
Hepimiz birbirimize görünmez iplerle bağlıyız. O zaman hepimiz birbirimizden sorumluyuz.
Çarşamba, Şubat 18, 2009
Azra bebek hoşgeldin....

Pazar, Şubat 08, 2009
Tatilin Ankara Cephesi
Ankara'da en az İstanbul kadar keyifliydi... Leyla, Arzu,Özlem,Nurdan ve ben... 5 kız toplandık, hepimiz Leyla'da kaldık, Ankara'nın altını üstüne getirdik, çocukları da kah alışveriş merkezine kah sinemaya bırakarar kendımıze kısa kısa zamanlar yarattık, gezdik tozduk, güldük mutlu olduk, hayaller kurduk, tatili yedik-bitirdik geldik:)Yeni döneme hazırız artık.... Buyıl ben leyleği havada görmüşüm öyle diyorlar, umarım hep öyle olur pek bi memnunum bu halimden....
Balmumundan kanatlarımla İstanbul

Salı, Ocak 27, 2009
Kısa kısa

Perşembe, Aralık 25, 2008
Yılın Son Karı, son kararı....

Sanırım o dışardan görünen sosyal ve dışa dönük yapımın içinde yalnızlığına ve mahremiyetine çok düşkün, hassas alıngan utangaç, çok kırılgan kendi içindeki ıssızda sessizce ağlayan bir kadın var. Bu nedenle bazen bana hiç benzemediği düşünülen çok sakin, minimalizim hayatı her yönüyle benimsemiş, az konuşan ve serinkanlı insanlarla çok ama çok iyi iletişim kurduğum oluyor. Görünüşte bu kadar zıttım olan biriyle nasıl bu kadar yakın arkadaş olabildiğim çevremdekileri daima şaşırtmıştır. Yalnızlığı da çok severim aslında, yalnız kalmak tıpkı yazmak kadar önemli bir ruh gereksinimidir. Benim için zorunluluk. Ruhumdaki fırtınaların iniş çıkışların sarsıntılarını tek başına göğüslemek için kendime zaman ayırmalıyım diye düşünürüm. Neşeli ve keyifli olmayı sevdiğim kadar hüzne de tutkuluyum. Çelişkilerimin büyük kısmının farkında, kendisiyle asla uzlaşmayan ama çoktan barışık bir huzursuz ruhtur benimkisi… Bunlar acıtır tabi… Ama hayatta böyle bir şey işte insan belli deneyimlerden sonra hayal kırıklıklarına karşı hala bağışıklık sağlayamamışsa eğer, yıllar içinde yaralı ruhuna iyi gelen bazı ilaçları keşfetmeyi başarıyor. Herkesin kendi bünyesine uygun ilaçları var. Benim ilaçlarımdan biri saklanmak, ağlamak ve yazmak. Yazmak unutturmasa bile iyileştiriyor ve başka yollar açıyor bana. Saklanmak ve ağlamayı ise hiç sorma.. Aylar süren kendimi berbat hissetmelerimi birazda olsa unutturabiliyor. Ve işte tüm hissedilenleri yazıya dökmek… yazmak çıplaklaşmak demek benim için..ruhum soyundukça savunmasız, korunmasız kalıyorsun… Yazmak, yüzleşmek demek. Yüzleşmek cesaret ister. Bu cesaret öyle yüksekten atlamak cesaretine benzemez. Atlamak! Atlarsın ve biter. Ya başarırısın ya da sakat kalırsın. Ve ya ölürsün. Ama yüzleşmek ömür boyu sürer ve çok acıtır…
Aşka gelince, aşkın her zaman kimsesiz, kadınca ve usulca yaşanan bir duygu olduğunu savunmuşumdur. Ama aşkın kör olduğunu da savunurum aynı zamanda çünkü aşkın kimyasında bir körlük var sanki kör olmadan o duygu seli yaşanmaz gibi geliyor bana. Çünkü aşk duygusal bir fırtına bir nevi güneş tutulmasıdır beklide.
Ama aslında gerçek aşk yalnızca hayranlık duymaktır. Benim herkes gibi olmasa da belirgin hayranlık noktalarım vardır. Ayırt edici bulduklarım…İki kez âşık olup, her ikisinde de derin hissiyata boğulmuş olmama karşın aşkın hep çok önemli olduğunu savunmuşumdur. Belki de yanlıştır bu ama hala da aynı yanlışı savunurum…
Cumartesi, Aralık 20, 2008
Balıkesir--Ayvalık-Cunda

