Pazartesi, Ağustos 27, 2007

Kandille gelen çocukluk kokuları...

Bu üzümler öyle sanıyorum ki ananemin bağından toplanmış olmalı, ben çocukken o bağa ananemle birlikte gider sepet sepet üzüm toplardık bazı üzümlere ben isim takardım “bu kara kız olsun” derdim mesela, kutunun içine üzüm koyma fikrinin annemden çok ananeme ait olduğunu hissediyorum sanki, ananem 85 yaşında tonton bir nine oldu artık bu günlerde ama hala ben aradığımda sesimden tanıyacak kadar aydınlık bir hafızaya sahip, yaşlandıkça şekerleşen biri o, Evet özledim… Kimseyi özlemek istemiyorum dediğim bir zamanda onu da özlediğimi fark ettim… Belki kongre sonrası ben de onlara bir sürpriz yaparım, ne güzel olur, belki hepimize iyi gelen bir yolculuk, hatta arabayla bile gidilebilir, ağır ağır yolları tanıyarak, seyrederek, gördüklerimizi anlayarak, anlayamadıklarımızı yanımıza alarak… Yolculuklar…
Bunun adı bizim köyde “kelek” ya da “hırt” diye bilinir, kavunun küçüğüdür ama onu böyle olmadan yemenin tadı bir başkadır, bu da benim çocukluk tatlarımdan biridir… Annem özlediğimi düşündüğünden koymuş olmalı kutunun içine… dedim ya sürprizli bir kutuydu, içini açtıkça yüzümde gülücükler açtı…

Tarhana bizim köye özgü bir yiyecek, benim için kokusunun da tadının a ayrı ayrı güzelliği olan bir yiyecek, yaz mevsiminde sıcaklar geçmeden yapılır, ana maddesi süt-yoğurt-yarma denilen buğdayın dövülmüşü. Hepsi kocaman bir kazanda kaynatılarak bir gece dinlendiriliyor sonra sabah iyice yorulup evlerin çatılarına serilen çığ denen kamış örtülerde serilerek kurutuluyor ve toprak küplerde saklanıyor, gerçi artık eskisi gibi toprak küpler kalmamış olmalı kasabada. Kışın kasabanın vazgeçilmez bir yiyeceğidir. Çorbası da nefis oluyor ama ben böyle taze taze yemeyi seviyorum çorbasını ne zaman yapsam herkes bayılıyor bir gün yapınca onunda tarifini yazarım buraya. Halam bilir benim tarhanayı ne kadar çok sevdiğimi, bizim ailede sadece ben ve oğlum yiyoruz bunu gerçi kardeşlerimin hiçbiri bilmediği için yemez de aramaz da… Ama benim çocukluğumun kokularını taşıyan bu kuru ve garip şeyi çok seviyorum… bir yandan bunları yazarken diğer yandan elimde tarhana kıtır kıtır yiyorumJ uzun yıllar oldu köye gitmeyeli çok istiyorum ama bir türlü kısmet olmadı belki de bu yalnızlığımda özlediğimi hissettiğim yerlerin içinde o da var… gidilmesi, görülmesi gereken bir yer… Tam da kalabalıklarda yalnız kalmak isteyen bana ne kadar iyi gelirdi eğer gidebilseydim… ahhh, keşke….






Bu kandil bize bir sürpriz vardı, Annem yaz başından beri Anneannemin yanında kalıyor, köyde, ben arayıp halamla bir koli yolladığını söyledi. Ben önce küçük bir şey sandım, meger kocaman bir kutuymuş. Halamda sağ olsun hiç aksatmadan o koca kutuyu terminale götürüp otobüse vermiş, ama bizim otobüs firmasının çok düşünceli personeli araç Tokat’a geldiğinde koliyi indirmeyi unutunca benim koli tekrar Ankara yollarına düşmüş, bir tur daha atıp Ankara’da nihayet biraz önce bana ulaştı. Tabi annemin çok sevdiğimi ve özlediğimi bildiği kabak çiçeği dolması bu yolculukta bozulmuşlardı, ama anneme söylemedim üzülmesin diye… Çocukluğumun büyük bir kısmı anneannemin yanında geçtiğinden bana onu ırlatan her şeyin ayrı bir anlamı var. Bir de annemden gelen kolilerin anlamı da ayrı tabi. Sanırım 8 yaşındaydım köyde bir sabah İstanbul’dan gelecek bir paketi beklemek için sabah ezanı yollara dökülmüştüm… Kıştı hava soğuktu bu günkü gibi aklımda o heyecanım o günlerde aklımda kalan tek şey o koliyi karların üzerinde oturup beklediğimdir. O yüzden gelecek paketleri açmayı seviyorum ama gene de çocukluk paketleri elbet çok başka, aradan yıllar geçmesine rağmen hep şunu düşünmüşümdür daha sonraları daha güzel süslenmiş ve benim için özel hazırlanmış bir sürü hediye paketlerini açtım ama hiç biri bana o 8 yaşımın karlı bir sabahında sokak ortasında yere oturup ta açtığım o paketten çıkanların bana verdiği tadı vermedi… Çünkü hiçbir hediye paketini o kadar heyecanla beklemedim...o günlerde ne güzel günlerdi…çocukluk…şimdi büyüdük…herkes büyüdü…hepimiz büyüdük ve hepimizi kuşatan başka başka telaşların peşinden sürüklenip duruyoruz... Çocukluk mu? o gökyüzü gibi hiçbir yere gitmiyor, bizi hep takip ediyor...

Hiç yorum yok: