Perşembe, Haziran 03, 2021

 

 

Burada 3 gündür bir fırtına, arından şiddetli bir yağmur peşinden dolu yağıyor. Yağmura çok ihtiyaç vardı fakat fırtına ve dolu ile birlikte zarar veriyor. Kirazları dolu vurdu mesela. Buranın kirazları pek meşhur. Yurt dışına ihraç ediliyor bir köyden. Bahçeye gitmeye korkuyorum fideler ne halde diye. Gerçi vaktim de yok pek. Deliler gibi sınav okuyorum. Bu hafta staj raporlarını ve notlarını da gireceğim. Derslerde son 2 haftaya gireceğiz ve ben hala sınavları bitiremedim. Zamanı yönetemiyorum sanırım:(


Annemle konuştum dün akşam. Kendini iyi hissetmiyor bir süredir.Belli bir sebebi de yok konuşunca. Bilmiyorum bir yere sığamıyorum içim kötü diyor. Cumartesi günü buraya geliyor. Burada onu bir psikiyatriye göstereceğim. Oysa ablam psikiyatr ve annem daha bir ay önce onun yanında kaldı 2 ay kadar, ama ne yazık ki işe yaramıyor. Üstelik bir de öfkeli öfkeli konuşuyor annemin durumunu anlatırken. Bu gün hele bıktım ben diye bağırıp çağırıyordu. Ne büyük ironi!

Hayatın yasaları hiç değişmiyor. Kime bedel ödendiyse, eğer onun da sana emeği ve bedeli yoksa, (bazen olsa da fark etmez) vefa duygusu az gelişmişse ondan nankörlük göreceğin kesin. Sana kim bedel ödediyse o da sana aşırı düşkün olacak bu hayatta. Bu da kesin. Çünkü herkes bedelini seviyor bu hayatta. Bedeline düşkün oluyor. Gerçekten de değişmiyor. İlişkilerde de böyle sanırım eğer bir denge kurulmadıysa ilişkide taraflardan biri hep zalim oluyor. İlişkilerin bile yasası var. "Bedel ödeyen bedel ödediğine düşkünleşir"

çocukluğumuzun en temel gerçeği annemin ablamı ne kadar sevip ne kadar önemsediği idi. Evde hep ona hizmet edilir, çalışkanlığıyla evimizi gururlandıran ablama hep çok özen gösterilirdi. Tıp fakültesini kazandıktan sonra ise evdeki küçük patroniçe olmuştu. Onun dedikleri, kararları, düşünceleri, istekleri sorgulanmadan yerine getirilirdi. Çoğu izinlerimiz ondan çıkardı. Bu benim uzun yıllar kendimi o evde çocukluğuma hapsolmuş bir emanet olarak geçirmemi sağladı. Kendimi hiç bir yere ait hissedemeyişimin temeli. Çocukluğumda hiç bir özel yeteneğim olmadığını düşünürdüm. Şimdilerde ise çocukluğumda tutkulu bir meraklı olduğumun izlerine rastlıyorum hep. Fakat kendimi sevmem ya da kendimi kabul etmem diyelim daha çok de uzun yıllarımı aldı... Ne uzun bir hikaye bu. Burada kesmek en iyisi. Şimdilik...

Geçenlerde bir haber okudum

"Bir boşanma davası ve anne de baba da çocuğu istemiyor. Duruşma salonunda hüngür hüngür ağlıyan 12 yaşında bir kız çocuğu."

Bazılarının dediği gibi anne-babalık doğuştan getirilen bir his veya yetenek değildir, sonradan öğrenilir. Doğuştan gelen his olsa olsa her cinsin kendine has üreme isteğidir ve bazı insanlar anne babalık vasiflarindan yoksun olduğu halde kendilerini bu duyguyla seslendirir. Şimdi bu 12 yaşındaki kız çocuğunu hangi sevgi tamir edecek?

Bütün gün müzik dinleyip sınav kağıdı okuyacağım. Arada 2 farklı dersim var, birisi en sevdiğim Bebeklik Döneminde Gelişim. Çocukların bilişsel gelişimini anlatacağım diğeri ise en sevmediğim, rektörlüğün tüm birimlere sorunlu olarak bu dönem koyduğu bir :). Kariyer planlama, onları da yaparsam benden mutlusu yok. Gün bu gün 04 itibarıyla başladı bana:) Erkenden uyanmak ne güzel güne bir çok şey sığıyor. Diyorum ki saat 9 a doğru ooo herkes yeni uyanıyor benim cebimde bir sürü şey birikti bile:))

Sevgili Serkan Türk'ün o çok sevdiğim şiiri düştü dilime, onu paylaşmak istiyorum;

"Böylece de büyürmüş insan
giden birinin ardından su yerine
toprak dökerek, ben bir şeyimi kaybettim
diğerlerine benzemeyen bir şeyimi
yaz ölüleri diyorum hayattan geçip gidenlere
sırtıma alamadığım için acılarını içimde taşıyorum."

