Pazartesi, Ağustos 26, 2013

Bir İnsan Niye Sevilir?


"Kendimi bazen şaşkınlıkla izliyorum, neden hayata uyum sağlama becerim bu kadar eksik, bu kadar aksak diye, ya da neden herkes gibi değil diye hayıflanıyorum. Aslında  herkesi derinlemesine izlerken kendimi köşe bucak tanımak için çok fazla çabalıyorum, her gün her saniye kendimde bir eksik kusur bulup kendime kızmak için sebepler üretmede fazlasıyla yetenekli olduğumu düşünüyorum. Kim olduğunu bilme yolculuğu o kadar da kolay değildir bu hayatta. Mesela daha geçen gün kendime bir davranışımdan ötürü teşekkür ederken aynı anda daha sevecen, daha yumuşak, daha vurdumduymaz, daha politik davranabilen, daha yürekli biri olmak isterdim aslında derken yakaladım kendimi. . Öyle olmayı hiçbir zaman beceremeyen biri oluşuma hayıflandım, bazı zamanlar bir şeyi neden sevdiğimi kendime açıklayamıyorum, böyle zamanlarda eksik bir şey var mutlaka ve ben bu eksiği tamamladığımda açıklanması gereken bütün duygular açıklanacaktır acele etme diyorum ama kendime kızmayı da ihmal etmiyorum.  Oysa, bir şeyi neden sevdiğimizi açıklayacak yan yana gelmiş bir sürü süslü cümleyi birleştirebilecek kadar çok sözcük bildiğimi sanıyorum ama bu durum içimde eğer gerçek yerini tam olarak bulmamışsa, bir eksiklik, bir huzursuzluk silsilesi halinde hücüm ederek beni o kapıda durduruyor, susturuyor, dahası acımasızca atılmış bir ok gibi  kilitliyor.
Bir zamanlar beni meşgul eden soru; neden bazı insanları daha farklı severiz sorusuydu. Hayatını geçmişin evlerine göre ayıran benim için çok ama çok sorgulamaların içinden geçirdiğim bu soru bir dönem  ayrı ayrı satırlarda can buldu. Aslına bakarsanız cevap basitti; Bazı insanları sevmemizin nedeni, onunla olduğumuz zamanlardaki kendimizi sevmemizdir. Bazılarını çok özlememizin nedeni, onunla beraberken yapıp ettiklerimizin bizi iyi hissettirmesi.. Sevdiğimiz o değil, onun yanında ki kendimizdi..  




Cuma, Mart 08, 2013

Günler günleri kovalarken...











Senin elin söylerken,
benim kalbim titrer.
Suyu dök, yüreğimi serinlet,
parçalarımızı topla,
toprağı üzüntüden ayıkla,
kısacık anları bir mucizeye çeviren bakışlarınla sesini buluştur
ve içime büyük bir sabır bağışla.

Pazartesi, Ocak 21, 2013

KUMDAN KALELER YAPMAK

Aşağıdaki yazım Edebiyat Ortamı Dergisi Ocak-Şubat 2013 sayısında yayınlandı.
 
 
 
 
 Gündüzleri birçok yer gezip, geceleri aynı yatakta uyumak gibi…

 

 Gökyüzünde uçurtma uçurduğun çocukluk günlerini hatırlamak gibi…

 

 Dönüp dolaşıp aynı hikâyeye ağlamak gibi…

 

 Aynı yaman çelişkileri yaşamak, o yaman çelişkilere şaşırmak gibi…

 

 Sonu gelmeyen, bir türlü bitmek bilmeyen bir yolun, sonunu hiç düşünmemek gibi…

 

 Ait değil, emanet olduğunu bilmek gibi…

 

Koşarak geldiğin yollardan yürüyerek dönmek gibi…

 

Özlemek, özlemine dayanamadığın bir anda bile, öylece uzaktan seyretmek…

 

Merakına yenilmemek… Beklemek gibi…

 

Başka başka hayatlardan çalınan emanet zamanlarda yaşamak…

 

O emanet zamanları durdurmak durdurmak isteği ile çırpınmak,

 

Durduramadığın her şey için aynı umarsız çabayı sürdürmek…

 

Özlemek,

 

“Baba yanımda kocaman kal” diyen bir çocuğun sevincini taşımak…

 

Sessizce paylaşılacak bir mucize olmak…

 

Özlemek,

 

 

Uyudukça rüyalanmayan, uyandıkça sabahlanmayan bir hasreti taşımak…

 

Günlerin geceleri ele geçirmesine seyirci kalmak…

Yıldız yıldız olmak…

Mendilsiz ağlamak…

 

Bazen sessizlikle konuşmak…

 

Çoğu zaman sessizlik olmak…

 

Elindeki makineye bakıp hayıflanmak…

Sana taşıdığı ses için ona iyi davranmak…

Durup şöyle bir bakmak…

Gördüklerine, bildiklerine, inandıklarına şaşakalmak…

 

Umudunu açık artırmaya çıkarmak…

 

Kumdan kaleler yapmak…

 

İnadına kalbine dokunmak…

 

Özlemek, “Düşünüşümüzle yaşayışımız arasındaki zaman farkı” isimli hastalığa yakalanmak…

 

Bazen pencere kenarında oturup bir hayalle sabahlamak, gördüğün anda tüm acılardan kurtulacağını sanmak…

 

Özlemek,

 

O’nun hayaliyle bıkıp usanmadan konuşmak...

 

Yalnızlığını ve hayal kırıklıklarını uzun tutmak…

 

Anlamaya çalışırken kendini kanatmak…

 

Mucizelere inanmak…

 

Türkülerin hüznüne sarılmak…

Buram buram O kokmak isteği ile tutuşmak…

 

Bir iç çekişle yaraları saklamak…

 

Yıldızlardan medet ummak…

 

Kendi kendine konuşmak…

 

Uçurum kenarlarında dolaşmak…

 

Yüzemediğin denizleri avuçlarına doldurmak…

 

Bir türlü geçmek bilmeyen zamanla savaşmak…

 

Bir ihtimal olan an’ları bir ihtilal gibi yaşamak…

 

Keşke yanımda olsa diye hayıflanmak…

 

Aldanmak…

Rüyalarla avunmak…

 

Düğüm düğüm yutkunmak,


Sessizce ve uzunca susmaktır…

          

Pazar, Aralık 02, 2012

Perşembe, Eylül 27, 2012

Eylül


 

 “Sen giderken suya bırakacağım bu sevdayı.

Kendimi boş odalarda saklayacağım.

Sen giderken ben usulca ağlayacağım”

Perşembe, Ağustos 16, 2012

MERAK
Çocukken merak ederdim 
Işıkları yanan evlerde neler yaşandığını,
Büyüdüm,
artık biliyorum, o ışıkların neler dediğni.
Sabır kelimesiyle geçinemezdim çocukken,
Büyüdüm, yine aram yok, sevmiyorum o kelimeyi!
Ama öğreniyorum sabretmeyi, 
En çok özlemeyi bildiğimi sanıyordum,
Yanılmışım, kırk yaşında anlıyorum!
Yeniden öğretiyorum kendime yanılgılarımı.
Avaz avaz suskunluklarla…

Pazartesi, Ağustos 13, 2012

Özlem

Uzak mesafelere özlem taşıyorum sırtımda,
Ağır yüklerin kasırgası gibi boynumda.
Sense, uzak bir ihtimal gibi duruyorsun karşımda.
Sözcüklerini ve sesini esirgeyerek bakarken bana,
Bir portakal çiçeği kokusu yayılıyor etrafa,
Uzak ihtimaller arasından fırlayan sabırsız bir çocuk kalbi gibi telaşlı, ürkek, çekingen bir sesle kapatıyorum kapılarını şehrin.
Bir misafir edasıyla yer alırken yanında,
Koşuyorum şehirlerarası yollarda.
Yeniden, özenle seçilmiş cümlelerden bir demet yapıp oyalarken kalbimi, dokunamıyorum bile yalnızlığına! 

Yaz biterken

Gözümün nuru, canımın yarısı erkenden gitme!
Yoksa kim anlayacak susarak içten söylediklerimi?
Çabuk iyileş!
Bulutsuz özgürlüğüm, çocuksu sevinçlerimi öldürme! 11 Ağustos 2012

Cuma, Ağustos 03, 2012

Aşkla ektiğim bahçem











Yaşamında, yürüyüp yürüyüp, bir an durunca,
çevrene bakıp göreceksin ki, yürüyüşüne şu ya da bu
noktada katılmış, bir süre seninle birlikte yürümüş
kişilerden hiçbiri yok yanında:-
Sen, bir an, "Buradayım" demek için durunca,
onlar, artık, "orada" olacaklar - "buradayım artık" bile
demeyecekler sana, "orada"larından seslenerek...
"Burada"nda kimse bulunmayacak
- "orada"ndan da kimse seslenmeyecek sana...
oruç Aruoba

Salı, Temmuz 31, 2012

ELLERİN
 
Bir düşün içinde görüyorum ellerini,
Sevecen ve kederli,
Ellerin bağlamanın telleriyle dans ediyor.
bir dünyayı yeniden kuruyor.
Ellerin bir dokunuşuyla mavi bir aydınlık inşaa ediyor.
Ellerin unutulmuş bir kitabın önsözü gibi mağrur duruyor.
Ellerin ellerime uzak!
Ellerin ellerime yasak!
Ellerini getir bana,
koy kucağıma.
... Sevilmediği kadar seveyim!
Ellerini çıkar koy önüme geçmiş zamanlardan.
Ellerini mekansız göreyim.
Ellerini zamansız seveyim!
Bak, izleri silinip gidecek bütün yalnızlığımın!
Ellerini kaçırma benden, ver ellerini, koyulaşmış yalnızlığıma süreyim.
Ver ellerini üşümüş ellerime katık edeyim.
Ver ellerini dünyayı gezeyim.
Ver ellerini şaşkın yüreğime öz edeyim.
Ver ellerini öpeyim öpeyim…
Nuran
29 Temmuz 2012