Bayram tatiline bir hafta kala ne yapacağımı düşünmeye başladım, oğlum babasına gidecekti her zaman ki gibi… Şükriye’ye dedim ki siz Edremit’e gidecek misiniz? Galiba evet dedi, süper dedim ben de sizinle geliyorum beni de İvrin di’de bırakın. Hemen Leyla’yı aradım “ben geliyorummm dedim, çok sevindi, hemen planlar yaptık telefonda, yola çıkmamıza 3 gün kala bir akşamüzeri apartman kapısından eve girerken merdiven basamağında ayağım takıldı ve düştüm, düştüm ve büyük bir çığlık atarak yerde kaldım, acım geçsin diye birkaç dakika bekledim ama nafile hem daha çok acıyor gittikçe hem de kalkamıyorum. Çantama uzandım özlem’i aradım “özlemim ben düştüm kalkamıyom gel al beni”dedim, Hemen geldi, Zehra’yı aradık hastaneden gittik ama cidden basamıyorum yolda da bir yandna söylenmiyorum tatile gideceğim hayır kırılmış olamaz diyorum, Özlem bi sus diyorJ hemen ortepedi servisi, çekilen röntgenler kontroller ama bir yandan da ben hala bağırıyorum ayağım oldu kocaman ve mosmor, Allahtan kırık değil ama doku zedelenmesi var 3 gün basmayacak yere dedi doktor… 3 gün yere basmadım, hergün nolur iyileşmem lazım leylaya gidicem diye tuturdum, tekrar gidip özel bir hastenede röntgen çektirdim onlarda aynısını söylediler, doku zedelenmesi, 3 hafta sahalardan uzak kalacaksın:) 4. gün yola çıktım sargılı ve sekerek, yolda sevgili Şükriye ve aliosman nazladılar beni, ben de hasta bir kadınım ben bakın ayagım sakat diye tadını çıkardım, canım arkadaşım Leyla da beni iyileştirdi Balıkesir’de, bir de üstüne gezdirdi, yedirdi içirdi, üstüne de 2 kilo alıp geri geldim:) gittim- gezdim-gördüm-geldim…. Balıkesir-Edremit-Akçay-Susurluk-ivrindi-Ayvalık-Cunda.... Hatta Cunda’ya gitmek için ayvalık’dan hareket etmeden önce Şule’yi aradım, “bil bakalım ben nerdeyim “diyeJ, demek sonunda gittin dedi sevgili Şule’de… ayağım hala agır aksak, yürürken hala sekiyorum, hala şişim inmedi, doktor bana 3 hafta sporu yasakladı ama ben çok gezdiğim için bu iyileşme 3 ay bile olabilir sanırsam, ama değdi doğrusu. Ege gerçekten bir başka güzellik sunuyor insanın kalbine….
Bunlar da makineme takılanlar. (Şule ve Sevin ablam gene şikayet etmesinler diye kocaman kocaman resimler koydum)
Önce karabatak kuşları ve martılar karşıladı bizi kıyıda, biz Ayvalık tostlarımızı yerken onlar sesleri ve kanat çırpışları ile eşlik ettiler bize...
sonra güzel güneşli bir hava Şeytan Sofrasında gülümsedi bize....
Nasıl güzel bir sonbahar bu dedirten bir gün.. Nasıl şanslıyız dedik birbirimize bakıp gülümseyerek.... Aralık ayı olduğuna kim inanır değil mi?
Canım arkadaşım Leylam.... Şeytan sofrasından Ayvalık kıyılarına baktık doyasıya... Ama doyamadık....Pazartesi, Kasım 24, 2008
Bakü
Bakü'den döndüm, aslında yazacak çok şey var ancak şimdilik ertleliyorum yalnızca resimlerle yetinir misiniz?Çok güzel çok keyifli bir gezi oldu, sadece akademik anlamda değil her anlamda.
17 yıllık bir cumhuriyet olmalarına rağmen nasılda çalışkan insanlar olduğunu gördüm, yeniden bir şehir kurmaya çalıştıklarına tanık oldum, bu çalışkanlıklarında eski kominist rejimin izlerini aradım. Sonra öğrendim; pahalı=kıymetli, erkek=cenap, telefon kapatmak= telefon söndürmek, deniz,havuz=çimerlik, dolmuştan inmek istemek=sahklayın düşecem, deli=durak, çocuk=uşak
ve daha neler neler...
Kongre boyunca 8 ayrı ülkeden 180 kişiyi ağırlayan Qafqas Üniversitesi inanılmaz bir organizasyon yaparak yürüttü kongreyi, çok ama çok memnun ayrıldık hepimizde. Deniz kıyısında 4 yıldızlı bir otelde tüm misafirperverlikleri ile konuk ettiler bizi.
Birkaç resimle duyurmak istedim şimdilik, ayrıntılı yazılarımı zaman buldukça yazacağım, iyiyim, yenilendim tazelendim geldim:)
Pazartesi, Kasım 03, 2008
Benim de ödülüm oldu:)

