Perşembe, Kasım 08, 2007

kelime Oyunu/Yollar


kelimeyi söyledim sonrada ortadan kayboldum sanmasın arkadaşlar, feci bir şekilde üşüttüm ve faranjit oldum, okulda kaöriferler yanmıyordu ve benim Pazartesi gece 23,00 a kadar dersim vardı, sınıfta öğrencilerde dondular resmen ve benim ders anlatırken parmaklarım morardı, eve geldim titriyorum, polar battaniyelere sarıldım, yorganın altından çıkmıyorum ama titreme nöbet şeklinde devam etti,oğlum baktı bana, hemençorba yaptı minik elleriyle, mutfaktan bağırıyor "nasıl anlayacağım yeteri kadar kaynadığını, içine başka ne koyacağım" diye, sonra gelip minik elleriyle ateşimi kontrol etti,hatta "sen arabayı kullanamassın doktora taksiyle gidelim" dedi,ertesi gün okuldan çıkar çıkmaz (her zaman ben onu arardım) beni aradı "nasıl oldun anne şimdi nerdesin" diye, sonra eve gelip "sen sakın her gün hasta olma anne çok kötüymüş bu duygu" dedi. ilaçlarımı alıyorum, boğazımda ağrı hala var ama iyileşiyorum. 2 gün evde yattım bu süre içinde ara ara kalkıp, hepinizin yazdığı yazıları okudum ama ben yollar ile ilgili kendim yazmaktan bir anda vazgeçip,-belki daha sonra denerim- Can Dündar'ın Uzaklar kitabında yazdığı bir yollar yazısını buraya yazmak istedim. Bir kış sabahı Ankara'da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin arkasındaki yokuşu tırmanırken elimde olan bu kitabın arkasında yazan yollar yazısını okurken hissettiklerim geldi aklıma... Ben bu kez bu yazıyı paylaşmak istedim... (Resim İstanbul,kalender,Tarabya yolu,sabah yürüyüşü sırasında annemle birlikte çekilmiş 2005 Temmuz arşivinden)


Ah! Yollara çıkmak lazım şimdi…
Geride tükenmez krizler, rafine rutinler, virane ilişkiler bırakarak yelkenleri şişirmek lazım… Doldurup bavula ertelenmiş coşkular, rüzgarları sırtlama, martıların peşine düşüp asfalt bilmez topraklarda koşmak lazım…
Serseri bir şişede imzasız bir mektup olup meçhul kıyılara vurmak lazım…
Kış bastırdıkça baharın izini sürmek lazım…
Unutulmuş paslı bir hançer gibi çekilmek kınından
Ve yollara süründükçe yeniden bilenip ışımak lazım…
Ah! Gökten yıldız yağıyordur oralarda;
Dallar hazdan kırılıyordur.
Şimdi uzaklarda olmak lazım….
Can DÜNDAR "Uzaklar"

13 yorum:

Ayşegül Taştaban Erzincanoğlu/ Behçet dedi ki...

Sana çok çok geçmiş olsun. Can Dündar'ın bu yazısını ilk kez okudum, çok hoşuma gitti. Yola çıkmadan bende yolla ilgili yazılar bırakıp çıkarım mavilimon'a, bir daha ki sefere bende bunu mutlaka yazmalıyım..
Sevgiler...

s. dedi ki...

Öncelikle çok çok geçmiş olsun! Gerçekten merak etmiştim yazını göremeyince. Ama bana yorum bırakınca biraz rahatlamıştım. Demek ki bi sorun varmış!
Kelime oyunlarını seviyorum ben..."rafine rutinler", "virane ilişkiler" ...
Şimdi yollarda olmak lazım...

Adsız dedi ki...

berrin dedi ki;

Bir bakarsınız kekik kokulu bir nisan sabahı koparıp alıverir sizi hayattan... Çiçek açmış bir kiraz ağacının hayaliyle YOLLARA düşersiniz.

Demir alır gönlünüzün limanındaki gemiler... Açılır gidersiniz...

Adsız dedi ki...

BERRİN DEDİ Kİ.......

YOLLARDA esmer tenli adamlar silah sıktı ayın karanlık yüzü­ne doğru; kurşun dökercesine gökkubbenin uğursuz mührü­nün üzerine... ve çocuklar teneke çaldı dolunayın ruhunu kurtarmak için, kara büyücünün elinden...

Bense durumu açıklarken "aydan dede"sini kaybetme telaşındaki oğluma; ne kara büyücülerden sözettim; ne de geze­gen sisteminden: "Güneşe tutkunmuş dolunay" dedim; "lakin karalar bağlamış, aralarına dünya girince..."

Sanem dedi ki...

Çok geçmiş olsun!!

Derin Sularda dedi ki...

Geçmiş olsun öncelikle, dilerim iyisindir şimdi.
Can Dündar'dan yollar, güzel olmuş ;)

Butterfly dedi ki...

Çok tesekkur ederim, daha iyiyim ilaçlarla yasıyor olsam da, hala üşüyor olsam da, en azından derslere girmeye ve az da olsa konusmaya başladım. Bir şeyi fark ettim ama, yalnızlığına cok duskun olan ben bile hasta olunca, oyle yatakta kıvranırken caresiz, ne yalan soyliyeyim, pek bi dokundu bana yalnızlığım. hstalık psikolojisidir değil mi? yani gecer gider:)

s. dedi ki...

"çaresizlik" dir belki, seni yalnızlığın "dokunan" yönüne çeviren. aslında her şey de biraz bu yokmudur? yani madalyonun diğer yüzü...

Sanem dedi ki...

Sevgili Butterfly,
Bloğumdaki 13 Eylül tarihli yazıya yazdığın yorumu yeni gördüm ve kendimi çok kötü hissederek cevapladım. Sen yazalı 10 gün olmuş ama ben Yonca'dan gelen bir mail sayesinde yeni gördüm daha. Böyle şeylere çok önem veririrm ve bana gelen her yorumu cevaplarım. O yüzden kendime çok kızdım. Özür...

Sanem dedi ki...

Yorumunun altındaki tarih 30 Ekim'i gösterdiği için öyle yazdım. Bugün 9 Kasımya... :))Neyse, sorun değil.

Geveze Kalem dedi ki...

Bana yine aynısı oldu Butterfly, sen yine 'oğlum,'deyince, 'beni aradı,' deyince, ben yine bildiğin 'öyle' oldum...

Sevmeyenlere daha da inat severim ben Can Dündar'ı. Aktarımın için teşekkürler. Ama en çok Berrin'in dizelerinin kime ait olduklarını merak ediyorum. Biraz Nazım kokusu aldım.
Sevgiler...

Butterfly dedi ki...

Sevgili ss, yalnızlığımı artık eskisi gibi sevmediğimi fark ettim sadece,ama umarım geçicidir yoksa tasınacak gibi değil bu duygusal agırlık. Sevgili Sema, can Dündar'ı diğer herkesten-yazarlar-gazeteciler- ayıran şey bana göre onun o üslubundaki incelik ve yumuşaklık sanırım, onun kalemi çok etkiler beni ama onu yakından tanıma fırsatı yakalamış bır arkadasım onun ıcın, "kendını yazılarda bulmus bır sosyofobık o" demıstı...
Sanem tekrar ozur ya, benım hafızam restkenesı olmus...

Mutlu Kum Taneleri dedi ki...

İadei ziyarete geldim. Ne güzel yamışsınız. Bazen iyiki blog kurmuşumda bu güzel insanlara tanışmama sebep olmuş diyorum. Takipteyim :)