Salı, Ağustos 04, 2009

Yaz biterken




Zaman ne çabuk akıp gidiyor... Yaz bitiyor olduğunu farkkettim.
Bloga yazmaya başlayalı 2 yıl olmuş bunun 1 yılını rutin bir şekilde yazarak geçirmişim diğer yıl ise kısmen. kapatmaya gönlüm razı olmuyor, bir yandan eskisi gibi yazamadığım için haksızlık ediyormuşum, hakkettiği muameleyi vermiyormuşum hissi diğer yandan ise aralıklarla da olsa yazabilme umudunu taşıdığım için buraya ayrı bir anlam yüklüyorum buraya. Eski yazabildiğim günlerin özlemini çeksem bile takip ettiğim sayfalarda gezinmek bana ayrı bir lezzet veriyor.

15 gün önce 3 gün için İstanbul'a kaçmıştık 4 arkadaş, Sezen konserini bahane edip, hani iyi de gelmişti hepimize kısacık da olsa.

Şimdi ise yine kısa bir tatile çıkıyorum. İnternetsiz, telefonsuz, denizi, kumu ve güneşi bol, sakinliğin ve hareketliliğin iç içe olduğu bir 10 gün. Yenilenip, dinlenip, tazelenip geri gelmek, kaldığım yerden başlamak için.



Not: Fotoğraf Sezen için gittiğimiz İstanbul seyehatinden cumartesi sabah kahvaltı için gittiğimiz Rumelihisarindan Özlemle diğer arkadaşları beklerken.

Pazar, Haziran 21, 2009

Danimarka-Kophenag

Uzun zamandan sonra yeniden merhaba, kısa kısa da olsa Avrupa seyehatinden bahsetmeye başlıyorum nihayet. ilk durağımız Kophenag, Atatürk hava alanında uçağı beklerken aklıma Şule'nin bir sözü geldi "bu akademisyenlik zor iş" başlıklı yazısından, gülümsedim onu anımsayarak, hava alanında 4 akademisyen İsveç Malmö'deki Human Rights and Citizenship Education, the Eleventh Annual CiCe Network Conference katılmak üzere bekliyorduk. uzun zamandır yazamadığımın farkındayım ama bu süreç de böyle bir şey demek ki, en azından yaşamayı ertelemediğime seviniyorum. Şimdi kısa kısa Kophenag.
Bu ülkede bisiklet parkları var adım başı, herkes her yere bisikletleri ile gidiyor. Ne kadar güzel bir görüntü oluyor toplu bisikletler bir arada olunca bilemezssiniz. Düzenli bir kent, herşey bir düzen içinde, kocaman ferah ferah caddleri var ama gene de trafik yok, araba yok denecek akdar az, trafik zaman zaman bisiklet yolunda sıkışıyor o da trafik ışıklarından dolayı. Herkesin bisikletinin önünde bir sepet var çantalarını sepete koyup işlerine gidiyorlar, hatta çocuklarınıda arkalarına bağladıklarını gördüm zaman zaman.
Şehirde böyle kalabalık görmek neredeyse bir mucize insanlar sokata değşller, dükkanlar saat 5 de kapanıyor bu insanlar nerede yaşıyor merak ediyorsunuz ancak gece 12 den sonra herkesi sokakta eğlence mekanlarında bulmak mümkün onun dışında işte bu kalabalık neymiş merak edip yaklaşıp sorduk, burada neler oluyor diye.

Burcu daha çok yaklaşınca ben de resimleri çekmeye başladım, hemen poz vermeye başladı onlarda, kim demiş Avrupalılar soğuk insanlar diye, acaip eglendikleri belli oluyordu, ne kadar süre burada bekleyeceklerini sorduk, hava kararınca herkes toplandığında barlara doğru gideceklerini ve şovlarını yapacaklarını söylediler, ellerınde boyalar vardı bir yandan sürekli boyalarını birbirlerine sürüp bir de un gibi bir maddeyi sıvıyorlardı kıyafetlerine-ama bu ülkede hava gece saat 11 den önce kararmıyor ne yazık ki:) bir de gün saat 4 olmadan aydınlanıveriyor:) biz bir hafta hergünü buna şaşırıp sevinerek geçirdik:)


Biz resim çektirmek için yanlarına yaklaştık ama üstlerine sürdükleri kırmızı boyalar bize de bulaştı:) hepsi son derece sevimliydiler ve bizim sorularımızı gülümseyerek cevaplandırdılar. Bu ülkede herkes kendi dilleri olan danca dışında mutlaka ingilizce biliyor.



Kophenaglı gençler yılda bir kez yanlış hatırlamıyorsam ismini "dead aut put" ölüler yeryüzüne fırladı gibi, bir eğlence yapıyorlamış yaptıkları makyaj gerçekten de ölüler dirilmiş gibiydi, yollarda içip toplanmaya başlıyorlardı biraz konusunca anladık birikip barlara gidiyorlar ve sabaha kadar eğleniyorlamış. Bunu yılda bir kez yapıyorlarmış ve bizde buna denk geldik işte bu iki günlük Kophenag ziyareti sırasında.




Deniz kızına giden yolda kanal boyu acaip eğlenceli bir mekan olduğuna karar verdiğimz yerlerden biriydi, genel olarak insanları sokata görmek çok zor araba çok az trafik çok az herkes bisiklet kullanıyor ve bisiklet için özel olalr var, ilk önce toplu halde bisikletle gidenleri görünce hep birlikte bir yere gidildiğini düşündük ama sonra baktık ki aynı arabalar gibi sadece bisiklet yolunda karşılaşmış bisikletliler bunlar:) ancak bu kanal boyu heryer cafe ve var tarzında insanlar biralarını elllerine almışlar yol kenarlarına orturmuşlar gülüşüp konuşuıyorlar, hatta herkes birbrine gülümsüyor öyle soğuk insanlar falan da değiller. Kanalda botlar var gezinti için ama bizim zamanımız olmadı onlara binecek.





