Pazartesi, Ocak 21, 2013

KUMDAN KALELER YAPMAK

Aşağıdaki yazım Edebiyat Ortamı Dergisi Ocak-Şubat 2013 sayısında yayınlandı.
 
 
 
 
 Gündüzleri birçok yer gezip, geceleri aynı yatakta uyumak gibi…

 

 Gökyüzünde uçurtma uçurduğun çocukluk günlerini hatırlamak gibi…

 

 Dönüp dolaşıp aynı hikâyeye ağlamak gibi…

 

 Aynı yaman çelişkileri yaşamak, o yaman çelişkilere şaşırmak gibi…

 

 Sonu gelmeyen, bir türlü bitmek bilmeyen bir yolun, sonunu hiç düşünmemek gibi…

 

 Ait değil, emanet olduğunu bilmek gibi…

 

Koşarak geldiğin yollardan yürüyerek dönmek gibi…

 

Özlemek, özlemine dayanamadığın bir anda bile, öylece uzaktan seyretmek…

 

Merakına yenilmemek… Beklemek gibi…

 

Başka başka hayatlardan çalınan emanet zamanlarda yaşamak…

 

O emanet zamanları durdurmak durdurmak isteği ile çırpınmak,

 

Durduramadığın her şey için aynı umarsız çabayı sürdürmek…

 

Özlemek,

 

“Baba yanımda kocaman kal” diyen bir çocuğun sevincini taşımak…

 

Sessizce paylaşılacak bir mucize olmak…

 

Özlemek,

 

 

Uyudukça rüyalanmayan, uyandıkça sabahlanmayan bir hasreti taşımak…

 

Günlerin geceleri ele geçirmesine seyirci kalmak…

Yıldız yıldız olmak…

Mendilsiz ağlamak…

 

Bazen sessizlikle konuşmak…

 

Çoğu zaman sessizlik olmak…

 

Elindeki makineye bakıp hayıflanmak…

Sana taşıdığı ses için ona iyi davranmak…

Durup şöyle bir bakmak…

Gördüklerine, bildiklerine, inandıklarına şaşakalmak…

 

Umudunu açık artırmaya çıkarmak…

 

Kumdan kaleler yapmak…

 

İnadına kalbine dokunmak…

 

Özlemek, “Düşünüşümüzle yaşayışımız arasındaki zaman farkı” isimli hastalığa yakalanmak…

 

Bazen pencere kenarında oturup bir hayalle sabahlamak, gördüğün anda tüm acılardan kurtulacağını sanmak…

 

Özlemek,

 

O’nun hayaliyle bıkıp usanmadan konuşmak...

 

Yalnızlığını ve hayal kırıklıklarını uzun tutmak…

 

Anlamaya çalışırken kendini kanatmak…

 

Mucizelere inanmak…

 

Türkülerin hüznüne sarılmak…

Buram buram O kokmak isteği ile tutuşmak…

 

Bir iç çekişle yaraları saklamak…

 

Yıldızlardan medet ummak…

 

Kendi kendine konuşmak…

 

Uçurum kenarlarında dolaşmak…

 

Yüzemediğin denizleri avuçlarına doldurmak…

 

Bir türlü geçmek bilmeyen zamanla savaşmak…

 

Bir ihtimal olan an’ları bir ihtilal gibi yaşamak…

 

Keşke yanımda olsa diye hayıflanmak…

 

Aldanmak…

Rüyalarla avunmak…

 

Düğüm düğüm yutkunmak,


Sessizce ve uzunca susmaktır…

          

Hiç yorum yok: