İlk sevdiğim erkek babamdı! Onu hep yeterince anlayamamış olmaktan dolayı hep hayıflandım! Acaba gerçekten nasıl bir hayat istemişti ve nasıl bir hayat yaşamıştı? Hayalleri nelerdi, onlara kavuşmuş muydu? diye düşünmüşümdür çoğu zaman. Onu kaybettiğimde 51 yaşındaydı, bense 19! Yani bu soruları sorabilmek için henüz çok da fazla olmayan bir yaş. Cenazesine bile yetişemeyecek kadar uzaktaydım ölüm haberini aldığımda! Geldiğimde evde sessizlik hakimdi, herkes sakin sakin oturuyordu. Onu çoktan uğurlamışlardı. Hissettiğim şeyi şimdi net olarak anımsamıyorum ama onu son bir kez göremedim diye çok ama çok üzüldüğümü biliyorum. Ölümünden hemen sonra gelen mektubu ise beni keşkelere boğmuştu… Bazen böyle şeyler yaşayabiliyor insan. Yanı başında duran hep yaşadığı içgüdüsel olarak bildiği bir şeyin farkına varmıyor uzun bir zaman ve kendini hayatın akışına bırakıp o kıyıdan o kıyıya savruluyor. Bir an geliyor bir tokat yüzüne çarpıveren gerçeği anlıyor.Eğer daha uzun yaşasaydı konuşacak çok şeyimiz olurdu herhalde… Ölüler neden hüzün bırakır geride, iyi biliyorum artık. Çünkü geride konuşulmayanlar kalır ve asla da konuşulamayacak olanlar onun için ölüm hep özlemi getirir beraberinde bir de asla telafi edilemeyecek olan üzüntüleri. Ne garip bazı şeyleri insan ancak yasayınca anlayabiliyor, önceden anlayabilseydik yasam daha iyi olurdu ama iste her şey olup bittikten hiç bir yararı kalmadıktan sonra anlıyoruz. Ölüm de onlardan biri işte, her şey olup bitiyor ve artık yapılan-yapılacak hiçbir şeyin yararı kalmadıktan sonra anlıyoruz biz.. Babam sevgi dolu bir insandı ve ben onu yeterince anlayamamış olmaktan dolayı kendimi hiç affetmedim! Sonraları yazılarını bulup okuduğumda onun ne kadar hassas, düşünceli, sevgi dolu ve çok romantik bir adam olduğunu gördüm! Şaşkınlıkla üstelik! Bir de çok iyi bir yazar olduğunu! Bence, onu yaşarken kimse anlamadı zaten, annem bile, çünkü annem de o zamanlar başka telaşlarla yaşamaya çalışıyor 4 tane çocuğu için mücadele ediyordu, hayalleri, beklentileri, babamı ve yaşamı fark edecek kadar zamanı olmadı onunda, ama bazen diyorum ki keşke ama keşke daha yavaş yaşasaydık ailecek, koşmak yerine yürüseydik mesela, belki daha farklı olurdu her şey. Babamın yaşarken ne kadar yalnız bir hayatı olduğunu fark ettiğimde 30 yaşıma girmek üzereydim. Kendim için yalnız bir yaşamı seçtiğim sıralarda fark ettim bunu. Oysa kendimin hiç istemeden, zorunlu olarak ne kadar yalnız bir hayatı yaşıyor olduğumu fark ettiğimde henüz 24 yaşındaydım! Yalnızlığın değerini öğrendiğimde ise 25! Herkesin kendi yazgısını yaşamaya mahkûm edildiği bir dünya. Bir yazarın dediği gibi, o uzun koşuda hedef aslında yolun ortasında. Ama bunu o kadar geç fark ediyoruz ki, bu gün artık biliyorum; hayatın bizlere verip verebileceği tek ödül, tek armağan, sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı, ilk fırsatta katlederiz.
Sonra da ömür boyu, bu asla bağışlanmayan günahın ağırlığını hayıflana hayıflana sırtımızda taşırız...
8 yorum:
canım arkadaşım...evet bu yazını okurken kendimce o kadar hayıflandım ki.hani hep deriz ya,sevdiğimizi kaybedene kadar kıymetini anlamayız diye..hatta belki de ne kadar sevdiğimizi bile..21 yaşına kadar ailesinin istediği gibi davranan,22 sinden sonra onlardan kopma vakti geldiğini anlayıp kendini yollara atan biri olarak, artık yorulduğumu
ailemi özlediğimi,kendime ve onlara verdiğim cezanın artık bitmesi gerektiğini düşündüm... farkındalıklarımızı mı çoğaltmalıyız hayatta, yaşım ilerledikçe aslında neler düşündüklerini anlıyorum galiba. ve gerçekten babamın dediği gibi''herşey çocuklarımız için''
Evet benim de hayatta sevdiğim ilk adam babam... ömrüm boyunca unutamayacağım bir şefkatin izini bıraktı hayatımda:( Sultan
babamı yitirdiğimde o 52 ben 20 yaşımdaydım..ve onu sevmeye ve yakın olmaya hiç zamanım olmamıştı.
Eğer doğduğum günü hatırlıyor olsam diyeceğim ki, 'doğduğumdan beri didişiriz babamla.' O zaman şöyle diyeyim, 'kendimi bildim bileli çözemediğimiz bir dedimiz vardır birbirimizle.'
Bloğunu açıyorum ve ilk okuduğum post bu. Nicedir sorgulamaya korktuğum yaramı kanattın bu yazınla.
Okul çağlarında uzun süreler boyu konuşmadığımız olmuştur babamla. Ama daha sonraları, 'çocukluk, gençlik, deli zamanlar,' deyip bırakmıştım hepsini bir kenarda. Arada tatsızlıklarımız yine olurdu ama uzatmazdık, o artık yaşlı bir adam bense evli barklı çocuk sahibi bir kadındım.
