Cumartesi, Mayıs 24, 2008

İyi ki....

Posted by Picasa
İnsan bazen herkese, her şey için zaman verirken, kendine hiç zaman vermiyor, sürekli bir kendini itekleme halinde sürüklenip gidiyor. İşte ben de bir süredir öylemişim. Sanırım bu süre de epey uzun sürmüş olsa gerek ki, yanımda ki herkes bundan bir süredir şikâyet etmeye başlamış. Bunu şimdi fark ediyorum. Bazen böyle şeyler yaşayabiliyor insan. Yanı başında duran, hep yaşadığı içgüdüsel olarak bildiği bir şeyin farkına varmıyor uzun bir zaman ve kendini hayatın akışına bırakıp o kıyıdan o kıyıya savruluyor. Bir an geliyor bir tokat gibi yüzüne çarpıveren gerçeği anlıyor, ya da ne zamandır anlaması gerekenleri anlıyor., belki bir şarkının sözlerinden etkilenip ,yada bir filmin ilk karesinde kendini görüp…-tatile gitmeden bir hafta önce ki gecelerden birinde uymaya çalışırken birden fark ettim bunu kendi kendime herhangi bir anımsatma noktasına ihtiyaç duymadan üstelik- … Demek ki hayatın telaşıyla, zoruyla, acısıyla, sıkıntısıyla, o hiç vazgeçemediğim ama başa da çıkamadığım yalnızlığımla dopdoluymuşum diye düşünemeden edemedim… Demek ki başka her şey beynimin bir kenarında bekliyor, bir gün fark edilmek üzere.
Sabah uyanınca, içim acıdı fark ettiğim şeyden… Çok fazla acıdı içim… Sanki bir şeyler kayıp gitti avuçlarımdan, ya da içimden bir yıldız daha kayıp gitti… Acının tarif edilebileceği ne kadar çok kelime varsa, o kelimelerin hepsi geçti içimden… Böyle durumlarda hep olduğu gibi kendimi, yaşamımı, beklentilerimi, elde ettiklerimi, edemediklerimi, yenilgilerimi, yanılgılarımı, başarılarımı kısaca aklıma gelen her şeyi sorgulamaya başladım. Sonra sorgulamam bitti, kendimi sürekli bir ceza verme durumunda bıraktığım için kendime olan kızgınlığımda hafifleyince görmem gerekenleri görmeye başladım, ya da görmem gerekenleri görebilecek ışığa kavuştu gözlerim. Aydınlığa çıktım. İşte tüm bunların ardından çıkageldi bu tatile çıkma fikri. Belki de bu kadar hesaplaşmanın ardından bir yenilenme, bir tazelenme heyecanı sardı beynimi ve bedenimi, bunca hesaplaşmanın ağırlığından kurtulma, denizle kucaklaşma, yosun ve iyot kokularını içine çekme arzusu belirdi yüreğimde. Yeniden canlanma arzusu, belki de yaşadığımı gerçekten de hissetmeye ihtiyacım olduğu sinyallerini veren sadece yüreğim değil aynı zaman da bedenimdi de. Tatil teklifi ise aslında nerdeyse bir yıldır aralıklarla yapılan bir teklifti ama hiç bu kadar etkili, önemli, değerli, anlamlı ve cazip olmamıştı, sanırım zamanlama denilen şey bu olsa gerek, kendimle hesabımı yeni bitirdiğim bir anda çıkıp gelivermesi! –bazen işaretlere de inanmak gerek sanırım- Bir de tabi insanın nerde olursa olsun gerçekten ‘arkadaşım’ diye bahsini edebildiği birilerinin varlığını bilmesi, samimiyet ve güvenle, üstelik hiç çekinmeden ve hiçbir kaygı duymadan kendini ortaya koyması kadar enfes bir şey olamaz! O ne güzel bir histir ki anlaşılmama kaygısını hiç taşımadan, hiçbir şeyden çekinmeden, korkmadan, utanmadan, içinde acabalar barındırmadan, içinizde ki çocuğu bile saklamadan üstelik, tüm doğallığınızı üzerinize giyinip,
birinin gözlerinin içine bakmak, hatta onca ciddiyetine rağmen burnundan makas almak, çekiştire çekiştire konuşmak, durup dururken pinokyo muamelesi yapmak, karşılığında hoş bir gülümseme ile sevgi ve anlayışla karşılanmak… Çok sevdiğim, nicedir unuttuğum ve çok özlediğim kendim olmanın doyumsuz tadını yaşamak, ya da o tadı yeniden yeniden hatırlamak...
'arkadaş' olabilmenin ayrıcalığını hissetmiş olanların anlayabileceği türden ayrıntıların gizlendiği bir coğrafya anlatmaya çalıştığım....

Yıllar önce benim arkadaşlığım için yazılmış satırlar düştü zihnime, bir arkadaşım bana; “Onun o gökyüzü kadar saf, temiz ve berrak kalbinde bir yer bulmuşsam ve ona birazcık olsa ulaşabilmişsem ne mutlu bana. Eğer onunla şimdiye kadar, iyi bir arkadaşlık kurabilmişsem ve onu tanıyabilmişsem, bunu onun bir arkadaşlık kurmadaki çabasına ve başarısına borçluyum… ÇOK YAŞASIN…” yazmıştı, ne demek istediğini anlayabiliyorum, arkadaşlık kavramının da ne kadar değerli ve korunası bir şey olduğunu öğreneli uzun yıllar oldu, üstelik yere düşürmeden taşınması gereken bir cam fanusun içinde, özenle saklanıp, büyütülmesi gereken bir şey olduğunu da hiç unutmadan yaşıyorum uzundur.
Şimdi ben de aynı duygular içindeyim…
Sanırım kız kardeşimden okumuştum bu satırları, “Yıllardır verilen emeklerin meyvelerini döktüm kucağıma ,hapur hupur yiyiyorum…Yaşanmış her tesadüf, başımızdan geçen tüm şeyler için iy ki demenin rahatlığıyla,….”
Evet,
iyi ki!

6 yorum:

s. dedi ki...

Bilmezmiyim, elini uzattığında olan dostlarımın varlığının beni ne kadar rahatlattığını. Bilmezmiyim, yargılanmadan, olduğum gibi kabul edilmemim verdiği mutluluğu..
Sadece bazen, onlara rağmen yalnız hissediyorsam da kendimi kıymet bilmediğimden değil, gerçeğin ne olduğunun ayırdına vardığımdan.
Ve bence de iyi ki! İyi ki bu blog dünyası açıldı da, sizler gibi dostlara da sahip olabildim...şu kısacık anlara rağmen.

Butterfly dedi ki...

iYİ Kİ DEĞİL Mİ? İYİ Kİ CANIMIN İÇİ , İYİ Kİ!

şule dedi ki...

oh be. geri geldin sonunda. hem de iyi geldin. iyi ki geldin :)

Butterfly dedi ki...

Geldim Şule'ciğim, geri geldim, iyi geldim, iyi ki geldim demi:)

sarı laleler dedi ki...

bana iyi geldiğin için çok teşekkür ederim canım arkadaşım:)
umarım artık bu ''farkındalık çukurundan'' bir an önce kurtulur ve özgürlüğüne kavuşur ruhum...

Emre dedi ki...

iyiki gerçekten iyiki:) çok güzel hareketler seninki hoşgeldin o halde:)