
Biyo bas bas bağırıyor, "neden yazıyorsunuz haaa çabuk söyleyin" diye, ben de günlerdir ona bir cevap vermeyi düşünüyorudum:)
İnsan hayatında belli deneyimlerden sonra hayal kırıklıklarına karşı hala bağışıklık sağlayamamışsa eğer, yıllar içinde yaralı ruhuna iyi gelen bazı ilaçları keşfetmeyi başarıyor. Herkesin kendi bünyesine uygun ilaçları var. Benim ilaçlarımdan biri saklanmak, ağlamak ve yazmak. Yazmak unutturmasa bile iyileştiriyor ve başka yollar açıyor bana. Aylar süren kendimi berbat hissetmelerimi birazda olsa unutturabiliyor. Ve işte tüm hissedilenleri yazıya dökmek… yazmak çıplaklaşmak demek benim için..ruhum soyundukça savunmasız, korunmasız kalıyorsun… Yazmak, yüzleşmek demek. Yüzleşmek cesaret ister. Bu cesaret öyle yüksekten atlamak cesaretine benzemez. Atlamak! Atlarsın ve biter. Ya başarırısın ya da sakat kalırsın. Ve ya ölürsün. Ama yüzleşmek ömür boyu sürer ve çok acıtır…
Buket Uzuner der ki; Yaptığı her şeyi iyi yapma konusunda ben insanların bazı yeteneklerle doğduklarına, bunlar arasında yeterince takıntılı ve hırslı olanların yeteneklerini geliştirip, onları başkalarıyla paylaşma sürecinde mücadeleye girdiklerini düşünürüm. Yani şair doğulur ama şair ölünmez gibi:) çünkü her insanın sahip olduğu yetenekleri geliştirme ya da sürdürme süreci denen çok adanmış, mücadele dolu yolu izlemeyebilir. İnsan aynı anda çok yönlü yeteneğe de sahip olabilir, ama içlerinden biri çok öne çıkacak kadar onu zorlar Edebiyatın dalları içinde böyle olduğunu düşünüyorum. Benim yazma tutkum beklide sadece böyle küçük bir şey. Yazmak beni zenginleştirir ya da ben böyle sanıyorum. Yazmak da başarmanın, tam başarmak değil de daha çok var olmanın bir parçası benim için… bu var oluş yalnızca kendimle ilgili ama. Ama hayat sadece okumaktan ve yazmaktan ibaret değil elbette. Benimkisi mecburiyetten sanki yazmak yaşamın hızı, doğanın gücü ve insanın aslında küçük bir fani oluşu karşısında kapıldığım panikle başa çıkmam için bir mucize eseri olarak bana verilmiş bir ilaç gibi. Yazmak yaşamla başa çıkabilmem için en etkili ilaç. Yazmak derin soluk alabilmeme, sakinleşmeme, hızla akıp giden duygu ve düşüncelerin anlamlarını kavrayabilmeme olanak sağlayan bir yöntem. Yazmak, her gün mutlaka kendimle baş başa kalarak kendimi dinlemem için kesinlikle ihtiyaç duyduğum, o yalnızlık saatlerinin en iyi dostu en mükemmel eşlikçisi, yazmak huzursuz ruhumu kısacık da olsa huzura kavuşturabilen büyük aşk, yazmak bana şimdiye kadar yakın olmayı başarabilmiş bir sevgili, yazmak okumak gibi çok sevdiğim bir eylemin en kıskanç ama en yakın akrabası sanki. Baş agrısı karşısında alınan bir ilaç.. Yazmasam ölür müyüm? Elbette hayır. Tabii ki yaşamayı sürdürürüm. Ama bir çeşit biyolojik hayattır o. Çünkü eğer okumaz ve yazmasam huzursuz, sinirli, mutsuz, negatif dolayısıyla katılımsız ve hayatın çok kıyısında biri olurum. Buna da ne kadar yaşamak denirse. Böyle zamanlarda eminim çekilmez biri olurum. İşte tüm bu nedenlerden dolayı beklide yazmak bir çeşit mecburiyet benim için. Yazmak ne kadar üşensem de geceleri dişlerimi fırçalamak kadar mecburiyetten. Çünkü ölene dek yanımda taşımak zorunda olduğum ruhumun huzursuzluğa yatkın bir iklimi var. Kahretsin