Aynı anda iki sevdiğim blog arkadaşımdan almışım bu ödülü, biri sevgili geveze kalem, diğeri şule, ikisine de teşekkür ediyorum, önce anlayamamıştım ne yapılır bu ödülle diye ama şimdi anladım ki, benim de dağıtmam gerekiyor bu ödülü çabucak. Bu hafta sonu Ankara'da yakın bir arkadaşımın düğününe gidiyorum oradan da Bakü'deki kongreye gideceğim ondan önce bu ödülü dağıtayım istedim. Sevgili Sema ve şule'ye çok teşekkür ediyor ve dağıtımı yapıyorum:)
Sarıl laleler: Her daim içimde hissettiğim, gözleriyle özlemlerimin tanığı, konuşmadan anlayan tek ve biricik dostum olduğu için.
Odul :Sadece kuzen olmakla kalmayıp, yenilgilerimin, yanılgılarımın tanıklığını büyük bir hoşgörü ile yaptığı ve herşeye rağmen hep anlamaya çalıştığı için:) adı bile ödül olduğu için;)
endişeliperi: Yaşamını aktarmasında ki samimiyetine,sadeliğine, duruluğuna ve kendine dışardan bakabilmesine hayran olduğum için. Daha çok onu estetik -yani bana göre incelmiş bir güzelliğin içinde gördüğüm için-.
hulyalar: Uzak diyarlarda olsa bile kan bağım olduğu için:)
a-s-sez: Şule'nin bana söylediği gibi ben de onun dönüşünü beklediğim sabırsızlıkla beklediğim için:)
Sibelin kahvesi: bana Cunda'yı merak ettirip sevdirdiği, bütün bir yaz cunda cunda diye tuturmama neden olduğu için:)
ve bu ödül hepinizin hepinizin olsun:)
sevgiyle, samimiyetle...
Cumartesi, Kasım 01, 2008
Ekim Ayı Özeti

Neredeyse bir ay olmuş yazmayalı, ama yaşıyorum elbet görüldüğü üzere, yoğunluktan ve soft halimden oldukça memnunum, beni merak edenlere kısa bir not olsun, bu notda resimsiz olmasın diye:)
Ayın 12 sinde Uluslararası bir kongrede-Çocuk Edebiyatı- bildirimi sunmak üzere Bakü'ye gidiyorum, belki dönüşte daha uzun daha keyifli şeyler yazar-çizer anlatırım belli mi olur? Umutluyum hala...
Ekim ayı dersler, yeni dönem kayıtları, okul hazırlıkları, Ankara yolculukları ve sonbahar telaşı ile geldi geçti gitti...
İyiyim, bu antideprasanın düşünme sistemim üzerinde bir miktar da olsa yavaşlatma etkisi olduğunu hissediyorum ama bundan da fazla şikayetçi değilim, sadece tepkilerimi daha yavaş gösteriyorum hepsi bu, hatta belki de bu benim için iyi bir gelişme bile sayılabilir. Yorumlarınızı da büyük bir zevkle okuduğumu ama nedense cevaplayamadığımı söylemek istiyorum, artık cevap yazmak için çok geç kaldığımı da belirterek affınıza sığınıyorum.
Beni merak eden herkese sevgilerimi yolluyorum.
Nuran
Cumartesi, Ekim 04, 2008
Döneceğim


