu biraz ağrı buldu ama, gene de o gece en çok çocuklar eğlendiler.. ve Ballıca mağarasına da kongre organizazyonu götürdü, Ramazan’da bu sayede benim her hafta söylenip de bir türlü gitmenin kısmet olmadığı mağarayı görmüş oldu. Ramazan benim mesai arkadaşım, 6 ay önce beni kırmayarak bu şehre benimle çalışmaya geldi, onunla master yaparken tanışmıştım ama itiraf ediyorum ki onu ancak buraya, birlikte çalışmaya gelinceye kadar tanımıyor olduğumu fark ettim! Buna üzüldüm, çünkü fark ettiğim şeyin tadını ve güzelliğini uzunca yaşayamayacağımı artık biliyorum, o birkaç ay içinde Orta Doğu Teknik Üniversitesinde doktorasını yapmak üzere buradan ayrılacak, benim için üzüntü ve sevinci aynı anda yaşadığım bir haber bu! Onun adına sevinirken ne yalan söyleyeyim kendi adıma üzgünüm! Daha varlığının ve onu tanımanın güzelliğini yaşayamadan yokluğunun hüznünü yaşamak benim de alıştığım bir şey olmalıyken hala aynı tepkileri veriyor olmama itiraf etmeliyim ki biraz içerliyorum! Bu benim hiç büyümediğim ve büyümeyeceğim anlamına mı geliyor acaba? Bu iyi mi kötü mü onu bile bilmiyorum…

Biraz kongreden bahsedip bolca da resim koyarak bu haftayı bitirmek istiyorum. Genel itibarıyla görevli arkadaşların bolca çaba sarf ettiği, herkesin canla başla ellerinden geleni yapmaya çalıştığı bu organizasyona uzaktan bakan biri olarak sıcak ve samimi bir ortamda, sorun çözmeye çalışılan görevliler, hocalar ve öğrencilerle geçen, bolca dolaşıp, çay içilip, pasta yiyip, gezip, akşamları kokteyllere katılıp, yeni insanlarla tanışıp, olur olmaz her duruma bir yorum yapıp, gülümsediğimiz ve elbet düşünüp, şaşırıp, üzülüp, yaşayıp, bekleyip, öğrendiğimiz bir haftaydı… Öğrenmek! O hala devam ediyor elbet…

Ben tam bunları yazarken telefonum çaldı, uzaktan bir arkadaşım, beni arayıp biraz da sitem ederek, “Seni sevmesem aramazdım” diye- onu arayacağımı söylemiştim ama unuttum telaştan- Bana kızma n’olur dedim, anla sadece, “sana bir şiir okuyacağım, çok seveceksin dinle dedi” ve ben telefonun diğer ucunda öylece kaldım… İşte şiir;
Güzel anılar biriktirdim senden,
Bir terazinin kurşun pirinç kesesine pat diye inince kara kiloluk,
Nasıl kalkar havaya birden bire boşa kalan zavallı kese,
Nasıl titreşir terazi uzun süre denge sağlayıncaya kadar başka şeylerle…
Anılarla bozulan o dengeyi ben önce başka şeylerle yaptım.
Bu, onu yaşadığımız günlerden biriktirdiğim sessizce bir keseden,
sana hiç sezdirmeden…
Koyabilirsin kara kiloyu artık,
Bak terazi nasıl kolay gelecek dengeye.
Mutluydum yine de ben kendimce
Senin girdilerin çıktıların benim,
Doğrusu uygundu birbirimize.
Yan yana gelince bir resmi tamamlayan, vazgeçilmez ellerin…


Şiirin gerisini yazamayacağım artık… Her zaman buna benzer şeyler yaşıyorum ben işte, birini düşünürken telefonum çalıyor aranıyorum, bir şeye yoğunlaştığım bir anda bir ışık belirip beni silkeliyor o şeye doğru, ve kimi özlesem ona aitbir anı gelip beni buluyor, bu iyi mi kötü mü aslında çok da ayırt edemiyorum, ama sevmek istiyorum yaşamımdaki her şeyi, bana öğrettiği için elbet…



Ertesi gün sunulacak çalışma hiç bir gece öncesinden böyle keyifle ve kahkahayla hazırlanır mı? ben bir yandan başlarında gevezelik ediyor dikkatlerini toplamalarını engellerken bir yandan da yarın güzlersiniz sunarken Gelengül hoca sizi iyi gğldürür diye espiriler yapıyordum... Vakit sabaha yakın, mutlu mu, heyecanlı mı, hüzünlü mü, yorgun muyuz bilmeden elimizdeki çalışmaya kendimizi şenlendirdiğimiz kısacık güzel an'lar biriktirerek...

Bu nasıl bir heyecan diyerek izledim bildirinin sonuna kadar ama dikkat edersen sevgili Ramazan Gelengül hoca hatalarını affetmem der gibi bakıyordu sana:) gerçi hocamız çok beğendi, Ramaza'nın çalışması çok özel hazırlanmıştı, han gece yarılarına kadar sürmüştü ya balkonda, çocuk kahkahalarımız ve hüzünlü bakışlarla anılarımızı hatırlayıp, ne güzel bir yaz mevsimiydi diye içerlenmemiz sırasında...





İki arkadaş Fakülte koridorlarında keyifle vakit geçirdiler, Rodeo'nun yaka kartında OTDÜ yazıyor:)))) Hadi bakalım oğlum hayallerin kadar güzel olsun yaşamın da....




Bu da işte konre hatırası, Burak ve Rodeo'nun eğlenceli anlarından biri....


Ramazan ve Arzu'nun oturumlarından bir kesit, oturum başkanı Prof.Dr. Gelengül Haktanır.Ankara Üniversitesinden, bizim alanımıza çok fazla katkısı olmuş bir bilim kadını. Bu ismi çok vurgulamak istiyorum, bir profosör olmasının dışında inanılmaz özlellikleri olan değerli çok sevilesi biriymiş meğer o, ben bu kadar yakından yeni tanıdım onu, bilimsel bakış açısı kadar, derin insanlığı ve mütevazi duruşu da söylenmeye değer biri ama asıl o asilliği kıskanılacak kadar özel! Onu tanımak, bu kısa süre içinde bile olsa beni zenginleştirdi, keşke tüm öğrencilerimiz böyle harika hocalarla karşılaşsa ve okul hayatlarını hep özlem ve seviyle ansalar... Ne güzel olurdu... Ahh ne güzel...















Ertesi gün bildirisini sunacak bu iki arkadaşım

gece saat 2.00 gösterirken hala daha balkonda ay ışıgında çalışıyorlardı:) onları seviyorum:)



Ahh en çok onlar tadına varıyorlar
yaşamın..neşenin,eğlencenin kahkahanın....
Çok yaşasınlar inşallah!

Meşhur kebab:) ama bakmayın kaç kişi bitiremedik bu yemeği eve paket yaptırdık sonunda:)








Hiç yorum yok: