
Evde birinin olmasının bitmeyen faydaları;
1- Kapıyı size her daim açan birisinin olmasının dayanılmaz hafifliği-anahtarı cebinizde,arabanızda,okulunuzda bilimum her yerde unutma lüksünüzün oluşması-:)
2- Eve girerken apartmandan gelen yemek kokularına aldırmadan yukarı çıkmanız, nasılsa sizin evde de bir yemek hazırlayan olmuştur düşüncesinin verdiği rahatlık-
3- Sabah hazırlanmış kahvaltıya uyandırılmanızın hala rüyada olduğunu sanmanız:)
4-İşe gitmek için saat sesine gerek kalmaksızın çocuk sesiyle uyanma lüksünüz:)
5-Hangi süprizle karşılaşacağınızın merakı:)-Evde bir küçük çocuk demek her an yeni bir süprize açık olmak demek-
Evet, bizim evde kız kardeşim vardı, uzun yıllardan sonra ilk kez, oğlumun ısrarla "Anne gerçekten mi gelecekler, yoksa önümüzdeki 5 yıllık kalkınma planları dahilinde mi almışlar bize gelmeyi" diye sürekli espiri yaptığı, dahası buna inamkata zorluk çektiğini açıkca şfade etmekten çekinmediği en hasas gündemini oluşturan teyzemiz ve küçük hanımefendi Zeynep buradalardı, çok ama çok keyifli, bol kahkahalı bir hafta geçirdik... Önce gelir gelmez açılan hediye paketlerimizden çıkanları giyinip üzerimizde nasıl durduğu telaşı ile küçük bir hediye açma ve sevinme seranomisi yaşandı evde... (ay hediyelerimi söylemeye utandım şimdi) Sonra, Tokat turları başladı, benim telaşla acaba nereyi gezdirsem diye düşünüp düşünüp durduğum, bir türlü farklı bir şey bulamamanın verdiği eziklik duygusuyla karışık bir bocalayış.
Fatma en çok Taşhanı sevdi, orada oturup çay içmeyi, sonra anaokulunu, ama hep hayıflandı, yok yok burada yaşanmaz sen gelmeye bak diye, sonra, evet, sonra, ara sıra gelip giden hafızalarda "eski"ler, "yeni"lerin arasına sıkışarak kah hüzünlü, kah neşeli 'an'lar bıraktı bize ardında... Biz çocukken diye başlayan cümleler kuruldu, "sen gençken, sen evlenirken, sen büyürken, sen okurken, sen daha benim farkımda değilken, biz Hülya ile ....." diye devam eden cümlelere eşlik etti zamanlarımız... Biz eskiden İstanbul'dayken, annem henüz çok genç ve hiç bir hastalığı yokken, babam hala yaşıyorken, ablam hepimize nazi-hitler sıkı yönetimini uyguluyorken, bizim küçük mahalle bakallımız hala eski yerindeyken, mahallede çocukluk aşklarımız bize gülümserken,-ama hiç kimse bunu kabul etmezken- anılar bir bir yazılıyorken büyümek için acele ederken, hep birarada kalacağımızı sanmışız herhalde... Belki de sadece ben sandım bunu, İstanbul'da hep yaşarım, o şehir hep benim olur, Yeniköy'de çocukluğumu ve ilk ergenliğimi geçirdiğim o küçük evde yaşlanırım, orada sonsuza dek kalırım sanmışım... Öyle bir sanmışım ki bunu, sonrasında her İstanbul ziyaretim hüzün yüklü bulutlara dönüşmüş...
"Eski" eskimeyen bir anı zihnimin tavan arasında, "kız kardeş" kavramı ise bazen soluk ve biçimsiz bir hal alırken kalbimde, bazen de anı kutumun en önemli malzemelerini sakladığım küçük dünyamın büyülü ve hüzünlü bahçesi diyorum.
Ne çabuk büyüdük sahi? Ne çabuk uzaklaştık çocuk olmaktan? Ne çabuk değişti herşey? Ne çabuk kirlendi bu dünya? Ve biz ne kadar çok geç kaldık pek çok şey için.....
Yine de mutlu, yine de çok umutlu bir şey insanın kız kardeşinin, ait olduğu ailenin bir parçası hissedebilecek kadar yanında, yakınında bulması... Zamandan izler bularak kendini araması...
3 yorum:
hülya dan sonra fatma yıda görmek benim için çok hoştu..ve aynı anlamlı gözler..:)hayatım boyunca sana ait içimde saklayacağım yegane hazine gözlerin..canım arkadaşım:)
canım senin adına çok sevindim....şu herşeyin sonlu olduğu bu dünyada hep bişeyler olmaya çalışırken asıl sevdiklerimze yakın olmayı unutuyoruz!!!sevgiyle kal
Sabah çocuk sesiyle uyanılmasına lüks demişsin ya, valla hiç özenme, kısa bir süre içinse belki ama her Allah'ın günü çocukla(ve kargalarla) uyanmamak lüks aslında.:)
Ne güzel geçmiş günleriniz. Devamı gelir inşallah.:)
Yorum Gönder