Çarşamba, Kasım 28, 2007

Leyla ile Mecnun

Lise son sınıf öğrencileri, edebiyat dersinde, son bir haftadır meşhur Leyla ile Mecnun hikâyesini işliyorlardır. En ince ayrıntılarına kadar konu ele alınır. Ancak son dersin son dakikaları öğretmen sınıfa sorar. Son olarak sormak istediğin ya da eklemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?
Arkadan bir öğrenci söz ister,
“Hocam, ben her şeyi anladım da bir konu var tam kavrayamadığım. Bu Leyla, Mecnun un nesi oluyordu acaba?”
Öğrenciler gülmekten, öğretmenden sinirinden bayılmak üzeredir.
Bu, fıkra gibi olan yaşanmış olay ne zaman aklıma gelse ben de sorarım kendime sahiden acaba Leyla Mecnunun nesi oluyordu?
Kız arkadaşı mı? Yoksa yavuklusu mu? Belki de çıktığı kız, çatal karası çingenesi bile olabilir. Platoniğim ya da aşkımı diyordu acaba. Ferhat ile şirin, Romeo ve Juliet, kerem ileAslı, Ayşe ile Mehmet…
Hikâyenin hikâye olabilmesi için galiba bol miktarda “acı”gerekiyor değil mi?
Meşhur Lübnanlı yazar Halil Cibran, Ermiş adlı eserinde:” Kederin varlığınızda açtığı oyuk ne kadar derin olursa, taşıyabileceğiniz sevinç o kadar çok olur” diyor. Ben de başka bir deyişle. “Galiba mutluluk tohumları en güzel keder tarlalarında ve hüzün ikliminde, gözyaşı yağmurları ile yeşeriyor” diyorum.
Başakta tane olmak varken neden tarlada başak olasın ki? Petekte bal olmak dururken neden kovanda petek olasın ki? Şarkıda nağme olmak varken neden kitapta şarkı olasın ki?
Şu evrende var olmuş, var olan ve var olacak ne varsa; her birinin özü var.
Özününde özü var.
Peki, ama aşkın özü ne?
Biliyor musun? Dünyanın ve evrenin en büyük mutluluğunun özü hüzün, sevincin özü keder, vuslatın özü ayrılık.
Cohelho, simyacı’da “Aşk sevdiğin nesneye sahip olma duygusunu da yanında getiriyor” diyordu. Peki, sahip olmak aşkı ne hale getiriyor dersin? Aşk bir arayış değil de nedir? Aşk, aşık olunan şeyin özünü aramadır. O özü bulup çıkarma, ona sahip olma, onunla yekvücut olmadır.
Sen, o olursun, geçersin.
Aşk, geçmektir.
Öğretmen kısa bir süre süren şaşkınlıktan sonra kendini toparlar ve sınıfa döner:
“Arkadaşlar, Leyla Mecnunun her şeyi idi. Leyla ateşti, mecnun pervane. Leyla evrendi, Mecnun koskoca bir hiç. Leyla topraktı, mecnun yağmur. Leyla bir yoldu sonu olmayan, mecnun bir yolcu “öz” arayan. Leyla, Mecnunun nesiydi biliyor musunuz?
Sınıfta hiç çıt çıkmaz.
“Leyla mecnunun hiç bir şeyiydi” Mecnun zaten Leyla’ydı”
Zil çalar ve ders biter, çocukların hepsi ağlar, bir süre oturdukları yerden kalkamazlar, öğretmen gülümser ve sınıftan çıkar…

5 yorum:

Sanem dedi ki...

Bence,
Mecnun için aşk, Leyla'da vücut bulmuş. Ya kavuşsalardı? O zaman ortada aşk olmazdı ki...


Bence,
Aşk kelimesi artık o kadar çok kullanılır oldu ki... Aşkın anlamını bilmeyenler, bu kelimeyi olur olmaz yere ağızlarına doladıklarında üzülüyorum. Bir de "gerçek aşk" diye bir tamlama peydah oldu. Birbirini tamamlamayan, aşk'ı yerle bir eden iki kelime... Aşk aşktır çünkü. Gerçek aşk da ne oluyor?


Sevgili Kelebek,
Ukalalık ettiğimi düşünmüyorsun değil mi? :)) Yazdığım şu birkaç satır, aşk'ı tanıdığım için sadece...
Sevgiler!

s. dedi ki...

AŞK; erişilemeyene duyulan özlem...bir iç çekiş incesinden. Gönül yarası, ince bir sızı tüm düşüncelerini ele alan. Hayatını alt üst eden hoyratça, elini ayağını bağlayan, eylemsizlik anı AŞK...Mutlu bir kandırmaca ve yani aslında varolmayan ama varolmuş gibi yaşanılan bir bakış insana dair. Eline aldığında yokoluveren sabun köpüğü misali AŞK...şeffaf, parlak, alımlı, çekici ama uçup giden bir büyü misali hani.
Sadece o ana ait...

Deniz dedi ki...

Sevgili Butterfly, gelip mekânınızı görmek istedim :)Okuduğum ilk yazıdan çok etkilendim. Ayrıca başlığa yazdığınız söz "Yaşamı geçmişe ve geleceğe ipotekli olanlar bu günü nasıl yaşayabilir ki?" benim için de önemli. Görüşmek üzere :)

Butterfly dedi ki...

Sevgili Sanem, ukalalık ettiğinin elbette düşünmüyorum, herkes tanıdığı kavramı, tanıdığı cümlelerle açıklar elbet, bundna daha doğal ne olabilr ki?
Sevgili ss, aşkın erişilmeyene duyulan özlem olduğu konusunda sana kısmen katılıyorum, ben de daha güçlü bir şeyi barındırıyor, imkansıza duyulan özlem!

Sevgili Deniz, hoşgeldin:)

Geveze Kalem dedi ki...

Arkadaşım yine söyleyecek söz bulamıyorum. Tüm yazıyı tıkır tıkır örmüş, son ilmeğine de bir düğüm atmışsın, gerisine ben ne yapabilirim ki?:)

En az Halil Cibran kadar, hatta onunkinden daha etkili bir cümle kurduğunu söyleyebilirim.

Ben de basit bir şey ekleyeyim; hiçbir kimse, aşk kazanında kızgın tutku kaşığıyla kavrulmamış hiçbir kimse bu cümleleri böylesi bir yazıda bir araya getiremez.;)