9 yorum:

parıldayan çiçek dedi ki...

Selam iki kızkardeşsin herhalde alanınız ilk çocuk ikinci son ortadaki kişilik üzerinde etkleri var. Biraz da yapı ile ilgili. Biz beş kardeşiz ilişkilerde sorun yoktu. Tabii ben üniversite mezunu olduğum için psikolojik olarak farklı davranırdı annem. Amam annemle ilişkimizde çok söz dalaşı yapardık. Ablamın annem ile ilgili sorunları vardı. Babamı daha çok severdi. Sessizdi. Ben istediğimi söylerdim. Belki ortadaydım. Sanki tahtaravellinin dengesi gibi. Anneniz zor günler geçiriyor. Bende sabah erkenciyim. İşleri yolunuza koymanız iyi. Gün bereketli oluyor. Öğretmenken sabahçı olmayı severdim. Psikoloji dersi bir gün öğleden sonraya konulmuş. Hele yemek yedikten sonra. Anlatmak zor oluyordu. sabah ilk saatler çok hoşuma giderdi. nereden nereye geldim. Sevgiler.

Butterfly dedi ki...

Sevgili Parıldayan çiçek 4 kız kardeşiz aslında yazıda ablamdan bahsettiğim için öyle anlamış olmalısınız. Ben ikinciyim. tam ortada:) İlişkiler çok karmaşık değil mi? Çocukluk çok belirleyici her anlamda. Güzel bir ilişkiniz olması çocuklukta ne büyük lüks bu günlere de taşınıyor çocukluğun gökyüzü...
Evet evet erken kalkmanın bereketi nasıl güzel oluyor.
Ben de üniversiteye geçmeden önce uzun yıllar öğretmenlik yaptım ve sabah anlatılan derslerin lezzetini verimini unutamam. Hem MEB hem özel okulda çalışmış biri olarak her ne kadar MEB bana hayal kırıklığı olsa da çok kıymetli şeyler öğrendiğim yıllardı. Psikoloji dersini de ne çok severdim. İyi anlatılan bir dersin lezzetini hiçbir çukultaya değişmem (çukulata vazgeçilmez tadlım olduğu için böyle dedim)

şule dedi ki...

canımın içi, anneciğinin gelmesine sevindim. ona da iyi gelir eminim senin yanında olmak. biraz bahçeye falan gidersiniz belki. gerçi senin haziran ayın çok yoğun geçecekti ama onun varlığı da iyi gelecektir sana.

bu bedel ödeme-sevme işi çok karışık değil mi. bir gün seninle uzun uzun konuşmak isterim bu konuda. aile ilişkileri hep çok karışık, bir o kadar belirleyici hayatımızın bütününde. sen belki olması gerekenden daha fazla emek vererek güzel bir iş çıkarmışsın kendin için. öperim seni yanacıklarından :)

serkan türk'ü hiç okumamışım ya ben...okumalı...

parıldayan çiçek dedi ki...

Selam psikoloji ve felsefe dersi anlatmak çok zevkliydi. Öyle harika sınıfları vardı. Sorun çözme dersin son on dak için. Öyle kişilikli öğrenciler vardı dinlemeyen arkadaşını uyarır bazen sarı gelinle bazen psikolojik rahatlama seansları ile bitirilen dersler. O günlere geri döndüm. Ben MEB'de çalıştım. Özel olarak dershanede. Sevdim sorunla karşılaşmadım. Sevgiler.

Butterfly dedi ki...