Ama 6 ay önce ipleri kopardık artık. Hayatın benim için hazırladığı tuzak tıkır tıkır işlemişti sanki ve en olmayacak zamanda 'çok' kırdık birbirimizi. İkimiz de geri adım atmıyoruz, çünkü dedim ya, ikimizin de kırgınlıkları çok güçlü.
Mecburiyetten görüşüyoruz tabii ki, annem var ne de olsa, ona gidiyorum, torununu gösteriyorum falan filan... Ama yanlışlıkla birbirimizin telefonlarına çıktığımızda bile bir 'merhaba'yı esirgerken, görüşmelerimizde gözlerimiz dâhi değmiyor birbirine.
Aklımda hep aynı tedirginlik, yüreğimde hep aynı sıkıntı var; ya o şey, o son gelir bulursa bizi, ben ne yaparım?
Şu an hayatta ya, erteliyorum -kırgınlığımın etkisiyle- el uzatmayı, paylaşmaya devam etmeyi. Sanki daha uzun yıllar garantimiz varmış gibi.
Haklısın, gidenin ardından fark edilir gerçekler, güzellikler... Eğer bu gün başarabilsem babam aklıma geldiğinde güzel yanlarını görebilmeyi, o zaman bu yazıyı yazmaya gerek duymuyor olacaktım.
Seni tanımıyor olmanın rahatlığıyla anlattım. Yoksa bunlar içimde saklı bir yaradır. Bu blog dünyası, sanal ortamlara gerçek duyguları salıp, yüzleşebilmek için çok değerli bir imkan aslında.
Şimdi yüzleştim, artık dile bile geldiyse bu mesele, kaçış yok, halletmeliyim!
Sevgili Sema, babamı yazarken birilerinin yarasına dokunmaktan çok içimde kendimle hesaplaşma isteği vardı, çokça da hüzün hakimdi odamda, ben ne zaman onu ansam, ne zaman biri canımı yaksa aklıma o gelir, oysa ilk gençlik yıllarımda ben de senin gibi hissediyordum, o yüzden seni öyle iyi anlıyorum k belki de yaşasaydı hala böyle hissediyor olacaktım, didişip durduğum biri, itiraf etmeliyim ki ölene kadar da hep böyle hissettim. Ölüm çok şeyi başkalaştırıyor, insan yaşamında, sonradan ortaya çıkanlarla mücadele etmek yaşarken olanlardan daha zor oluyor buna inan! Bir yazarın dediği gibi, karşımızda bir hayalet varken, kendimizi ne kadar gizleyebiliriz? Hele de bu hayalet geçmişimizden sinsice gelip, karşımıza dikilip, bize duymaktan korktuğumuz şeyleri söylemeye koyulursa! Hayaletin çağrısına yanıt verip geçmişle yüzleşmekte midir kurtuluş? Yoksa onu susturup korkularımızın esiri olarak yaşamaya devam etmek mi?
Geçmişimizde kaybolduğu için hala dinmeyen bir üzüntüyü sürekli ruhumuzda duyduğumuz an’lardan bize kalanlar… Geride olanlar… Bizde kalanlar… Bizden gidenler… Seyirci olduklarımız… Ardından bakakaldıklarımız… Dönüp, yeniden tutmaya çalıştıklarımız… Elimizden kayıp giden hayatlar… Sonradan sezip, hayıflandıklarımız… Ve artık her şey için ne çok geç kalınmışlık olduğunu büyük bir iç sızısı ile hissettiklerimiz…
Bazen kalbim çok acıyor ama ne o acıyı dindirecek, ne de acımı çoğaltacak kadar bile yakınımda olmayan biri için artık bir şey yapamayacak olduğumu biliyor olmamdan daha fazla değil! İnan hiçbir acı bu yokluk kadar beni karanlık kuyulara gömmüyor! Çünkü biliyorum ki artık bir şansım daha asla olmayacak! Ne ben şimdiki düşüncelerimle oradayım, ne de o dünkü haliyle burada! Artık aramızda sadece yokluk var diyebilirim! Ama benim hala cevapsız sorularım var, cevabı yalan bile olsa duyamayacağım sorularım! Umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir! Sevgiler.
sevgili kelebek ve annemin kalemi, ben de yazsam bir yazı babam için. bir baksanız içine neler var...o çok derinlerde, o asla çıkmayacak, o asla unutulmayacak acıların içinde neler var. bir de bu haliyle -bendeki haliyle- görseniz "babam" ı...
elbet cok keyif alırım okumaktan ve emınım Sema'da benım gıbı bakar, beklıyorum!
Benim babam sağ, ve oldukça yaşlı artık.. ve aynen dediğin gibi hayatımın ilk erkeği, ben bilirim ki onun kıymetlisiyim, ilk çocuğu, ilk kızı, ilk göz ağrısıyım. Yine de girdik birbirimize.. Hemde bizim evde misafir iken.. Gitmwk istedi yılbaşını kutlamadan. izin vermedim.. küskün oturdu.. haklı değildi, sonuna kadar haklı olan bendim.. ama sonuç değişmedi, biraz kırgın ayrıldık.. biliyorum baba-kız olarak çok vaktimiz kalmadı, çok pişma olup çok yanacağım gittiğinde.. Ama bu baba-kız hırlaşmalarımız bitmiyor hiç.. çok üzülüyorum, ağlıyorum, ağlayarak karnımdaki 6 aylık yavrumu da üzüyprum sanırım. Anlattıkların tuz biber oldu.. döktüm içimi işte.. rahatladım mı peki? tabiki hayır.. öylesine yazmak istedim.
Yorum Gönder