ki var..Ve yaşam hepimizin bedenleriyle ruhlarına hangi ilaçların iyi geleceğini bize öğretmek konusunda çok acımasızdır. Sadece hissettiklerimi yazan birisi olarak bile yazmak, hiçbir zaman çok neşeli ve kolay olmamıştır benim için. Hatta zaman zaman çok yorucu yıpratıcı, sancılı ve acıtıcıdır yazmak. Yazmak için bile olsa göze almak çok önemli bir başlangıç noktasıdır benim için. Beklide yazmak kendimi en iyi ifade edebildiğim tek yol. Konuşmamı o kadar iyi bulmam mesela.bazen dağılır zihnim ve aslında söylemek istediklerimden çok başka şeyler çıktığını fark ederek mahcup bir tavırla susuveririm oracıkta.. Yalnızlıkla yazmak arasında da sıcak bir ilişki kurarım hep ve bu ilişkiyi sürdürmeyi severim. Sanırım o dışardan görünen sosyal ve dışa dönük yapımın içinde yalnızlığına ve mahremiyetine çok düşkün, hassas alıngan utangaç, çok kırılgan kendi içindeki ıssızda sessizce ağlayan bir başka kadın var...
1-Blog yazmaya ilk defa ne zaman başladım?
Aylardan Ağustos, daha yeni yani 2007’de, kendimi bir kötü hissediyorum ki sormayın, bir süredir takip ettiğim bloglar vardı, Bagdat Cafe bunların başında ama kız kardeşim Hülya’nın blogunuda takip ediyordum, bir de kuzenim Ödül’un ama asla yazabileceğimi, yani blog açabileceğimi düşünmüyordum, yoksa yazıyordum tabi orda burada bırakarak hem de… Kısaca 2007’in ikinci yarısında başladım yazmaya. Bu konuda bana en büyük cesareti Dory verdi, sonrasında bunun bana iyi geldiğini fark ettim, sevgili Biyonun dediği gibi, günlüklerimizi köşe bucak saklarken annelerimizden şimdi bu şakur şukur yazıp, okunma hevesimiz nedir dedim kendi kendime, sanırım tek sebep anlaşılmak arzusu, insan sadece bu arzu için kendini ortaya dökebilir, üstelik böyle pervasızca.
2-Blog yazılarımın konusunun belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
Tamamen içimden geldiği gibi, bazen saçmalıyor bile olabilirim, yani bunu düşünmüyor değilim de
3* Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
Elbette feragat ediyorum, etmiyorum diyen olamaz sanırım, ben de en az herkes gibi, bazen yemek yemeyi unutuyorum, yazmaya başlayalı daha az kitap okur oldum mesela, daha az uyuyorum, daha pratik yemekler yapıyorum, sokaklarda daha az geziyorum, daha az tv izliyorum demiyorum zaten eskiden de hiç tv izlemiyorum.
4 - Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
Kendimi zorunlu hissetmiyorum aslında ama nasıl takip ettiğim arkadaşlarım yeni yazılar eklemeyince bir huzursuzluk ve ihmal edilmiş duygusuna kapılıyorsam- evet tam tarif bu ihmal edilmişlilik- kendimde yazsam iyi olur diyorum ama yazmaktan zevk aldığım için yazıyorum. Ama aslında ben kağıda yazmayı seviyorum, kalemle yazmayı tuşları sevmiyorum fazla, kağıt kokusunu hissetmeliyim ben yazarken, kalemin sıcaklığını, dokusunu...
5 - Blog yazmayı ne kadar sürdüreceğim?
İçimden geldiği müddetce sürdüreceğim, bu blog sayesinde çok hoş arkadaşlar tanıdım, bundan ayrı bir keyif aldım, kendini, sesini, nasıl biri olduğunu görmediğim insanların kalemine hayran oldum, bazen onların sözcüklerinde kendimi buldum, bunun ben de yarattığı o hoşluk duygusunu sevdim, önemsedim, benimsedim, bu yüzden de bulduğumu sandığım bu güzelliği elbet kaybetmek istemem.
8 yorum:
senin yaziyor olman bana da iyi geliyor abla,ara ara kotu oldugunu okusamda,genel itibariyle iyi oldugunu bilmek bana da iyi geliyor..
Ohhh Vıp kişisi olmak ne güselmiş yahu:)
Sanki först klasta uçacaaz anasını satiim,süpper ;P
Kelebek ne yaptın,bize yeni yıl armağanı oldu bu bol fotolu,en içten duyguarınla dolu yazıların.Sabah sabah iyi geldi.
Evde çocuk olunca herşey gereği kadar olmalı demiş endişeli peri.Ben de bu yüzden miskinliği ve kurt kadınlığı bi kenara bırakıp her akşamki gibi ama eğlenceli,dolu dolu bi akşam geçirttim çocuklarıma.
Blog yazılarında anlattıkların çok güzeldi.İşte bu anlaşılma,anlatabilme,anlayabilme duygularımızdan dolayı yazmıyor muyuz?
Hep yazman dileğiyle
Adımın geçtiği yazılarda egom vernelle yıkanmış gibi oldu valla,eyvallah ;)))))
Haa bak unutmadan madem VIP kişisiyiz.Yukardaki güzel dileklerimden sonra müdiriyete bazı şikayetlerde bulunayım:)
1-Bana kapıda kalmışım hissini veren şu yorum yönetimi etkinleştiri kaldır.Cartdadanak görelim yorumumuzu anacım.
2-Girişi yapamadığım için 2.kere 3.kere birbirine girmiş salak harfleri yazmak zorunda kaldığım ve beynimden şüphe ettiğim kelime doğrulamayı kaldır.
Gereğinin yapılmasını arz ve tarz ederim efemmmmm
"Yaşam, hepimizin bedenleriyle ruhlarına hangi ilaçların iyi geleceğini öğretmek konusunda çok acımasız..." Çok doğru bir tanım, ama zor zamanlar değil midir hayatı daha değerli kılan... Bu değeri farketmemizi sağlayan...
Elinden kalemin, yüreğinden yaşam ilhamın, yüzünden gülümsemen eksik olmasın...
Sevgiler...
Sevgili Hülya, sana iyi gelmiş olduğumu duymak doğrusu kendi adıma çok sevindirici:) genel itibarıyla da kötü değilim aslında, öyle düşünme, bana nasip olan hayatı yaşıyorum, yani yaşamın bana getirdiklerini kabul ederek, sormayarak denebilir belki de, seni okumakda bana iyi geliyor, Adil'in büyüdüğünü ve gittikçe sana, bana ,Alpi'ye benzediğini görmek beni hem duygulandırıyor, hem de heyecanlandırıyor, uzaklıklar zaten artık en keskin gerçeğimiz-hulyalar benim kız kardeşim olurda, biraz torpil yapayım demi-:)
Biyo'cuğum artık kapıda falan kalmassın umarım müdiriyet şikayet değerlendirmesi yaptı tüm isteklerini kabul etti, sen yeterki mutlu ol diye:)
Sevgili Aslı, hayatımı zenginleştiren herşey beni hep acıtmıştır, bu yüzden benim gülümsemem hep hüzün barındırır içerisinde, bir arkadaşım bana "hüznün bu kadar yakıştığı bir başka göz daha tanımadım" demişti, ama güzel dileklerin beni mutlu etti.
sevgiler.
Vallahi bir fırsatını bulup sana mailden falan yazacaktım şu etkinleştirilmiş yorum yönetimini, Biyo ağzımdan kapmış gibi oldu. Bu yorumdan sonra test edeceğim bakalım doğru mu diye.:D
Yazarken saçmalamıyorsun arkadaşım, emin olabilirsin. Ya da saçmalıyorsan bile bu bana iyi geliyor.;-)
Giriş yazında kendimi buldum. Ama vazgeçtiğim kendimi...unuttuğum kendimi...ve gariptir bu sene yeniden hayatıma katmak istediğim kendimi...sağol!
Şahane olmuş valla!:D Yeni şablonu diyorum, sana yakışmış!:)) E hani sayaç? Eklemedin mi?
Ahanda ben de geldim ((:
Yaz tabi şekerim senin gibi güzel yazanı bloglar/blogerlar da kaybetmek istemez zaten ;)
Yorum Gönder