Şule haziran ayı çalışma planımı revize ediyorum her gün okula gideceğim evde çalışamam artık annem rahat vermez bana:) herşeyi defalarca anlatıyor unutkanlık başladı maalesef.. Belki iyi olur bir ay burada kalırız sonra köye gideceğiz zaten buradan onunla birlikte. ben çalışmaları toparlıyım bayrama kalmadan köye geçeriz.
Bedel ödemeyi yüz yüze konuşalım bir gün ama sana bedel ile ilgili küçük bir dosya yollayayım bir ara mailine öncesinde:)

Serkan Trabzon'da yaşıyor öykü yazarı aslında bir arkadaşımın arkadaşı yıllar önce tanıştık, buraya da gelip söyleşi yaptı öğrencilerle tüm öykü kitaplarını severim ama bazı şiirleri içime işler bu da onlardan. Genç bir öykücü. Tavsiye ederim:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Kelebekciğim,

Bu yazın çok içten ve derin bir duygu düşünce aktarımı olmuş. Pek çok satırda başımı "evet evet" ya da "hay Allah" anlamında sallayarak okudum. Benzer yaşantıları, insanların kendilerini anlama ve karşısındakine anlam verme çabalarını tanıyorum, ben de.

Bir ufak noktaya dikkat çekmek isterim, yaşlanmaya başlayan insanlarda bazen sadece ufak bazı eksiklikler nedeniyle farklılaşmaya başlayan davranışlar oluyor. Mesela, tansiyon ilaçları bazen sodyumu düşürüyor ve bu da bunamaya benzeyen unutkanlık yapıyor.
Ya da vücut artık seratonin üretmemeye başlıyor ve bunu dışardan antidepresan sınıfından ilaçlarla gidermek gerekiyor.
Bütün bunlar kapsamlı bir kan tahlili ve uzman bir doktorun dikkatli yorumuyla anlaşılıp kolayca yoluna sokulabiliyor.
Kişisel tecrübemden yola çıkarak hatırlatmak istedim, hayat bazen böyle desteklerle daha rahat akabiliyor, çünkü.
Sevgiler gönderiyorum. :)

Sade'Ce dedi ki...

Terapistlerin çocukları sorunlu olur derler, belki de genel anlamda ilişkileri sorunlu oluyor yakınlarıyla.. imza. kendi de terapist olan bir dost :))
Ben de merak ettim aslında bu "beden ödeme" konusunu, tam da anlamadım çünkü. emek vermeden ya da karşılık beklenen duygulardan farklı bir şey sanırım ama neyin bedeli onu anlayamadım. Merak ettim :)

Butterfly dedi ki...

Sevgili Ekmekçikız söylediklerin cidden önemli olabilir annem çok fazla ilaç kullanıyor hem tansiyon hem de inisülin belki de onlar yapıyordur. Önce bir tahlillerini yenileyelim belki başka bir yol açarlar bize. Fakat bir torba ilaçla geziyor vücut ne yapsın. Ne zor yaşlanınca. Oysa annem İstanbul'da 25 yıl bir mahalle bakkalı işletti, genç yaşta babam öldü ve 4 çocuğunu büyütüp okuttu. Ne akıllı becerikli bir kadındı. Umarım daha iyi olur.

Butterfly dedi ki...

Sevgili Sadece C, bedel konusu o kadar uzun ki. Fakat yine de biraz bahsetmek isterim.
Halk dilinde bedel çoğu zaman olumsuz bir süreçmiş gibi anlatılır.Örneğin birine kızınca ‘bunun bedelini ödeyeceksin’ deriz.Sanki bir ceza gibi anlaşılır yada negatif bir durummuş gibi. Bunun kabahatlisi herhalde Türk filmleri:)
Bedel “ Üretime dayalı sebep oluşturmak için bizden çıkan her şeydir.” Bir hedef Uğruna bir isteğimiz Uğruna maddi, manevi bizden çıkan herşeydir.
Bedel dediğimiz yaşam boyunca yapıp ettiğimiz her şeydir aslında. Egomuza ters olan ve bizden çıkan her şey bedeldir. Hayat ortaya ne koyduğumuza bakar, ne istediğimize bakmaz. Ne kadar bedel ödediğimize bakar. Bedel elde etmek istediklerimiz için gösterilmesi gereken azimdir, çabadır, sabırdır.
Kimi zaman uykusuz bir gece bedelimizdir, kimi zaman alın terimiz, bazen döktüğümüz gözyaşı, bazen çok zorlanarak cebimizden çıkarttığımız para, bazen sattığımız bir mal.
Bazen bir iş kurarken gece gündüz çalışmaktır. Cimriyken vermek, müsrifken biriktirmektir bedel.Hazzın yokluğuna ya da acıya tahammül etmek bedeldir.
Yani kısaca Hayat bedel ve karşılığı üzerine kurulmuştur.