Mayıs ayı sanki buraya uğramadı gibi koşarak uzaklaşıyor yanı başımdan. Dün bahçeye gidip kabak fidesi ektim. Daha önce ektiğim fideleri suladım. Okula uğrayıp birkaç eşyamı odama bıraktım. Hava çok güzel, bulutlar bembeyaz, gökyüzü masmaviydi. kampüs yemyeşil, ağaçlar bembeyazdı. Öğrencisiz, sessiz, cıvıltısız tadsızdı. Bu son bahar olsun öğrencisiz geçen dedim içimden. Dönüşte eski oturduğum yerdeki komşuma uğradım biraz sohbet ettik. Bana beyaz saçlarıma iltifat etti. Bu beyaz saçımı beğenen nadir bir kaç kişinin arasına onuda ekledim böylece:) Eve gelip köfte pilav yaptım. İftardan sonra çayı demledim ve elimde bardak biraz mutfak eşyası koliledim. Onu yaparken bilgisayarı mutfağa getirdim Hatırla Sevgili dizisinin (henüz yeni izlemiş olmama rağmen) Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asıldığı bölümü ve peşinden bir kaç bölüm daha yeniden izledim. Mutfak küçük bir gözyaşı denizine döndü yine. Aynı bölümü 3. kez izledim, aynı şekilde ağladım. Azalmadı gözyaşım. Demek ki acıyı bilmek kabullenmekle aynı şey değilmiş dedim yine kendime. Aynı acıya defalarca üzülebilmenin kanıtı. O kadar güzel çekmişler, o kadar güzel duyguyu geçirmişler ki. Düşündüm sonra bu idam kararını verenler, o idamı gerçekleştiren ekipte yer alanlar, onu getiren askerler, sağlık sorunu yok diyen doktor, postallarını bağlayan er, o, bu, şu bi şekilde dahil olmuş herkes bundan sonra hayatına nasıl devam etmiş olabilir? Nasıl? Gerçekten merak ediyorum varsa eğer yazılmış çizilmiş bir şeyler araştırmaya başladım. İnsna nasıl devam eder yaşamına artık böyle bir noktadan sonra... Ardından gece İsrail'in çocukları öldürdüğü görüntüleri düştü. Biraz da bu haberleri okudum. Mutfağı bıraktım bilgisayar başından kalkamadım. Saat 02 oldu böylece...
Çok hüzünlü bir gecenin sabahına yine hüzünle uyandım böylece. Ama güzel şeylerde oluyor hayatta. Bu gün çocuklar için içerik hazırlamak ve hazırlanmış olan içerikleri yaş grubuna uygunluğunu değerlendirmek üzere yapılan bir projede yaş grubuna göre hazırlanmış olan Tv içeriklerine görüş bildirecek bir ekibin içinde yer almak üzere bir teklif aldım. Proje İstanbul'da yapılmış. Ben buradan destek vereceğim. Projeyi yazan İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinden çocuk ve iletişim çalışan bir iletişim Prof. hocam. Seve seve kabul ettim. Ben çocuklara faydalı olabilecek işlerde yer alabilmek için çalışabilirim ve elimden geleni yaparak mücadele edebilirim sadece. Onların öldürüldüğü bir dünyayı nasıl güzelleştirebilirim ki başka türlü...
Cahit Sıtkı'nın şiiri düştü dilime bu sabah;
Affan Dede’ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var, ne adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!