Kraliyet sarayının bir başka yüzü, bir sürü yönü vardır inanın, askerler tatil olduğu için yoktu belki ama heykeller koruyordu büyük iştihamlı görüntüleriyle....






kophenag hava alanına inice otele giderken bindiğimz taksi şöförü Türk çıktı biz de ona sorduk buraya gelmişken nereleri görmeden gitmeyelim diye, bize mutlaka Tivoli ve deniz kızını görün dedi, biz de bir günümüzü buna ayrımaya karar verdik çünkü zaten orada 2 gün kalacak 3. gün Malmö'ye geçmiş olacaktık. Deniz kızına giderken bir kanal yolu var sanki vikinglerden kalma, masal kitaplarından fırlamış bir sayfa gibi....











Burası kraliyet sarayı, sarayı koruyan askerler böyle korunaklı yerlerde duruyorlar ama bızım orayı ziyaret ettiğimiz gün tek tatil olan günmüş:) şansımıza küsüp olanla yetindik elbette.



Biz bu sarayı rehbersiz, kendi başımıza gördük, çok ihtişamlı bir saray içini göremeden etrafında gezinirken bile büyülendik doğrusu. Kocaman devasa kapılar ve tarihini bilmediğim ama oldukça eski olduğunu düşündüğüm devasa yapıda ki taş bina, bence Danimarkalılar
iyi sahip çıkmış tarihi yapılarına.


Tivoli ve deniz kızı görüntülerini bir başka yazıda anlatacağım. Tabi isveç Mölmö'deki günlerimizde.
sabrınız için teşekkür ediyorum, yeniden yazmaya başlamak böyle birşey yeniden tadlanmaya başlar umarım herşey.
Sevgiler..

Perşembe, Haziran 11, 2009

Andersan masal ülkesi:)

Döndüm, bir sürü yol hikayeleri, bir sürü fotoğrafla döndüm ama zamansızlık yüzünden yazamıyorum. Danimarka süper bir ülke, İsveç ondan da güzeldi. Anlatacağım. Sanırım bu hafta sonu bunun için zamanım olacak.
Sevgiler.

Çarşamba, Mayıs 13, 2009

Yola Çıkma Vaktidir...


Yollara düşme vakti geldi.... kendimi mayıs çiçekleri, bahar böcekleri gibi hissediyorum, oysa Hadiye hanım benim için; "leyleği havada görmeden leylek olan Nuran" diye tanımlama yapmış beni de epey güldürmüştü geçen gün:) perşembe günü İstanbul'da olacağım, cuma günü Amerika'dan (Harward universitersi) gelen bir grup hocanın okul ziyaretine eşlik edeceğim, pazar gün boyu Bahçeşehir Üniversitesinde aynı hocaların Erken Çocukluk Eğitimi programına katılacağım, pazartesi günü Ortaköy'de liseden sınıf arkdaşlarımla buluşup özlem giderdikten sonra 19 mayıs salı sabahı ise İsveç'e uçuyorum, bir haftalık "Çocukların Kimliği ve Avrupa Vatandaşlığı" konulu konferansa katılıp hemen geri geleceğim....
Yeni yol hikayeleriyle geri döndüğümde görüşmek üzere...

Cumartesi, Nisan 25, 2009

Yunanistan




Posted by Picasa

Yunanistan




Posted by Picasa



Posted by Picasa

Yunanistan









Posted by Picasa



Posted by Picasa

Yunanistan

(Bu köprüden geçerken hepimiz hayran jkaldık, bu ülkede neden trafik yok diye, neredeyse hiç yok, bizimle geçen 3 araç vardı, gişelere gelince öğrendik gerçeği, köprüden geçmek 60 Euroydu:)

Çok uzun zaman olmuş, neredeyse bir ay, gerçekten de bahar değil yaz gelmiş artık ama ben burayı ihmal etmeye devam etmekteyim.Ama hala okuyorum komşularımı:)


Çok uzatmadan kısaca bilgi vericem merak edenler için, Şule'nin dediği gibi bu akademisyen olmak zor iş:) bir Barış kongresi için Yunanistan'a gittim, Selanik ve Patras şehirlerini görme fırsatım, yeni insanlar tanıma fırsatım oldu, ilk dikkatimi çekenler Eğe kıyılarının çok benzeri olan bu ülkenin tertemiz denizi oldu, hatta öyle temiz öyle temizdiki, bir an heyecana kapılıp keşke bizim olsaydı dedikten hemen sonra, yok yok iyi ki bizde değil yoksa berbat ederdik diyiverdim.


Selanik'de Atatürk evini ziyaret ettik, konsolosluk çok ilgilendi bizimle, Zaten konsolosluk Atatürk evinin bahçesine inşa edilmiş, bahçede Atatürk'ün babasının diktiği nar ağacı hala duruyordu, evdeki eşyalar Türkiyeden Dolmabahçe'den yollanmış, acaip hisleniyor insan gezerken.
Patras Üniversitesinde olan kongre çok keyifli geçti, patras bir liman şehri, bir gece Yunan müziklerini dinlemeye gittik, şehri gezdik, gördük, büyülendik geldik. ben değil resimler konuşsun:)


Bir ay kadar sonra İsveç'e gidiyorum bir başka kongrede bildirimi sunmak üzere, sanırım o zamana kadar yazamam, ne güzel oluyormuş bu geziler, bu yıl leyleği havada gördüğüm kesin:) hiç de şikayetçi değilim emimn olun.